Yemesek de tweet mi etsek?

Sosyal medyanın nelere kadir olduğunu Koltukname’de ara ara tartışıyoruz.  Bir sosyal medya rehberi bile sunmuştuk. Yayıncıların okurla yeni ilişkiler kurmasından, ülke bazında sansüre kadar sosyal medyanın hem yeni olanaklar sağlayan bir yüzü hem de aslında var olan ilişkilere eklemlenen bir yüzü var. Bir de yarattığı kendi kültürü var. Özellikle yemek kültürü sosyal medyadan çok etkilenmişe benziyor. Organik gıdadan gurme lezzetlere, bütçelere uygun, hem de zengin bir mutfak kültüründen, farklı memleketlerin yemeklerini pişirmeye, yemek pişirme ve tatma konusunda internette bir patlama yaşandığı kesin. Bu Türkiye’ye de yansıdı elbette. Ben kaçırmışım ama aslında şu tarifi arar dururdum diyenlere Café Fernando‘nun Yemekosfer arama motorunu öneriyoruz. Buradaki yemek blog‘ları bazı kriterleri tamamladıktan sonra dahil olabiliyorlar.

Buraya kadar bahsettiğimiz yemek pişirenlerin tariflerini, yaratıcılıklarını ve zevklerini blog‘larda paylaşmaları. Bir de sosyal medyanın tarif paylaşımından ziyade görseller üzerinden anlık durum paylaşan araçları var biliyorsunuz. Twitter ve Facebook (ve Instagram) bunların önde gelenleri. İnsanlar kendi pişirdikleri ama daha da çok dışarıda, restoranlarda ya da sokak tezgâhlarında yediklerinin fotoğraflarını çekip arkadaşları ve dünyayla paylaşıyorlar. Bu “paylaşım” öyle bir boyuta ulaşmış ki food porn (yemek pornosu) denmeye başlamış. NPR‘ın yemek blog‘u The Salt, “Arkadaşlarınız sizi yemek pornusunda boğuyor mu?” mealinde bir anket düzenlemiş. Her ne kadar ankete katılanların çoğu (%46,87) “Yoo ne güzel yeni yemekler, yeni şefler, yeni tatlar öğreniyorum, ne olur daha da gelsin bu fotoğraflar,” diye cevap verdiyse de, “Yok istemem, bana ne elalemin yediğinden,” diyen de var (%28,12).

Kötü çekilmiş bir yemek fotoğrafıyla gerçekten güzel çekilmiş bir örnek arasında dağlar kadar fark olduğunu söylemeye gerek yok (çok güzel yemek fotoğrafları için Türkçede yine Café Fernando’nun fotoğraf blog‘unu, İngilizcede ise burayı, burayı ve bol ödüllü burayı öneriyoruz). Fakat kötü de iyi de olsa blog başka, sosyal medyadan yemek fotoğrafı bombardımanı başka bir mesele. Özellikle Twitter ve Instagram’ın bol kullanılmasıyla dışarıda yemek yeme deneyiminin önemli bir parçası bu deneyimin fotoğrafını paylaşmak olmaya başlıyor. Yani yemek için yemek değil, dışarıda güzel bir yerde güzel bir yemek yeme tecrübesi için de değil, bunu “seksi” fotoğraflarla paylaşmak için dışarı çıkmak. Henüz bu dönüşümün bu boyutta yaygın bir şekilde yaşandığını düşünmüyoruz ama tartışılmaya başlanmış olması bile ilginç.

Elbette bu tür bir yemek deneyiminin hem içerdiği hem de yaratacağı dertler bol bol tartışılabilir. Fakat NPR’daki yazıda da bahsi geçen bir klip var ki, yapılabilecek tüm eleştirileri kısa bir müzik klibinde çok da komik bir şekilde sunuyor. Temel mesajı “Tweet Etme, Ye Gitsin” diye çevrilebilir (Eat it, Don’t Tweet It). Müzikal parodi grubu The Key of Awesome‘dan geliyor:

Reklamlar

Yemesek de tweet mi etsek?” üzerine bir yorum

Yanıt Verin

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s