Poe’nun konyak tutkusu

Koltukname’nin 1. yaşını kutlarken de değindiğimiz gibi, Yemek Kültürü bölümümüzde yemeğin ve elbette içkinin edebiyatla buluşmasına sık sık yer veriyoruz. Dün paylaştığımız, ellerinde kadehlerle dağıtan yazarlar albümünün yanı sıra, daha önce yazarların favori atıştırmalıklarını ve kokteyllerini de tarifler eşliğinde yayınlamıştık. Zaten edebiyat camiası da yeme-içme sevdasını dillendirmekten kaçınmaz.

On gün sonra 204. doğum gününü kutalayacak olan Edgar Allan Poe’yla içkinin –ve gecenin– birbirlerine daha özel bir şekilde bağlı olduğu söylenebilir. Daha önce birkaç kere bahsettiğimiz Paper and Salt adlı blog, son yazılarından birinde Poe’nun konyak tutukusundan bahsetmiş, yazıya bir de tarif eklemiş. Özellikle yirmili yaşlarında elinde bir şişe konyak olmadan dolaşmayan Poe, kırkına geldiğinde içkiye neredeyse tövbe etmiş. Gençliğinde içtiği içkilere bol bol kumar da eşlik ediyormuş. Neredeyse her türde eser vermiş şair-yazar Poe hayatı boyunca parasızlıkla, soyulmakla, ihanetle ve bir yere yerleşememekle boğuşup durmuş. Poe’nun konyak tutkusu öyle meşhurmuş ki, 1978’den bu yana yazarın mezarına her yıl konyak şişeleri bırakan hayranları bile mevcut (Can Yücel ve şarap durumundan farklı olarak kimse mezarda içki mi olur, diye mezarını kırıp dökmemiş). Daha fazla bilgi edinmek, hatta gezinmek isteyenler Poe Evi ve Müzesi‘ne, yahut Poe Müzesi‘ne uğrayabilir. (O taraflara gidemeyip eserlerini okumak isteyenler Dost Kitabevi’nin Bütün Öyküleri ile İthaki Yayınları’nın Bütün Hikâyeleri ve Bütün Şiirleri‘ne göz atabilir.)
Devamı »

Haftadan Kalanlar // 28 Ekim-4 Kasım 2012

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz. 

* Kurt Vonnegut’ı daha önce bu sayfalara taşımıştık. Bu sefer Huffington Post‘ta gördüğümüz, eşine yazdığı bir mektubu paylaşıyoruz. Yeni bir şehre taşınan ve eşini özleyen Vonnegut bir yandan da yeni arkadaşlıklar kurmakta zorlandığını anlatıyor. Yerleştiği evi anlattığı cümlelere bayıldık: “Daire her gün daha fazla hoşuma gidiyor. Düşündüğümden daha dostane – hoş, yumuşak bir eski ayakkabı gibi. İçinde iyi çalışıyorum.”

* Yeni Yıldız Savaşları yoldaymış, zira George Lucas kendi şirketini Disney’ye satmış. Nasıl olur diye şaşıranlardansınız ya da bu iş buraya gidiyordu diyorsanız Financial Times‘ın Lucas profili ilginizi çekecek. Lucas emekli olurken, filmi kim çekecek bu hâlâ bilinmiyor. Hikâye daha önce perdeye yansımamış bir hikâye olacakmış.

* Meğerse Jean Paul Sartre helva severmiş. Yazarken zorlandığımız bu cümleyi pek sevdiğimiz blog‘lardan Paper and Salt‘ta okuduk. Bir kutuyu helvayı öğle yemeğinde yiyebiliyormuş ve hatta mektuplarında kitaplar geldi ama helva gelmedi, nasıl olur, diye sorabiliyormuş. Yazarların takıntıları olması elbette tanıdık fakat bu yine de şaşırtıcı.

“Sanat ve Yemek” üzerine

Feasting on Art’ı sizlere daha önce tanıtmıştık. Sanat ve yemek arasındaki ilişkiyi tarifler de vererek kurcalayan bu blog sadece natürmort değil, çok farklı mecralardan besleniyor. Arada haberler de veriyor ve biz de böylece muhtemelen hiç gidemeyeceğiz sergileri uzaktan sevme şansına kavuşuyoruz. İşte Art + Food: Beyond the Still Life (Sanat ve Yemek: Natürmortun Ötesi) sergisini de bu blog‘dan öğrendik.

Crave Sidney Uluslararası Yemek Festivali kapsamında görülebilecek sergi, natürmortun ötesine geçecek şekilde görsel sanatlar ve yemek ilişkisini ele alıyor. Son derece gündelik tüketilen gıdalar söz konusu çoğunlukla. Devamı »

Agatha Christie ve incirli portakallı çörek

Polisiye seviyoruz. Polisiye okumayı da polisiye yazarları hakkında okumayı da çok seviyoruz. Agatha Christie ilk okuduğumuz polisiye yazarıdır ve tahminimizce memleketteki çoğu okur için aynı şey söylenebilir. Son okuduğumuz olmadı ama. Patricia Highsmith’in yeri ayrıdır mesela. Ripley serisi olsun, diğer romanları olsun, büyük klasiklere benzetilmesi boş yere değil… İyi bir polisiye yazarıyla ilgili çok şey anlatır. Yazarın insanlara bakışı, yazarın sınıfı, yazarın kente, sokaklara, suça ve masumiyete bakışı. Yine iyi bir polisiye serisi tutarlıdır, aynı detektif ya da Ripley’de olduğu gibi aynı “suçlu” bütün seride karşımıza çıkar, tanıdık, bilindik bir karakter olur, hikâyeye bir devamlılık hâkimdir.Devamı »

Sylvia Plath ve limonlu pudingli kek

Daha önce kadın şairler ve yemek konusuna değinmiş, Emily Dickinson ve hindistancevizli kekten bahsetmiştik. Tarifini de vermiştik. Bugün de sevdiğimiz yeni bir blog‘da, Paper and Salt‘ta gördüğümüz Sylvia Plath’in limonlu pudingli kekinin tarifini çevirmek ve biraz da Plath’ten bahsetmek istiyoruz. Plath konusunda Türkçede şanlısıyız aslında. Günceleri Oğlak Yayınları‘ndan yayımlanmıştı. Gerçekten Plath’in tartışmalı hayatını kendisinden okumak büyük bir şans. (Gerçi tükenmiş gözüküyor yayınevinin Devamı »

Twitter yayınları tuvalet kâğıdında

Amerikalı vatandaşlar, tuvalette kitap yahut dergi yerine tuvalet kâğıdı okuma konusunda ısrarlarını sürdürüyorlar. Üstünde “günün kelimesi”, Bin Ladin’in resmi vb. birçok çılgınca/saçma şey olan tuvalet kâğıtları kullanma (ve bu uzun kelimeyi kısaltarak toilet paper yerine TP deme) alışkanlıkları eskilere dayanan Amerikalı dostlarımız, ocak ayında rapor ettiğimiz üzere en son Herman Melville’in başyapıtı olan Moby Dick‘in tamamını tuvalet kâğıdına daktilo edip 1000 dolara satmaya kalkışmıştı.Devamı »