Haftadan Kalanlar // 22-28 Haziran 2015

* “Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiliyor” ya da “Düzenli kahve içenlerin damarları daha temiz.” Kahve yerine herhangi bir yiyecek, kalp ritmi bozukluğu yerine herhangi bir başka risk, temiz damarlar yerine de herhangi başka bir fayda koyabiliriz. İsviçreli bilimadamlarının tek işi yiyecekleri övecek ya da yerecek deneyler yapmak sanki. Her an yeni bir çalışma, her an yeni bir sonuç. Siz de bunlardan bizim kadar sıkıldıysanız, Johannes Bohannon’un “Çikolata yiyen kilo veriyor” sonucuna ulaştığı sahte deneyine göz atmanızı öneriyoruz. Bohannon bu projeyi, sahte bilimselliğe dayanan diyet endüstrisiyle ilgili bir belgeselin parçası olarak yapıyor. Medyanın nasıl oltaya geldiğine ise ne yazık ki hiç şaşırmadık…

* Samsung, sollamalardaki riski düşürüp yol güvenliğini artırmak için kamyonlarının arkasına, kamyonun önündeki yolu gösteren kocaman bir ekran yerleştirmiş. Güvenlik artırma niyetiyle dikkat dağıtmadığı müddetçe güzel bir çözüme benziyor.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Enstantane buluşmalar

Amerikalı sanat yönetmeni Stephen McMennamy, basit arka planlar buluyor, iki tane ayrı fotoğraf çekiyor, sonra bu fotoğrafları stratejik bir biçimde birleştiriyor. Kesinlikle Photoshop kullanmadan yapılan çalışmanın sonucu, insanın algısını allak bullak eden buluşmalar. McMennamy sürecini şöyle anlatıyor:

Sadece etrafa bakıp ilginç bir şekilde uyum sağlayabilecek ya da birleştikten sonra hoş bir tezat yaratabilecek şeyler arayıp bulmakla alakalı. Sürece gelince, sadece bir şeyler bulup en temiz açıdan fotoğraf çekmeye çalışıyorum.

Basit ama yaratıcı. Biz en çok dondurma üstünde kayaktan hoşlandık, sizin de beğendiklerinizi yorumlara bekliyoruz. İlgilenenler için McMennamy’nin Tumblr’ı burada, Instagram’ı ise burada. (Bored Panda aracılığıyla.)

funny-photo-mashup-combo-stephen-mcmennamy-1Devamı »

Şampiyonların Kahvaltısı’ını bir de John Malkovich’ten “oku”yun

John-Malkovich-john-malkovich-32370625-900-896

Kurt Vonnegut‘un en bilinen, en sevilen eserlerinden Şampiyonların Kahvaltısı‘na, şimdi John Malkovich’in seslendirmesiyle sesli kitap olarak ulaşılabiliyor. Bir Amazon şirketi olan Audible‘ın yayınladığı roman, Vonnegut dünyasının meşhur bilimkurgu yazarı Kilgore Trout’la tanışan ve tüm eserlerini kurgu değil de gerçek sanan otomobil satıcısı Dwayne Hoover’ın hikâyesini anlatıyor. Şahsen Hollywood’un en etkileyici seslerinden birine sahip olduğunu düşündüğümüz Malkovich, kitapla ilgili şöyle diyor:

Şampiyonların Kahvaltısı bir aktörün isteyebileceği en iyi senaryolardan; canlandırması müthiş keyifliydi. Umarım Vonnegut hayranları, bu zorlayıcı ve komik Amerikan klasiğini dinlerken eğlenirler çünkü ben kaydederken çok eğlendim; kitapla ilk defa tanışanların ise onu kırk yıl önce olduğu kadar taze ve güncel bulacaklarına inanıyorum.

Devamı »

Farklı dillerin “chicken translate”leri

chicken translate

Çeşit çeşit konuda uzmanların konuşmalarıyla kimi zaman ufkumuzu açan, kimi zaman sadece zaman öldürmemizi sağlan TED, altyazılar için çok geniş bir çevirmen kadrosuna sahip. TED’in gerçekten güzel bir çeviri sistemi var: Kısa bir başvuru formu doldurarak TED’e kaydoluyor, sonra henüz çevireceğiniz dile çevrilmemiş videolardan birine talip oluyorsunuz. Talip olduğunuz videonun altyazısını belli bir müddet içinde çevirmek zorundasınız. Yine sizin gibi gönüllü bir çevirmen çevirinizin üstünden geçtikten sonra altyazı yayınlanıyor. Bu şekilde birçok farklı dilde altyazı mevcut olduğundan konuşmalara dünyanın her yerinden insan ulaşabiliyor.

TED çevirmenlerine, kendi dillerinden motamot çevrilemeyecek deyimler sıralamalarını istemiş. Ortaya çıkan sonuç, bir nevi “chicken translate”. Tabii dille ilgili her konuda olduğu gibi, farklı kültürlere de ışık tutuyor. Japonların kafayı kedilerle bozduğunu, Tamillerin suya olumsuz anlamlar yüklediklerini görüyoruz. Her dilde hayvanlı deyimler kullanıldığını görüyoruz. Ya da farklı dillerde benzer anlamlara gelen farklı deyimler bulunduğunu görüyoruz. Örneğin bizim “Çıkmaz ayın son çarşambası” dediğimiz şey, Taylarda, “Bir sonraki reenkarnasyonda bir öğleden sonra”, İngilizlerdeyse “Domuzlar uçunca.” Acaba “asla olmayacak” sözünü vurgulamak her kültür için önemli mi? Bazı düşünceleri illa deyimlerle ifade etme ihtiyacı mı duyuyoruz?

Belki de en önemli soru: “Bilal’e anlatır gibi anlatmak”, Bilal’in kim olduğunu unutulduktan yüzyıllar sonra da bir deyim olarak kullanılacak mı? (TED Blog aracılığıyla.)Devamı »

Flannery O’Connor: Dostlar, dostlara Ayn Rand okutmaz!

flanneryoconnor

Bugünkü paylaşacağımız mektuplar ilgili söyleyecek fazla bir söz yok. Güney gotiği olarak tabir edilen akımın öncüsü, Amerikan ve dünya edebiyatının en önemli öykücülerinden Flannery O’Connor, oyun yazarı arkadaşı Maryat Lee’ye gönderdiği mektuba Ayn Rand’ı yererek başlıyor. Lee’nin bir önceki mektupta yazdıklarına yanıt vermekte olduğunu tahmin edebiliriz.

Umarım sana Ayn Rand’ı öneren arkadaşların yoktur. Ayn Rand’ın edebiyatı, edebiyatta varılabilecek en düşük nokta. Umarım kitabı metroda yerden almış, sonra da en yakın çöp tenekesine atmışsındır. Ayn Rand’ın yanında Mickey Spillane Dostoyevski gibi kalıyor.

Kısaca “Dostlar, dostlara Ayn Rand okutmaz,” diyen O’Connor, The Habit of Being kitabında yer alan mektubun geri kalanında başka konulara değiniyor. Bir yazarı edebiyatın en düşük noktası, kitabını da çöp olarak tanımlaması sizi şaşırtmasın. En meşhur öykülerinden “İyi İnsan Bulmak Zor”u analiz etmeye çalışan bir öğretmene verdiği yanıtta sivri dilini ortaya koyuyordu yazar:Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Hayatın acı gerçekleri

Danimarkalı yazar Mikael Wulff ve karikatürist Anders Morgenthaler –ikili birlikte Wumo olarak tanınıyor– eğlenceli illüstrasyonlar şeklinde bizlere hayatın acı gerçeklerini sunuyorlar. Grafik ve diyagram olarak hazırladıkları gerçekler, Facebook uygulamalarından bankanın açılış saatlerine, çamaşır makinesinin ayarlarından IKEA’nın labirentimsi yapısına, çoğunlukla batıya has sorunları tiye alıyor.

Bu yıl soğuk, yağmurlu ve rüzgârlı bir bahar geçirdiğimiz için biz özellikle “Bahar”dan hoşlandık. Sizin hayatınıza en çok hangi acı gerçekler uyuyor? Yorumlarınızı bekliyoruz. (Bored Panda aracılığıyla.)

truth-facts-funny-graphs-wumo-1
Bankaların Açılış Saatleri / Bankanın açık olduğu saat / İşten izin alıp bankaya gidebileceğiniz saat

Devamı »

Tolstoy’dan 17 yaşam kuralı

Tolstoy bisikletiyle. Başka yazarlar ve bisikletleri için bakınız.
Tolstoy bisikletiyle. Başka yazarlar ve bisikletleri için bakınız.

Tolstoy 1853’te, 25 yaşındayken şöyle yazmıştı:

Olağanüstü bir insan olduğum fikrine er ya da geç alışmam gerekiyor. Ahlaken benim kadar iyi, idealleri için her şeyi feda etmeye benim kadar hazır olan başka kimseyle tanışmadım.

Tevazu gösterdiği söylenemez. Ama olağanüstülük konusunda haksız da sayılmaz. Tolstoy “idealleri”ne ulaşabilmek için, yukarıdaki cümleyi sarf etmeden yedi yıl önce kendine yaşam kuralları belirlemişti bile. Bunlar şöyleydi:Devamı »

Haftadan Kalanlar // 8-14 Haziran 2015

* Sevgi Soysal’ın anlatımıyla 12 Mart. Soysal, tutsaklık anılarını Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu‘nda ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Soysal külliyatı İletişim Yayınları’nda.

* Samuel Beckett, Berlin sokaklardına avare avare dolaşırken.

* Derviş Baba Deliler, Abdallar, Meczuplar, Aşıklar Kahvehanesi’nin sahibinden: Görüyorsam Duyuyorsam Sorumluyum!

* İngiliz saat hediye etmeyi maharet sanırsa…

* Kadın cinsel istismara uğradığı yoga stüdyosunu yakarsa…

* Jon Snow akşam yemeği davetinize katılırsa…

MoMA koleksiyonuna yüzlerce August Sander fotoğrafı kattı

Otoportre, 1925.
Otoportre, 1925.

New York’taki Modern Sanat Müzesi, MoMA, Alman portre ve belgesel fotoğrafçısı August Sander’in 619 fotoğrafını satın aldı. Fotoğraflar, Sander’in büyük projesi, “20. Yüzyılın İnsanları” kapsamında yer alıyor.

Sander, 60 yıl boyunca çeşit çeşit meslekten, yerden, sınıftan insanları fotoğrafladı. Neredeyse insanlığın bir fotoğraf arşivini çıkarmak istiyordu. Bu çalışmasını kendi ülkesi Almanya’da yürüttüyse de amacı ve nihayetinde ortaya çıkan sonuç, evrenseldi. John Berger‘ın “The Suit and the Photograph” (Takım Elbise ve Fotoğraf) adlı denemesinden alıntılamak gerekirse:

Tam amacı, 1876’da doğduğu Cologne yöresinde her türden, sosyal sınıftan, alt sınıftan, işten, meslekten, ayrıcalıktan gelenleri temsil edecek arketipler bulmaktı. Toplamda 600 portre çekmeyi umuyordu. Projesi, Hitler’in III. Reich’ı yüzünden yarım kaldı.

Sosyalist ve Nazi karşıtı olan oğlu Erich, toplama kapmında öldü. Babası arşivlerini kırsal bölgede gizledi. Bugün geride kalan şey, olağanüstü bir sosyal ve insani belge. Bugüne kadar hemşerilerinin fotoğraflarını çeken hiç kimse bu derece şeffaf bir belgesel oluşturamadı.

Denemenin adı, Sander’in en meşhur fotoğraflarından biri olan “Genç Çiftçiler”den geliyor. Bir köy dansına gitmekte olan üç delikanlının fotoğrafında Berger, işleri gereği fiziken hareketli olan, dolayısıyla da rahat giyinmeleri beklenen çiftçilerin üstlerinde neden takım elbiseler olduğunu irdeliyor. Yazı, Berger’ın Understanding a Photograph adlı kitabında. Söz konusu fotoğrafı ve “20. Yüzyılın İnsanları”ndan sevdiğimiz birtakım diğer fotoğrafları aşağıda görebiliriniz. (The New York Times aracılığıyla.)Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Meşhur yazarlardan sarhoş mesajlar

The Paris Review‘dan Jessie Gaynor, ünlü yazarların sarhoşken ne gibi mesajlar atacaklarını hayal etmiş ve hayalini –bir istisna hariç– iPhone’lara resmederek canlandırmış. Bizim burada ve burada gördüğümüz resimlerin tamamını aşağıda çevirileriyle bulabilirsiniz. Şahsen en çok Roald Dahl’ın mesajından hoşlandık. Sizin en sevdiğiniz yazar ve/veya mesajları da yorumlara bekliyoruz.

Yazarların gerçek sarhoş hallerini merak edenleri de buraya alalım.

Document1
Geri gel! / Geri mi? / Bara! / Orayı hatırlıyorum… / Evet, 45 dakika önce tuvalete gittin. / Geri gel. / Gelemem. / Ee… İyi msn? / Odanın dönmeyi bırakmasını bekliyorum.

Devamı »

Bu defa gitmemesi ümidiyle…

ahmethamditanpinar

Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul, zurna, sokaklara fırladık.

Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi tekrar elimizden alır? Yoksa biz mi birdenbire bıkar, “Buyurunuz efendim, bendeniz, artık hevesimi aldım. Sizin olsun, belki bir işinize yarar!” diye hediye mi ederiz? Yoksa masallarda, duvar diplerinde birdenbire parlayan, fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire kömür veya toprak yığını haline giren o büyülü hazinelere mi benzer? Bir türlü anlayamadım.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü 

Falda gecekondu çıktı

Adalet
Adalet

“Ghetto Tarot” (Gecekondu Mahallesi Tarotu), belgesel fotoğrafçı Alice Smeets ile Atis Rezistans adındaki bir grup Haitili sanatçının ortak projesi. Proje, 78 kartlık tarot destesini alıp her bir kartı fotoğraflarla yeniden oluşturmayı amaçlıyor: adından da anlaşılabileceği gibi, gecekondu mahallesinde çekilen fotoğraflarla…

Smeets projeyi şöyle açıklıyor:

Ghetto Tarot projesinin temelinde olumsuzu eğlenerek olumluya dönüştürme arzusu yatıyor. “Atiz Rezistans” adlı sanatçı grubu, çöpleri kullanarak kendi bakışlarını yansıtan sanat eserleri yaratıyor ve bu eserler atıkların arasında gizlenmiş buldukları güzelliği yansıtıyor. “Gecekondu” kelimesini kendi istedikleri anlamda kullanıyor, böylece aşağılayıcı imasından kurtularak özgürleşiyor ve onu güzel bir şeye dönüştürüyorlar.

Smeets çekimler sırasında yaşanan tuhaflıklardan da bahsediyor:Devamı »

Mark Twain’in 150 yıllık yazıları keşfedildi

California Üniversitesi, Berkeley akademisyenleri, Mark Twain‘in 29 yaşındayken San Francisco’daki bir gazete için yazdığı yazıları keşfetti. Yazıların 150 yıllık olduğu söyleniyor.

San Francisco Chronicle ya da o zamanki adıyla San Francisco Dramatic Chronicle için çalışan Twain, her gün 2000 kelimelik haberler ve makaleler yazıyordu. Ele aldığı konular polisten maden kazalarına, geniş bir yelpazeyi kapsıyordu.

Yazılar, Berkeley’deki Mark Twain projesi kapsamında eski gazete arşivlerinin ve kupür defterlerinin taranması sonucu buldu. Projenin editörü Bob Hirst, gazete arşivlerinin dijital ortama aktarılmasının bu keşifte büyük etkisi olduğunu belirtiyor. Devamı »

Haftadan Kalanlar // 18-24 Mayıs 2015

buzul* Çeviri konusunda iki uç görüş: Nabokov, Borges’e karşı. Sizce zaman içinde kim kazandı, çevirinin mutlaka aksaklık içerecek kadar motomot olması gerektiğine inanan Nabokov mu yoksa on kelimelik bir cümlenin yedi satırlık bir paragrafa dönüştürülmesini “yaratıcı sadakatsizlik” olarak gören Borges mi?

* Konuşurken, müzik aleti çalarken, nefes alıp verirken ve evet, sevişirken iç organlarınızın nasıl göründüğünü hiç merak etmiş miydiniz? MRI makinesi sayesinde görebilirsiniz! (Dikkat, ofis ortamına uygun olmayan görseller içerir.)

* Grönland’da, buzulların yavaş hareketini, daha sonra hızlandırma amacıyla videoya çeken iki kişi, inanılmaz bir sürprizle karşılaşıyor — büyük parçalar hareket etmeye başlıyor. Manhattan adasının yarısı büyüklüğünde bir alandan parçalar kendi içinde dönüyor, yuvarlanıyor, deviniyor. Muhakkak izlemeniz gereken bir doğa harikası:Devamı »