Yasaklar, yasaklar…

censor1-600x400

Şu dünyada duymamanız ya da görmemeniz gereken bir şeyler varsa eğer, buna şahsen karar vermeyi istemeniz çok doğal. Ama işlerin hep böyle yürümediğini biliyoruz. Bir aklıevvel çıkıp size neyi bilip neyi bilmeyeceğinizi söylemeye her zaman hazırdır. Bunu da gelenek, görenek, yasa, ahlak, genel geçer kurallar gibi zaman zaman oldukça tartışmalı hükümlere dayandırır. Bereket, artık teknoloji imdada yetişiyor. Önceki yıllarda “yasak” delmek, duruma göre zorlu bir sürece işaret edebilirdi. Oysa bugün “yasaklamak” eylemi, internetin sunduklarını düşününce anlamını yitiriyor. Hele de konu sanat, müzik olunca. Ülkemizin yasaklar konusundaki bayraktarlığı malumunuz. Özellikle 80’ler bu konuda zirve yıllarıydı. Pek de gizlemediği ve dönemin asker kökenli idarecilerini huzursuz etmesi pek olası cinsel kimliğine rağmen, Zeki Müren dışında sansüre uğramayan müzisyen pek yoktu. (Oysa bu konuda sadece bir adım ileri giden Bülen Ersoy, aforoz edilmişti). 80’lerin sansür makinesi sıkı çalışıyordu:

Sezen Aksu’nun “Sarışınım” şarkısı bestecisi Ermeni olduğu için;
Şanar Yurdatapan‘ın tüm albümleri sosyalist olduğu için;
Cem Karaca’nın 1 Mayıs albümü, “komünizm propogandası içerdiği” için;
tüm arabesk müzisyenleri zaten “arabesk denen ucubeyi icra ederek halkın beğenisini ve moralini bozdukları” için;
Barış Manço’nun “Lambaya Püf De” şarkısı müstehcen olduğu için;
Yine Manço’nun “Arkadaşım Eşek” şarkısı “insanın arkadaşı eşek olamaz” gerekçesiyle (hatta Manço’ya “bunu kuzuyla değiştir önerisi bile yapılmış);
Bulutsuzluk Özlemi’nin “Güneye Giderken” parçası “soldan güneş yükseliyordu” sözlerini içerdiği için (“güneş sağdan ya da soldan yükselemez” yorumuyla);
Ada Sahillerinde Bekliyorum” ise Adnan Menderes ve yargılandığı Yassı Ada’yı çağrıştırdığı için;
Grup Yorum ise zaten var oldukları için yasaklanmışlardı.Devamı »

Sevilmeyen evlatlar

Sanatçılar eserlerine çocukları gibi yaklaşırlar. Her biri onlar için özeldir, kıymetlidir, eşsizdir… diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama durum her zaman böyle değil. Bazen, ürettikleri bir eserden zaman içinde soğuduklarını, hatta keşke yapmasaydık, dedikerini duyuyoruz. Müzisyenlerden kimler, diye soracak olursanız, işte kısa bir liste:

1) Radiohead / “Creep”

“Creep”, Radiohead için aslında çok mühim bir parça. MTV’nin bu parçayı günde 60 kez çalması sayesinde onları tanımayan kalmamış, ilk albümleri Pablo Honey de bu sayede büyük satış rakamlarına ulaşmıştı. Buna rağmen, daha kayıt aşamasında bile grubun “Creep” için olumsuz bir bakışı vardı. Parçadan o kadar soğumuşlardı ki, “Creep” yıllarca konserlerde çalınmadı. Dahası, bir konserde, hangisi olduğu bilinmeyen bir grup üyesi, parçayı isteyen seyircilere “Kapatın çenenizi, bıktık ‘Creep’ten,” diye bağırmıştı.Devamı »

“Ufaklık” göçüp gitti

“Little” (Ufaklık) lakabı, ona boşuna verilmemişti. Jimmy, gerçekten minyatür bir adamdı. Bunun sebebi ise, diğer iki erkek kardeşinde olduğu gibi Kallmann Sendromu adlı nadir görülen genetik bir bozukluktu. Bu durum, ergenliğinin tamamlanmasına engel olmuş, onun adeta doğal bir kastrato sesine, bir ömürlüğüne sahip olmasına yol açmıştı. “Little” Jimmy Scott, geçtiğimiz haziranda hayatını 89 yaşında kaybettiğinde, halen genç bir “tenore contraltino” sese sahipti.

Jimmy Scott, iniş ve çıkışlarla dolu hayatına 1925’te, on çocuklu bir ailenin çocuğu olarak başlamıştı. Trajik hayatının erken döneminde annesini kaybetmiş, koruyucu bir aile tarafından büyütülürken kilise korolarında şarkı söylemeye başlamıştı. 1940’larda profesyonel kariyerine başlaması gecikmedi. Pek çok müziksever, Scott’ın sesini radyolardan biliyor ve onun bir erkek olduğunu öğrendiklerinde çok şaşırıyorlardı. Etkileyici sesi, zarif yorumları sayesinde 1960’lara kadar da müzik dünyasında tutunmayı başarmıştı. Ancak işler ordan sonra pek iyi gitmedi. Ray Charles’la yaptığı bir işbirliği sebebiyle, kontratı altında olduğu plak şirketiyle düştüğü ihtilaf, Scott’a pahalıya mal oldu.Devamı »

Dünya Barış Manço’yu keşfetmeye gecikmiş de olsa hazır

70’ler batıda pop müziğin sürekli evrimleşerek dünyayı fethettiği yıllardı. Yeryüzünün dört bir köşesinde müzisyenler, disco, rock, heavy metal ya da soul’la kendi estetik anlayışlarını birleştiriyor, yeni bir evreye giren kapitalizmin de onayıyla, batılı müzikte ufuklar durmadan genişliyordu.

Yerel müzikler de bu rüzgârın etkisiyle kendi yollarını aramaktaydı. Nijerya’da afro-beat’ler ortaya çıkarken, Tayland’da oldukça underground bir tür sayılabilecek Luk Thung, ortalığı kasıp kavuruyor, Etiyopya’da özgün bir caz palazlanıyordu. Her ne kadar batı, o sıralarda “dünya müziği” adını alacak yeni bir metayı piyasaya çıkarmamış olsa, bu nedenle kendi dışında olan bitene ilgisi (örneğin Beatles’ın Hindistan ziyareti gibi) nispeten düşük kalsa da, yereller bunu umursamadılar. Zaten batı müziğinin kendi içindeki dinamizm, kitlelerin bitmek tükenmek bilmeyen arayışlarını doyurmaya yetmekteydi; batı kendi müziğini üretip zenginleştirmekle oldukça meşguldü.Devamı »

Dağılmanın on hali

İnsanlar birleşir, insanlar ayrılır…
Hayatın döngüsü bu.
Sonsuza kadar yoldaşlık etmek kolay değil, belki de insan doğası buna müsait değil.
Tıpkı
Lenin ve Stalin,
Professor X ve Magneto,
Nizamülmülk ve Hasan Sabbah
ya da Atatürk ve Kazım Karabekir gibi, tarih, bir zamanlar bir arada olup sonra yolları ayrılan karakterlerle dolu.
Müzik dünyasında da bu durum farklı değil.
Rolling Stones, The Eagles, Aerosmith, Iron Maiden gibi orijinal kadrolarını onyıllarca koruyan gruplar olduğu gibi, olanca başarılarına ve servetlerine rağmen birarada kalamayanların sayısı da çok. Dağılanların hik#ayelerinden küçük bir seçkiyi aşağıda bulabilirsiniz:

1. The Smiths

Dağılma: Grubun gitaristi Johnny Marr, turneler, konserler, kayıtlar arasında koşturmaktan mutsuzdur. Giderek daha çok alkol alan, istediği müziği yapamadığını, yeni arayışlara zamanı kalmadığını düşünen sıkıntılı Marr önce bir süre için, sonra da ebedi olarak grubu terk eder. Marr’ın gidişi The Smiths için yolun sonu gibidir. Kısa süre sonra grup dağılır. Sonra ikili, basın üzerinden atışmaya başlar. Grubun diğer esas oğlanı Morrissey, Marr’ı başka müzisyenlerle yaptığı çalışmalar için suçlar, Marr da Morrisey’i müzikal tekdüzelikle.Devamı »

Bir festival taşınıyor

Dünyanın en büyük rock müziği festivallerinden “Rock am Ring”, bu yıl son kez Nürburgring‘de düzenlenecek. Festivalin ünlü pisti terketmesinin sebebi ise, pistin yeni işletmecisinin, alanda bir başka festival düzenlemeye karar vermesi.

Yaklaşık 30 yıldır Eifel’deki efsanevi yarış pisti Nürburgring, kendi gibi efsanevi Rock am Ring festivaline evsahipliği yapmaktaydı. Ancak organizatör Mark Lieberberg’in açıklamasına göre 2014 yılı, festival için bir dönemin kapanışı olacak. Bir sonraki festivalin nerede olacağı ise henüz belirsiz. Rock am Ring’in ikiz kardeşi Rock im Park ise bu durumdan etkilenmeyecek.Devamı »

Her şakada bir ciddiyet vardır

Alaa Wardi’nin dış görünümüne bakıldığında, Londra, Paris, Köln ya da New York’ta rastlayabileceğiniz gençlerden bir farkı olmadığını düşünebilirsiniz. Hatta onun gece kulüplerinde sahne alan bir DJ olduğunu da tahayyül etmeniz zor değil. Gerçekten de, Alaa her gün sahne alıyor. Ama gerçek bir kulüp ya da sahnede değil, YouTube’da. Tanınmış güncel parçaların espirili ve akapella versiyonlarını yayınladığı kanalı, 10 milyondan fazla kez izlenmiş bir fenomene dönüşmüş durumda.

İran asıllı olan Wardi, Riyad’da doğmuş ve büyümüş. Muhafazakâr Suudi Arabistan’da onun gibi sanatçıların topluma açık gösteri ve konserler düzenlemesi pek olası görülmüyor. Bunu farkeden Wardi de, 2011 yılında, kendi bestelediği bir parça için ilk videosunu evdeki bilgisayarının karşısında kaydetmiş. Sonra bir tane daha ve bir tane daha. Her denemesinde parçalarını biraz daha geliştirmiş. Sesiyle ya da kendi çaldığı enstrümanlarla ekler yapmış.Devamı »

35 yıllık bekleyiş biterken

Babooshka“,
Wuthering Heights“,
Cloudbusting“,
Running Up That Hill“,
Army Dreamers“,
Hounds of love“…

ve “The red shoes“,
And so is love“…

ve “Moments of Pleasure“,
Rubberband Girl“…

ve “James and the Cold Gun“…

Onu hatırlatmak için sıraladığımız şarkıların listesi daha uzar gider, bu kadarla yetinmek daha iyi olacak. Çünkü Kate Bush, 80’lerin tamamı ve 90’ların ilk kısmı boyunca sayısız liste başına imza atmış; dolayısıyla Kate Bush denince akan suların durması şaşırtıcı değil. Hatta bizim de dahil olduğumuz bir kesim için daha da fazlası söz konusu. O bir çığır açıcı, zarafetin müzikteki izdüşümü, “n’eylerse güzel eyler”i. İşte o Kate Bush, 35 yıl sonra ilk kez İngiltere’de 22 konserlik bir turne yapacağını ilan etti.Devamı »

Herkesin bir fiyatı vardır

LastDay6thRogerWaters-621
Roger Waters’ın The Wall konserinden bir sahne.

“Diktatör” kelimesi, malumunuz olan sebeplerle son dönemde ülkemizde çok sık telaffuz edilmekte. Ama kim diktatör, kim değil tartışmalarını dar ve kısır çerçevelere hapsetmeye de pek meğilliyiz. Özgürlüğün ve iletişimin bu kadar kolay ve çok yönlü olduğu bir zamanda diktatör olmak için ille de Hitler’e denk eylemlere imza atmak zorunlu değil.

Dünya üzerinde demokratik rejimler olduğunu iddia edip de gizli bir diktatörlük olan ya da hiç de demokratik olmadıklarını zaten beyan edip açık bir diktatörlük olan çok sayıda ülke var. En özgürlükçü, en çevreci, en demokratik yöneticiler olduklarını söyleyip vatanadaşlarına ölüm dahil her tür şiddeti uygulayanlar elbette en tehlikelileri. Koyun postuna bürünmüş kurtların etrafında ise envai çevreden insanlar bulmak mümkün. Buna müzisyenler de dahil. Hem de hiç beklemeyeceğiniz isimler bile.

Geçtiğimiz yılın yaz aylarında, Kazakistan’ın başkenti Almatı’da, rap müzisyeni Kanye West, çok seçkin konuklara ev sahipliği yapan bir otelde sahne aldı. 1991’den beri ortalam %90 oy oranıyla devlet başkanı “seçilen” Nursultan Nazarbayev‘in yeğeninin nikâhı sebebiyle düzenlenen gece için West’e ödenen tutarın 3 milyon dolar civarında olduğu gayriresmi kaynaklarca belirtilmişti. Nazarbayev, ülkenin doğal kaynaklarının gelirini hesaplarına aktarmakla ve sistemli işkence uygulamak gibi sayısız insan hakları ihlali yapmakla suçlanmakta.Devamı »

Amerika’nın en eski sol sesi artık yok

Hayatı, John Steinbeck ve Louis Begley romanlarının bir karışımı gibiydi. 1919’da New York’ta bir keman öğretmeninin oğlu olarak doğmuştu. Müzik, içinde öyle büyük bir tutkuydu ki, Harvard’daki sosyoloji eğitimini yarım bırakıp kendini tarihi folk şarkılarına ve güney eyaletlerinin blues müziğine adamıştı. Amerikan entelektüelleri siyahlardan “nigger” (zenci) diye bahsederken, o, ırk ayrımcılığına ve her tür yabancılaştırmaya karşı türkülerini neredeyse bir ömür söyledi. Onu televizyonlarda son olarak 18 Ocak 2009 tarihinde, ilk siyahi ABD Başkanı Barack Obama’nın görevi devralışında düzenlenen halk konserinde izlemiştik. Ve Pete Seeger, tek başına yazdığı bir tarih hüviyetindeki yaşamına, bu yılki Grammy ödüllerinin dağıtılmasından birkaç saat sonra nokta koydu.Devamı »

Kıldan tüyden konular

Saç, pek çok müzisyenin alametifarikası olarak bilinir. Örneğin Hendrix’in perması ya da Bob Marley’nin “dreadlock” stili herkesin zihninde yer etmiştir. Ama saç stillerindeki seçimler her zaman çok başarılı olamıyor. NME, müzik tarihindeki en kötü 25 saç stilini seçtiği bir liste hazırlamış. Biz de o listeden kendi seçtiğimiz “en kötü” 5 saçı aşağıya aldık:

1) Axl Rose

(Gerçek) Guns N’ Roses dağıldıktan sonra ne yapsa tutmayan Rose, kendisiyle özdeşleşmiş düz saçları ve bandanasından vazgeçip gulyabani olmaya karar verince radara yakalanmış. Artık obez, çirkin, başarısız ve fakat çok zengin bir müzisyenden fazlası olmayan Axl Rose için “Daha kötüsü var mı?” sorusunun cevabı hep “Evet”.Devamı »

Lucía’nın Paco’suna veda

Üzgünüz… Çok üzgünüz… Daha üç ay olmamıştı onu şehr-i İstanbul’da sahnede kanlı canlı izleyip dakikalarca ayakta alkışlayalı. Onu son kez izleyeceğimizi bilmeden bir sınava gider gibi hazırlanmış, eksi albümleri hatırlamış, kimisi doğduğumuz yıllardan bile yaşlı konser kayıtlarını hızla elden geçirmiştik. Şimdi ölümünün ardından konuşuyor olmak bizi derin kederlere boğuyor. Paco de Lucía, sadece yetenekli bir müzisyen, eşsiz bir gitarist, dev bir flamenko üstadı değil, tek başına çığır açan bir önderdi.

Portekizli annesi Lucía’yı onurlandırmak için kendine seçtiği lakabıyla, 60’ların başında müzik sahnesine çıkmıştı. Öyle bir aileden geliyordu ki, flamenko, günlük hayatın doğal bir parçasıydı. O yıllarda klasik flamenkonun genç ve tutkulu bir icracısıydı ama çok gecikmeden dünyada müzikle ilgilenen herkesin tanıyacağı “Entre dos Aguas” geldi. İki suyun arasındaki bu rumba, bir fenomen olan Fuente y caudal albümünün açılışıydı. Paco de Lucía’nın alameti farikası haline gelen bu parça, sadece Latin müziğinde ve Latin dünyasında değil, pop müzik dinlenen tüm dünyada bir “hit” olmuştu. Dahası (içimizden “halen” demek gelse de maalesef artık mümkün değil) birkaç gün öncesine kadar da konserlerinin vazgeçilmez parçası olmaya devam etmişti.Devamı »

Japonya’dan sıradışı bir skandal

Mamoru Samuragochi, uzun süre Asya’nın klasik müzikteki harika çocuğu olarak tanınmaktaydı. Geçtiğimiz günlerde 50 yaşına basan “Japonya’nın Beethoven’ı” lakaplı Samuragochi’nin bir itirafı, müzik dünyasında büyük şaşkınlık yarattı. Kısmi işitme engelli olan Japon müzisyen, eserlerinin bir hayalet besteciye ait olduğunu açıkladı. Hem de son 20 yıldır.

Samuragochi, hayranlarını kandırdığı için en derin üzüntülere gark olduğunu avukatı aracılığıyla belirtti. Avukatı Samuragochi’nin günahlarının bağışlanması için bir yol ve bunlara bir açıklama olmadığını sözlerine ekledi. Japon müzisyenin, bu duruma sebep olarak giderek kötüleşen işitme duyusu sebebiyle, eserlerinin en az yarısında bir başka sanatçıdan yardım aldığı da böylece ortaya çıktı. Bu hayalet müzisyenin adının Takashi Niigaki olduğu da iddialar arasında.

Samuragochi, 90’lı yılların ortasında bazı meşhur video oyunlarına bestelediği müziklerle tanınmıştı. 35 yaşındayken işitme duyusunu kaybetse de, çalışmalarına devam etti ve Hiroşima atom bombası kurbanlarına ithaf ettiği “Senfoni No. 1, Hiroshima” adlı eseriyle adını duyurdu. 2011 yılında bölgedeki tsunami felaketinde de bu eser, hayatta kalma çabalarının sembolü haline geldi.Devamı »

Arapça bilmeden “hepinizi I love you”

Ülkemizde de pek sevilen bir yarışma formatı olan Yetenek Sizsiniz programı, dünyanın en ücra köşelerinde bile düzenleniyor. Hatta yerel kanallar bile, Yetenek sizsiniz Çamlıhemşin gibi adlarla kendi yıldızlarını arayabiliyorlar.

Ortalama TV izleyicilerinin bu kadar yüksek ilgisi varken Arap dünyasının da bu yarışmadan mahrum kalması düşünülemezdi. Çekimleri Lübnan’da gerçekleştirilen Arabs Got Talent adlı yarışma da Fas’tan Irak’a\ tüm Arap ülkelerinde en çok izlenen üç programdan biri olmayı başarmış durumda. Buraya kadar olan durumda bir sıradışılık söz konusu değil. Sıradışı olan, yarışmanın son üç kazanma adayı arasına, Arapçayı çat pat konuşan, 23 yaşındaki Boston’lı Jennifer Grout’un kalması.Devamı »

“Senin paran burada geçmez”

Sevgili Morrissey,

Açıklıyorum: Şarkı sözlerinin, sesinin ve albümlerinin tutkulu bir hayranıyım.

Seni görmek için defalarca bilet aldım, yeniyetme zamanlarımda duygularımı ve düşüncelerimi şekillendirdin ve bugünkü sanatsal kaçamaklarım üzerinde de büyük etkin oldu.

Benim için o kadar önemliydin ki, bir seferinde Almanya’da seninle tanışma şansım olmuştu ve beni görüp benden hoşlanmama ihtimalin olduğunu düşünüce bu şansı kullanmama kararını oracıkta vermiştim.

Sormak istiyorum: Nasıl olur da üzerimde böyle büyük bir etkin olur?

İkinci olarak da: Gazetede hasta olduğunu okudum. Umarım hızla iyileşirsin. Ama okuduğum bir başka şey vardı, doktorlar turneye çıkmamanı salık vermişler ve sen de müzik yapmak istediğini ama hiçbir plak şirketinin ilgilenmediğini söylemişsin.

Bunun üzerine düşündüm ve bir deney yapmaya karar verdim.Devamı »

2013’te müzik dünyasında (tuhaf) ne oldu?

Daha önce müzik dünyasının bize 2013’te bıraktığı ve dikkatimizi çeken güzide mahsüle göz atmıştık. Sanatçılar, dünyanın ahval ve şeraitinden etkilenseler de, biriktirmekten ve üretmekten vazgeçmiyorlar. Ama bunu yaparken, bir kısım oldukça tuhaf hikâyeye de imza atıyorlar. O garip hikâyelerden seçtiğimiz beş tanesi aşağıdaki gibi:

1) Daft Punk Prezervatifi

Temmuz ayında Daft Punk, “Get Lucky” adını verdiği prezervatif markasını piyasaya sürdü. Fransız ikilinin prezervatif üreticisi Durex’le işbirliğinden doğan markanın hedefi, yeni kaydedilen Random Access Memories albümünü kutlamaktı. Ürünlerin ambalaj tasarımı, albümün kapağından esinlenenmiş ve pek çok ünlü DJ’e de paket paket eşantiyon gönderilmiş. Ünlü DJ’lerin gösterilerinde çok sayıda şişirilmiş balon görüyorsanız markasına dikkatle bakın.

Devamı »

Ayın karanlık yüzü artık öksüz

Geçtiğimiz günlerde, müzik dünyasına yönelik çalışmalarıyla tanınan ünlü tasarımcı Storm Thorgerson, 69 yaşında kanser sebebiyle yaşamını yitirdi. Görsel tasarım dehası olarak gösterilen Thorgerson’un yarım yüzyıla yaklaşan kariyeri böylece noktalanmış oldu. Thorgers’un ardından Pink Floyd resmi sitesi ve David Gilmour, Thorgerson’un kaybı için ayrı ayrı mesajlar yayınladılar. Thorgerson’u hatırlamak için 60’lara doğru bir yolculuk yapmak gerek.Devamı »

İnternet müzik piyasasına taksitli alışveriş gelir mi?

iTunes internet mağazasının açıldığı günden beri ABD’deki müzik indirme sayısı ilk kez geriledi. Pazar araştırmaları yapan Nielsen SoundScan adlı şirketin bildirdiğine göre, müzik indirme adedi, 2013 yılında 1,34 milyar adetten 1,26 milyara düştü. Bu, %5,7’lik bir pazar daralmasına işaret etmekte. Albüm indirmelerinde ise önemsenecek bir değişim yok: 2012’de 117,7 milyon adet olarak gerçekleşen satışlar, 2013’te 117,6 adet olarak kayıtlara geçmiş.

Sektörü tanıyanlar, “streaming” olarak adlandırılan yeni hizmet türünün bu konudaki en önemli sebep olduğunu belirtiyorlar. Streaming hizmetine abone olan kullanıcılar, ortalama 10 Amerikan doları aylık ücret karşılığında, indirmeden sınırsız müzik dinleme hakkını satın alıyorlar. Böylece geniş depolama alanına sahip olması gerekmeyen internet bağlantılı müzik çalarlar ya da PC veya telefon aracılığıyla “on demand”, yani talep üzerine, müzik dinlemek mümkün oluyor.Devamı »

Reed’in ardından ölüm ilanı

Lou Reed de 2013 yılında aramızdan ayrılan kıymetliler arasında yerini aldı. Onu en azından müziği aracılığıyla tanıyan herkes, kaybının ardından büyük üzüntü duydu. Ancak hiç kimse, uzun yıllar birlikte Reed’in hayat arkadaşı olan ve onunla sonunda, Reed’in ölümünden beş yıl önce evlenen Laurie Anderson kadar derin bir kedere boğulmadı. Reed ve Anderson New York’un yaklaşık 170 km doğusundaki Springs’de yaşamaktaydılar. Anderson, Reed’in ölümünün hemen ardından yerel bir gazete olan The East Hampton Star‘ın ölüm ilanları sayfasına aşağıdaki ilanı verdi:Devamı »

Kurt Cobain öldü, ortaklık bitmedi

Kurt Cobain öleli neredeyse 20 yıl oldu. Genç yaşında intiharı seçen rock yıldızının ölmeden önceki fotoğraflarını görmüş olanlar, yüzündeki mutsuz, depresif, uyuşturucudan medet uman umutsuz hali anımsayacaktır. Oysa, ailesi tarafından ilk kez basına verilen çocukluk fotoğraflarında Cobain, her şeyden önce mutlu bir çocuk gibi görünüyor. Cobain’in biyografisini yazan Charles R. Cross’a göre de, küçük Kurt’ün çocukluğu, oldukça güzel geçmiş.

Muhtemelen fitili ateşleyen anne babasının daha sonra gerçekleşen boşanması olsa gerek. Zira bu olaydan sonra, ruhundaki fırtınaları, odasının duvarlarına “annemden de, babamdan da nefret ediyorum” yazarak göstermiş.Devamı »