Swartz Manifestosu: İnternet kimin? (2)

aaron swartzDijital çağın genç dâhilerinden kabul edilen, aynı zamanda bu mecranın siyasetine de bulaşmaktan çekinmeyen Aaron Swartz (26) geçtiğimiz günlerde intihar etti. Depresyon geçmişi bulunan Swartz’un intiharında ABD savcılarının ona karşı açtığı soruşturmaların ve son olarak 30 sene hapsinin istenmesinin de rolü olduğunu neredeyse hiç kimse reddetmiyor.

Swartz’un hapsinin istenmesinin sebebi ise bilimsel makalelerin herkesin bedava paylaşımına sunulmasıyla ilgili eylemleri. Dolayısıyla bu erken ölüm bizim de kafamızı kurcalayan internet kimin sorusuna yeni bir bakışı kışkırtıyor. Nitekim ölümünün ardından yapılan yorumlarda Swartz’un RSS gibi yaygınca kullanılan uygulamalara katkısından çok bilgi paylaşımı, telif hakları ve özellikle ABD devletinin bu konulardaki tavrına, çıkarmak istedikleri SOPA gibi yasalara itiraz etmesi ön plana çıkıyor. ABD devleti yılmıyor, tavrını değiştirmiyor. (Gerçi ölümünün ardından Swartz hakkındaki soruşturmaları durduklarını açıklamışlar. Acıklı!)

Swartz aktivist tavrını ön plana çıkartan; Salon yazarı Marcy Wheeler‘a göre de diğer yazılım dâhileri gibi para kazanmak yerine (ki kazanmış da aslında) hükümet ve bilgi mülkiyeti ilişkisini kurcaladığı için neredeyse infaz edilen biriydi. Kendi bloğundan (Raw Thought) alıntı yapmak gerekirse:Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Beatles ve Bir Yaz Gecesi Rüyası

beatles shakespeareBeatles için çekilmiş bir televizyon programından bu nadide parçayı Brain Pickings‘de gördük ama bir süredir internette dolaşıyormuş. 1964 yılında Around The Beatles adlı bir program çekilmiş. Elbette ünlü grup şarkılarını seslendiriyor ama aynı zamanda başka yorumculara sahnede eşlik de ediyorlarmış. Bir kısmı ise Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası oyunun 5. perdesinden “Pyramus ve Thisbe” adlı kısmı sahnelemelerine ayrılmış. (Daha sonra The Beatles Bible’da başka bir versiyonu bulduk.) Devamı »

Menderes’e yalvarmak (ya da Sanatın halleri)

Aralarında birçoklarına göre Türkçe şiirin en büyük isimlerinden olan Necip Fazıl’ın da olduğu bir grup yazarın örtülü ödenekten pay almak için Menderes yönetimine ve bizzat Menderes’e nasıl yalvardıklarını Habertürk’ün manşetleriyle öğrendik.

Elbette yazarların iktidardan maddi manevi fayda sağlamaları, iktidar yararına çalışmaları, hatta meslektaşlarını ispiyonlamaları yeni değildir; maalesef çok büyük bir sürpriz de olmamakta. Komünizm düşmanlığının en yoğun olduğu Soğuk Savaş yıllarında Amerika’dan Türkiye’ye bu savaşın dinamikleriyle şekillenen siyasi yapı içerisinde bu tür örneklere rastlanmaktadır. George Orwell ve CIA bağlantısı ünlüdür ama Malraux‘un, Eliot‘ın, hatta müzisyenlerden Stravinski‘nin CIA’in ödeneklerinden faydalandıklarını biliyor muydunuz?Devamı »

Poe’nun konyak tutkusu

Koltukname’nin 1. yaşını kutlarken de değindiğimiz gibi, Yemek Kültürü bölümümüzde yemeğin ve elbette içkinin edebiyatla buluşmasına sık sık yer veriyoruz. Dün paylaştığımız, ellerinde kadehlerle dağıtan yazarlar albümünün yanı sıra, daha önce yazarların favori atıştırmalıklarını ve kokteyllerini de tarifler eşliğinde yayınlamıştık. Zaten edebiyat camiası da yeme-içme sevdasını dillendirmekten kaçınmaz.

On gün sonra 204. doğum gününü kutalayacak olan Edgar Allan Poe’yla içkinin –ve gecenin– birbirlerine daha özel bir şekilde bağlı olduğu söylenebilir. Daha önce birkaç kere bahsettiğimiz Paper and Salt adlı blog, son yazılarından birinde Poe’nun konyak tutukusundan bahsetmiş, yazıya bir de tarif eklemiş. Özellikle yirmili yaşlarında elinde bir şişe konyak olmadan dolaşmayan Poe, kırkına geldiğinde içkiye neredeyse tövbe etmiş. Gençliğinde içtiği içkilere bol bol kumar da eşlik ediyormuş. Neredeyse her türde eser vermiş şair-yazar Poe hayatı boyunca parasızlıkla, soyulmakla, ihanetle ve bir yere yerleşememekle boğuşup durmuş. Poe’nun konyak tutkusu öyle meşhurmuş ki, 1978’den bu yana yazarın mezarına her yıl konyak şişeleri bırakan hayranları bile mevcut (Can Yücel ve şarap durumundan farklı olarak kimse mezarda içki mi olur, diye mezarını kırıp dökmemiş). Daha fazla bilgi edinmek, hatta gezinmek isteyenler Poe Evi ve Müzesi‘ne, yahut Poe Müzesi‘ne uğrayabilir. (O taraflara gidemeyip eserlerini okumak isteyenler Dost Kitabevi’nin Bütün Öyküleri ile İthaki Yayınları’nın Bütün Hikâyeleri ve Bütün Şiirleri‘ne göz atabilir.)
Devamı »

Yetişkinler için Hansel ve Gretel keki

hansel-and-gretelYılın birkaç hafta öncesine kadar, Noel kutlanan ülkelerde yoğun bir zencefil ve diğer çeşitli yoğun aromalı baharatların kullanıldığı, bol içki ve tatlının tüketildiği bir dönemdeydik. Sıcak şarap, baharat ve alkolü bünyesinde birleştirmiş şahane bir icattır mesela. Zevkle takip ettiğimiz Yummybooks da mevsime de uyarak bol zencefilli, pekmezli, kakuleli, ama aynı zamanda biralı bir kek yapmış. Karanlık ve yapışkan bu keki isterseniz Grimm Masalları‘nı okurken, isterseniz masalları eleştirdiğiniz dost sohbetlerinde yiyebilirsiniz.

Tarife geçmeden önce, Grimm Kardeşlerin kimi –hatta çoğu– masallarında yer alan şiddet ve dehşet öğelerine değinmesek olmaz. Bu konuyu her açıdan tartışan derli toplu The New Yorker makalesinden özetlemek gerekirse, Grimm Kardeşler masallarındaki temelinde zalimlik aslında onları bu masalları derledikleri sözel olarak nesilden nesile aktarılan halk hikâyelerinden kaynaklanıyor. Grimm Kardeşler satışlarla tavırlarını değiştirmiş ve kitaplarının sonraki baskılarında birçok öğeyi değiştirmiş, kötü anneyi üvey anne yapmış, çocuklarını terk eden babalara pişmanlık duyguları atfetmişler.Devamı »

Ortadünya ve sakinleri — okuduklarımızı görselleştirmek

Ne kadar iyi çizilmiş olursa olsunlar, çizimlerin masallara pek bir faydası olmaz. Görsel bir temsil sunan  (drama da dahil olmak üzere) tüm sanatlar ile gerçek edebiyat arasındaki fark şudur: Edebiyat zihinden zihine işler ve bu yüzden kendini yeniden üretebilir. Aynı zamanda hem evrensel hem de neredeyse acıklı bir şekilde tekildir. — Tolkien

Şu sıralar Tolkien ve özellikle Hobbit filmiyle ilgili çok sayıda haber ve yazı dolaşmakta internette. J. R. R. Tolkien sevenler olarak rahatsız olduğumuz söylenemez. Fakat io9’un Tolkien ve Hobbit çizimleri dosyası, filmi seyrettiğimizden beri aklımızda olan bir konuyu irdelememize neden oldu: Ortadünya neye benzemeli? Başkasının hayalini seyretmekle başkasının hayalini okumak arasındaki fark yaman bir fark değil mi? Özellikle cüce prensin Disney prenslerini andırması, genel olarak çok da eleştirel olmadığımız bir filmde bir kılçık etkisi yaratmıştı.Devamı »

Yeni çıkan akademik kitaplar // Aralık 2012

Akademik alanda yeni yayımlanan kitaplar listemizle bir kez daha karşınızdayız. Listede, sadece akademisyenlere hitap etmeyen ama kurmaca ya da anı da olmayan tarih, sanat tarihi, felsefe, siyaset, sanat ve edebiyat üzerine çalışmalardan seçkiler yaptık. Son aylarda bu alanlarda listeye almak istediğimiz ve yeni kitaplar basan yayınevlerine yer verdik.

Hazırlık aşamasında kişisel yönelimlerimiz de rol oynadığı açık: Nitekim bu listeyle, tüm yeni çıkanları haber vermektense, bir seçme sunarak daha önce belki de aklımıza düşmemiş ya da düşüp de unuttuğumuz konularda okumalar yapmak için hem kendimizi hem de sizleri teşvik etmeyi umuyoruz. Kitap listelerinin en çok romanlardan, bazen de anılardan oluştuğu memleketimizde, başkalarının da daha fazla ve daha sürekli bir biçimde kurmaca olmayan eser listeleri hazırlayacağına dair de bir hayalimiz var.

Gözden kaçırdıklarımızı, bu aylarda şahane kitap basıp da fark etmediklerimizi lütfen yorumla ya da e-postayla bize hatırlatın. Liste tekrarladıkça ve hep beraber kullandıkça gelişecek.Devamı »

Nasıl zengin olunur ya da bir soğan hikâyesi

an everlasting mealYemek Kültürü bölümümüzden anlaşılacağı üzere, sadece yemek yapmayı ve yemeyi değil, aynı zamanda yemek üzerine okumayı da çok seviyoruz. Belki de bu yüzden içinden sadece bir iki tarifi denediğimiz yemek kitaplarımız raflarımızı bol bol işgal etmesine utanmadan izin veriyor, hatta alıp başucu kitabı yapıyoruz.

İşte bu yüzdendir ki, kitap tanıtımlarına yer vermememize rağmen, çok sevdiğimiz Chocolate & Zucchini‘de okuduğumuz yeni kitabın haberini paylaşmadan edemeyeceğiz. Tamar Adler‘in kaleme aldığı ve pek ünlü Alice Waters‘ın önsözüyle yayımlanan An Everlasting Meal: Cooking with Economy and Grace (Bitmeyen Yemek: Tasarruflu ve İncelikli Yemekler), “Nasıl başlanır” adlı bir bölümle açılan, “Bir yumurtaya uçmayı nasıl öğretirsiniz” gibi başlıklarla devam eden bir çalışma. Hem başlıklardan hem de kitapla ilgili yorumlardan anlıyoruz ki bu bir “tarif” kitabı değil, bir “mutfak” kitabı. Okuyacakların amatörler olduğunu unutmadan, mutfağın hem tasarruf edilen hem de zerafetlerin sergilendiği bir yer olduğu göz önüne alırak yazılmış. Her iyi yemek kitabı gibi, tuz miktarından çok daha fazlasını anlatıyor. Devamı »

“Gerçek Suç” devam ediyor

Perry Smith ve Richard “Dick” Hickock

Truman Capote‘nin en sevdiği içkinin Tornavida adlı kokteyl olduğunu, çalışırken de kahve, çay, sherry ve martini içtiğini öğrenmiştik. İçtiği kokteylin bile insanlar tarafından merak edilmesine yol açan ününü kazandıran Başka Sesler, Başka Odalar kitabının reklamına da klasiklerin klasik reklamları yazımızda yer vermiştik. Capote’yi Capote yapan ve Amerika dışında da tanınmasında büyük katkısı olan Soğukkanlılıkla kitabıyla ilgili çıkan son haber ise maalesef yeme içme alışkanlıkları kadar neşeli değil. Fakat bir yandan “gerçek suç” hikâyeleri yazan yazarın belli ki yaşasa çok ilgileneceği türden bir haber.Devamı »

Müzecilikte kendi hediyelik eşyanızı kendiniz yapın dönemi

Rijksmuseum, esas olarak Hollanda, Hollanda’nın yanı sıra da Avrupa ve Asya sanat tarihinden kilit parçaları koleksiyonunda bulunduran bir Amsterdam müzesi. Sadece bununla kalsa Amsterdam’a uğramayanlar için pek bir önem taşımazdı. Fakat Zeit Online‘da okuduğumuz bir haber bizi  internet sitesine yöneltti, orada gördüklerimizi de paylaşmadan duramadık. Müze bünyesinde bulunan 125 bin eseri dijital ortama aktarmış. Zeit’ın da belirttiği gibi, bu kadarı da aslında pek yeni değil. Google Art Project ya da Europeana gibi projeler aslında bunu yapıyor. Nitekim başka müzelerde bu kadar toplu biçimde olmasa da dijital ortama geçiyor.

Fakat Rijksmuseum bir adım ileri gitmiş. Size, zevkinize göre internet üzerinde bir koleksiyon oluşturma şansı tanıyarak, koleksiyonculuğun ucundan tattırmış oluyor. Koleksiyonu, bazı sorulara verdiğiniz cevaplara göre onlar oluşturuyorlar ki içlerinde, “Tatil için nereleri tercih edersiniz?” Devamı »

Televizyondan kitaba – The Big Bang Theory

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

Şu sıralar, yeni sezonuna bayıldığımız The Bing Bang Theory‘nin eski bölümlerine de göz atmaktayız. Dizinin sayısız bilim kurgu ve fantastik edebiyat göndermeleri yine ilgi alanlarımızın arasındaki bilim felsefesiyle de birleşince insanı okumaya sevk eden bir Amerikan TV dizisiyle karşı karşıya olduğumuzu kabul etmek durumunda kaldık.

Diziye yabancı olanlar için kısa bir özet geçelim: Biri kuramsal, diğeri deneysel fizikçi olan iki ev arkadaşı, Sheldon ve Leonard, aktris olmak için çabalayan, ekmeğiniyse garsonlukla kazanan genç bir komşunun hayatlarına girmesiyle Yıldız Savaşları, atomaltı parçacıklar ve bilgisayar oyunları arasında geçen yaşamlarının dışına çıkmak zorunda kalırlar. Onlara mühendis dostları Howard ve Hintli astrofizikçi Rajesh eşlik eder.

Dizi iki eksende ilerliyor. İlki, asosyal ama zeki bu dört erkeğin, sosyal ama bilim insanı olmayanlarla dünya karşısında çektikleri zorluklar (kendilerine sevgili bulamamaları, hatta birinin kadınların yanında fiziksel olarak konuşamaması, vb.) İkinci ve bizce daha orijinal olan eksense, “inek”liğin ötesinde, tamamen kendine özgü bir yer işgal eden Sheldon’ın tüm dünyaya karşı mücadelesi. Mühendisliği tamirat, biyolojiyi evcilik gibi gören bu adam, sosyal bilimlere neden bilim dendiğini kesinlikle anlamıyor. Kendisi için kuramsal fizik ilk, tek ve son nokta.Devamı »

Bir can daha eksik

“Une Vie de Moins” (Bir Can Daha Eksik), Gazze’de hayatı farklı bir dille anlatan rap parçasının adı. Müziği politik parçalarıyla tanınan Fransız rap grubu Zebda‘ya ait. 1985’te kurulan, 2003’de dağılan, 2011’de ise tekrar bir araya gelen grubun kendi bölgelerinde yerel seçimlere girip %12 oy almışlığı bile var. Hakikaten politikayla iç içeler.

Parçanın sözlerini, sıra dışı bir akademisyen olan Jean-Pierre Filiu kaleme almış. Diplomatlık yapmış, hatta savunma bakanlığına danışmanlık yapmış Filiu, aynı zamanda Sciences Po Üniversitesi‘nin Ortadoğu Çalışmaları Bölümü’nde profesör, Columbia Üniversitesi‘nde misafir hoca. Diplomasiyle akademi belki zaten birbirine uzak alanlar değiller –özellikle bazı ülkelerde– fakat Filiu durmamış, David B’yle beraber 2012 baharında bir de çizgi roman yayımlamış. Bir incelemesini Guardian‘dan okuyabileceğiniz bu çizgi romanın adı Best of Enemies (En İyi Düşmanlar).* Ortadoğu tarihini veDevamı »

Haftadan Kalanlar // 28 Ekim-4 Kasım 2012

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz. 

* Kurt Vonnegut’ı daha önce bu sayfalara taşımıştık. Bu sefer Huffington Post‘ta gördüğümüz, eşine yazdığı bir mektubu paylaşıyoruz. Yeni bir şehre taşınan ve eşini özleyen Vonnegut bir yandan da yeni arkadaşlıklar kurmakta zorlandığını anlatıyor. Yerleştiği evi anlattığı cümlelere bayıldık: “Daire her gün daha fazla hoşuma gidiyor. Düşündüğümden daha dostane – hoş, yumuşak bir eski ayakkabı gibi. İçinde iyi çalışıyorum.”

* Yeni Yıldız Savaşları yoldaymış, zira George Lucas kendi şirketini Disney’ye satmış. Nasıl olur diye şaşıranlardansınız ya da bu iş buraya gidiyordu diyorsanız Financial Times‘ın Lucas profili ilginizi çekecek. Lucas emekli olurken, filmi kim çekecek bu hâlâ bilinmiyor. Hikâye daha önce perdeye yansımamış bir hikâye olacakmış.

* Meğerse Jean Paul Sartre helva severmiş. Yazarken zorlandığımız bu cümleyi pek sevdiğimiz blog‘lardan Paper and Salt‘ta okuduk. Bir kutuyu helvayı öğle yemeğinde yiyebiliyormuş ve hatta mektuplarında kitaplar geldi ama helva gelmedi, nasıl olur, diye sorabiliyormuş. Yazarların takıntıları olması elbette tanıdık fakat bu yine de şaşırtıcı.

İskenderiye Kütüphanesi’nde skandal

Mısır’da İskenderiye Kütüphanesi (Bibliotheca Alexandrina) hem tarihi yıkılışı hem de yeniden yapılışıyla çok fazla gerilimi, savaşı ve çatışmayı kendi kurumsal özgeçmişi içerisinde özetleyebiliyor. En son olarak geçen sene şubat ayında Hüsnü Mübarek’in başkanlığına son veren halk ayaklanması sırasında gündeme gelmişti.

Takip edenler hatırlayacaktır, Kahire başta olmak üzere Mısır’ın büyük kentlerinin meydanlarını işgal eden halk, özellikle de gençler, buraları Mübarek gidene kadar geri vermeyi reddetmiş ve saldıran polis güçlerine karşı bu kamusal alanları korumuşlardı. Elbette Mübarek ve ekibi direnmeden gitmedi, zaten bir çoğu hâlâ gitmiş değil. Direnme çabalarının içinde parayla tuttukları “baltacı” olarak adlandırabilecek kentlerin en yoksul kesimlerinden getirilmiş insanlar vardı. Bu insanları düzenli devlet güçlerinin en azından Devamı »

“Sanat ve Yemek” üzerine

Feasting on Art’ı sizlere daha önce tanıtmıştık. Sanat ve yemek arasındaki ilişkiyi tarifler de vererek kurcalayan bu blog sadece natürmort değil, çok farklı mecralardan besleniyor. Arada haberler de veriyor ve biz de böylece muhtemelen hiç gidemeyeceğiz sergileri uzaktan sevme şansına kavuşuyoruz. İşte Art + Food: Beyond the Still Life (Sanat ve Yemek: Natürmortun Ötesi) sergisini de bu blog‘dan öğrendik.

Crave Sidney Uluslararası Yemek Festivali kapsamında görülebilecek sergi, natürmortun ötesine geçecek şekilde görsel sanatlar ve yemek ilişkisini ele alıyor. Son derece gündelik tüketilen gıdalar söz konusu çoğunlukla. Devamı »

Ortadoğu’yu internetten okumak

Savaş gündemiyle geçen bu günlerde, savaşın yarattığı onca etkiden birinin de dezenformasyon olduğunu hatırlamak önemli. Halkların barış için yürümesini önlemek ve konuyla ilgili kendi kararlarını verebilmelerini engellemek karar vericilerin çıkarına işliyor. Maalesef sürekli yeniden ateş alanına dönüşen Ortadoğu’yu takip etmek, sadece “habere” ulaşmak bile zorlu bir zihin jimnastiği gerektiriyor. Hele bir de bir duruşu olan “yorum” yazıları okumak isterseniz iyice zorlanıyorsunuz. Bu amaçla maalesef şimdilik İngilizce okuyanlara hitap edebilecek bir liste hazırlamak ve bizim sık kullanılanlarımızda yer alan blog‘ları, siteleri paylaşmak istedik. Çoğunun siyasi görüşüne ya da görüşlerine katılmıyoruz ama en azından okuduğumuza güvendiklerimizi buraya aktardık. Diğer listelerimiz gibi bu da nihai bir liste olmaktan çok Devamı »

Agatha Christie ve incirli portakallı çörek

Polisiye seviyoruz. Polisiye okumayı da polisiye yazarları hakkında okumayı da çok seviyoruz. Agatha Christie ilk okuduğumuz polisiye yazarıdır ve tahminimizce memleketteki çoğu okur için aynı şey söylenebilir. Son okuduğumuz olmadı ama. Patricia Highsmith’in yeri ayrıdır mesela. Ripley serisi olsun, diğer romanları olsun, büyük klasiklere benzetilmesi boş yere değil… İyi bir polisiye yazarıyla ilgili çok şey anlatır. Yazarın insanlara bakışı, yazarın sınıfı, yazarın kente, sokaklara, suça ve masumiyete bakışı. Yine iyi bir polisiye serisi tutarlıdır, aynı detektif ya da Ripley’de olduğu gibi aynı “suçlu” bütün seride karşımıza çıkar, tanıdık, bilindik bir karakter olur, hikâyeye bir devamlılık hâkimdir.Devamı »

Hobsbawm’un anısına: Yeni başlayanlar için Hobsbawm

Eric Hobsbawm 1 Ekim 2012 günü hayatını kaybetti. 95 yaşını bu sene kutlamıştı. Kendisi 20. yüzyılın, Aşırılıklar Çağı‘nın önde gelen tarihçilerinden, siyasetten uzak durmayı erdem sayabilen günümüz akademisinin en siyasi kişiliklerinden ve ayrıca en azından İngiltere’nin en bilinen kamusal aydınlarındandı. Komünist Parti üyeliğinden caz merakına, hayatının tüm öğeleri mesleği, mesleği hayatının tamamına yansımıştı. Bu bağlamda “teknik akademisyen” değildi ve çok zengin bir yelpaze yazdı ve konuştu. Arkasında ciddi bir külliyatDevamı »

Yeni çıkan akademik kitaplar // Ekim 2012

Sonbahar 2012 kitapları” haberimizde, özgün kitap listeleri hazırlamayı planladığımızı belirtmiştik. Ve şimdi, her ay devam etmeyi umduğumuz bir liste çalışmasıyla karşınızdayız: Akademik alanda yeni yayımlanan kitaplar. Listede, sadece akademisyenlere hitap etmeyen ama kurmaca ya da anı da olmayan tarih, sanat tarihi, felsefe, siyaset, sanat ve edebiyat üzerine çalışmalardan seçkiler yaptık. Son bir iki ayda bu alanlarda listeye almak istediğimiz ve yeni kitaplar basan yayınevlerine yer verdik. Bir sonraki ay listeye giren yayınevleri farklılaşabilir elbette. Bu listenin hazırlığında kendi kişisel yönelimlerimiz de rol oynadığı açık.Devamı »

Müzik kopyalamak neden domates ekmeye benzer

Daha önce GDO konusuna Yemek Kültürü başlığı altında değinmiş ve şöyle demiştik:

Gıda, sadece GDO konusuyla değil, tüm üretim ve tüketim ilişkileriyle birlikte siyasetin esas konularındandır.

Daha önce müzik paylaşmakla ilgili engeller üzerine de yazmıştık. Hem GDO konusuna olan bu merak ve Monsanto adlı GDO devi şirketin yaptıklarını bilmemiz, Boing Boing’de gördüğümüz yazıyı okumamızı kaçınmaz kıldı. Başlık şöyle: “Musicians on file-sharing, record industry as Monsanto” (Müzisyenler dosya paylaşımı ve müzik endüstrisinin Monsanto’ya benzemesi üzerine konuşuyor). Müzik endüstrisi neden Monsanto’ya benzetilsin?Devamı »