Haftanın Eğlencesi: Cinsiyet ayrımcılığı yapmayan paparazi manşetleri

Adlarını Fellini’nin La Dolce Vita‘sına borçlu olan paparazilerin, paparazi dergileri ile haberlerinin artık yalnızca popüler kültürün değil, günlük hayatlarımızın da kaçınılmaz bir parçası olduğu yadsınamaz. Zira haber almak için girdiğiniz gazetelerin internet siteleri bile bilmem kimin şok pozları, çarpıcı açıklamaları, şunun bunun kavgasıyla karşılaşıyoruz.

Paparazi ve paparazi haberlerinin yanlışları saymakla bitmez. Fakat Vagenda Magazine, özellikle manşetlerde göze batan cinsiyet ayrımcılığı meselesini ele almaya karar vermiş. Twitter takipçilerinden, meşhur kadınların giysilerine, makyajlarına, saçlarına, kilolarına odaklanan manşetleri yeniden yazarak “normalleştirme”lerini istemişler. Sonuç, her gün göre göre ne yazık ki alıştığımız, belki yadsımamız gerektiği kadar yadsımadığımız birçok yorumun ne kadar acayip olduğunu ortaya koyuyor.

Aşağıda, bu yeni manşetlerden bir seçki bulabilirsiniz. Tamamı ise, habere dikkatimizi çeken Huh. Magazine’de.

rewritten_headlines_02

ONLAR, “Dışarı makyajsız çıkan Amy Adams, Los Angeles’taki süpermarketin reyonlarında çıldırırken hiç de ihtişamlı değil,” DİYORLAR.

BİZ, “Kadın market alışverişi yapıyor, hâlâ beş tane Akademi Ödülü adaylığı var,” DİYORUZ.

Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Ünlülerin ikizleri

Her insanın bir yerlerde bir ikizi vardır derler. Bunun kendimiz için geçerli olup olmadığını belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz ama internet sağ olsun, ünlülerin ikizlerini öğrenmekle kalmayıp resimlerini de yan yana görebiliyoruz. Distractify’da gördüğümüz bu liste, yabancı oyuncu ve şarkıcıların tarihî ikizlerini sıralıyor. Aşağıda en sevdiklerimizden bir seçki bulabilirsiniz. Listenin tamamıysa burada. Mahir Çayan’a dikkat!

Alec Baldwin ve Başkan Millard Fillmore
Alec Baldwin ve Başkan Millard Fillmore

Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Rastlantısal tarihi edinimler

Grafik tasarımcı Kursat Sevim‘in “Rastlantısal tarihi edinimler” başlıklı çalışması, başbakanın özlü sözlerini, o sözlere uygun meşhur filmlerden karelerle bir araya getiriyor. Film karakterleri tarafından sarf edilmiş gibi görünen sözler, Sevim’in deyimiyle özünde sevdiklerinin ve sevmediklerinin bir karışımı.

Sevim’in tüm çalışmaları için internet sitesine göz atabilirsiniz. Tasarımcısının Twitter’ı ise burada.

Line sitesinde paylaştığı çalışmasında favorimiz galiba “Ananı da al git John Connor”. Ya sizinki?

6206_614536488584200_1522582375_nDevamı »

Haftanın Eğlencesi: Yeşilcam Artizleri

Bu haftanın eğlencesi, tasarımcı Selahattin Birgül‘den geliyor. Birgül, Türkçeye Çılgın Hırsız olarak çevrilen Despicable Me filminin sarı yaratıklarını almış ve “Yeşilçam artizleri”ne dönüştürmüş. Biz pek şeker bulduk. Birgül’ün diğer çalışmaları burada. Bu sırada henüz görmediyseniz filmin Pharrell Williams imzalı şarkısı, “Happy” için dünyanın ilk 24 saatlik klibi çekildi. Ona da buradan göz atabilirsiniz. 24 saat bana fazla, 4 dakika yeter diyenler için kısa klip Birgül’ün çalışmalarının altında. (Sosyal Me aracılığıyla.)

despicable_me_yesilcam_artizleri-bodi-ekremDevamı »

Dungeons&Dragons 40 yaşında

2014’te fantazi rol yapma oyunlarının en eskilerinden –hâlâ da en ünlüsü– Dungeons&Dragons’ın 40. yılı kutlanıyor olacak. Milyonlarca takipçi şirketin çıkardığı maceraların peşindeyken “kutlanmak” doğru terim oluyor. Bu kutlamaların bir parçası olarak Dungeons&Dragons: A Documentary çekilmekteymiş. Fragman belgeselin tam olarak ne anlatacağı konusunda bayağı iyi bir fikir veriyor.Devamı »

2013’ten Kalanlar // Film

2013, direnişin, skandalların, kısacası genel olarak siyasi gündemin kültür-sanat gelişmelerinden daha ağır bastığı bir yıl oldu. Biz de Koltukname olarak ne yazık ki sizlerden istemediğimiz kadar uzak kaldık. Yine de sanat candır, diyerek, bu heyecan dolu yılı geride bırakırken siz sevgili okurlarımıza 2013’te haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. SevillaportakalıOptimusminimus ve Koltukname olarak naçizane listemize filmle devam ediyoruz. İşte 2013′te bizi heyecanlandıran filmler. (Diğer yılların listelerine buradan ulaşabilirsiniz.)

Şaşırtan bilimkurgu: Yerçekimi / Alfonso Cuarón

Her ne kadar yönetmeni Alfonso Cuarón‘u sevsek de ve çoğumuz hiç değilse Harry Potter ve Azkaban Tutsağı‘ndan ve Children of Men‘den –ya da bambaşka bir grup Y Tu Mama Tambien‘den, belki bir grup üç filmden birden– tanısak da, Yerçekimi‘ni sevmeyi beklemiyorduk. Sandra Bullock ve George Clooney ne kadar orijinal bir iş yapmış olabilir ki, diyorduk. Zaten filmin insanı etkileyen ve uzay üzerine değil de dünya üzerine, yaşadığımız hayatların ritmi üzerine düşündürten kısmı oyunculara rağmen ortaya çıkmış bizce. Biraz kapalı, biraz daraltan bir film, tıpkı memleket kışı gibi. Bir de sonunda Amerikan filmi numarası çekilmeseymiş şaşırmanın ötesine geçip beğenecektik de.Devamı »

Woody Allen filmini sigara karşıtı reklamlardan koruyor

Woody Allen, son filmi Blue Jasmine‘nin içine sigara karşıtı uyarılar koymak istendiğinden filmin Hindistan’daki gösterimine izin vermedi.

Hint Sağlık Bakanlığı, filmin yalnızca başında değil, karakterlerin her sigara içtikleri sahneye sigara karşıtı kamu spotları konulmasını zorunlu kılıyor. Allen, sözleşmesine göre filmde yapılacak değişiklikleri reddetme ve filmi vizyondan çekme hakkına sahip.Devamı »

Wolverine: Kurttan kuzuya

wolverineUzun bir aradan sonra Koltukname’ye bir çizgi roman uyarlamasıyla geri dönüyor olmak çok güzel! Maalesef söz konusu uyarlama (Wolverine) o kadar güzel değildi. Bu vesileyle fantastik çizgi roman / fantastik sinema ve siyaset konusunu biraz deşmek istiyoruz. Malum artık Hollywood’un yarısından fazlası uyarlama, onlarından yarısından fazlası fantastik edebiyat ya da çizgi roman uyarlaması oldu. Hobbit hakkında yazdıklarımız ve okunanların nasıl görselleştirildiğine dair bir tartışma için şuraya bakabilirsiniz. Popüler TV dizilerinden Game of Thrones tartışmaları için ise şuraya ve şuraya uğrayabilirsiniz.

Daha Wolverine’e gitmeden Sol Gazetesi‘nde Can Önen’in film eleştirisini okumuştuk. Yazının daha geniş halini Azizim Sanat Örgütü‘nün (mottoları — “Sanat Aydınlanma içindir”) e-dergisinde okuyabilirsiniz. Can Önen, Marvel karakterlerinin düzen karşıtı olmasalar da arada kaotik ya da anarşi yanlısı özellikler taşıyabildiklerini hatırlatıyor. Wolverine’in Marvel içinde önce bir yan karakter olarak ortaya çıkışını ve macerasının devamını aktarıyor. Argümanı ise Hollywood’un artık kısırlaşan piyasayı canlandırmak için uyarlamalara sarılması ve 3 boyutlu film çekeceğim diye çok boyutlu karakterleri tarihlerini de hiçe sayarak tek boyuta indirgemesi.Devamı »

William Faulkner’ın varislerinin Woody Allen’a açtığı dava sonuçlandı

William Faulkner‘ın varislerinin, Paris’te Gece Yarısı filminde geçen bir Faulkner alıntısı doğru kullanılmadığı için Woody Allen‘a açtığı dava, Allen’ın lehine sonuçlandı.

Requiem for a Nun adlı kitapta Faulkner, “Geçmiş hiçbir zaman yok olmaz. Geçmiş, geçmişte bile kalmamıştır,” diyor. Allen’ın filminde, 1920’lerin Paris’inde birçok ünlü yazarla tanışan ve Owen Wilson tarafından canlandırılıan ana karakter ise, “Geçmiş yok olmadı. Hatta, geçmiş, geçmişte bile kalmadı. Bunu kim söyledi, biliyor musun? Faulkner. Ve haklıydı. Onunla da tanıştım. Bir akşam yemeği partisinde karşılaştım onunla,” diyor. Devamı »

Haftanın Eğlencesi: LEGO’yla canlandırılmış Dr. Strangelove sahneleri

Gelmiş geçmiş en ilginç oyuncaklardan biri olsa gerek LEGO. Öncelikle, yetişkinlerin de severek “oynadığı” türden bir oyuncak. Ama dahası, sevenin delicesine sevdiği bir oyuncak. Koltukname’de daha önce LEGO çılgınlıklarına –örneğin LEGO’lardan yapılan film sahneleri ve albüm kapaklarıyer vermiştik. Bugün, hepsinden daha etkileyici bulduğumuz bir çalışmayla karşınızdayız: LEGO’larla canlandırılmış Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb sahneleri.

Open Culture sayesinde haberdar olduğumuz çalışma, XXxOPRIMExXX adlı YouTube kullanıcısına ait. Stanley Kubrick‘in en sevilen filmlerinden birine ait olan söz konusu sahneler, meşhur Savaş Odası’nda geçiyor. İlkinde, Amerikan başkanı, Sovyetler Birliği’nin başkanıyla telefonda görüşüyor:Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Çeşitli sanat eserlerine bürünen Julianne Moore

Büyüklü küçüklü çeşit çeşit rolünden tanıdığımız ve sevdiğimiz Julianne Moore, 2008 yılında Harper’s Bazaar dergisine verdiği bir söyleşiyi takip eden fotoğraf albümünde, ünlü sanatçıların tabloları (ve bir durumda heykeli) olarak poz vermiş. İnternet bu ya, fotoğraflar geçen yıl Tumblr’da yeniden ortaya çıktıktan sonra, bu yıl da bizim dikkatimizi çekti.

Meşhur moda fotoğrafçısı Peter Lindbergh imzalı çalışma, hem mizansen hem de Moore’un pozlarına kattığı duygu itibariyle sanat eserlerini çok güzel yansıtıyor. Bu etkileyici uyarlamayı aşağıda görebilirsiniz. Hepsini öyle beğendik ki, aralarından en sevdiğimizi seçemiyoruz. Ya siz? (Flavorwire aracılığıyla.)

14 Yaşındaki Küçük Dansçı / Edgar Degas
14 Yaşındaki Küçük Dansçı / Edgar Degas

Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Film ve dizilerdeki baş belası bilgisayarlar

Pek sevdiğimiz io9 en belalı, en lanet, kendisine en sövdüren bilgisayarların bir listesini çıkarmış. On iki maddelik listelerinin robotları içermemesi özellikle dikkatimizi çekti. Robotlar da olsaydı bizim ilk adaylarımızdan biri kesinlikle geçtiğimiz sene gösterime giren Prometheus filmindeki Michael Fassbender’in sinir bozucu derecede iyi oynadığı David olurdu herhalde. Liste uzun, biz aralarında en kalpten sayıp sövdüklerimizi seçtik (büyük başlıklar) ve en sinir bozucu sahnelerini ekledik. David’i de ihmal etmedik.

1) HAL 9000, 2001: Uzay Macerası 

Hakikaten ses tonundan duraklamalarına ve filmin içindeki temel rolüne kadar HAL 9000 en akıllarda kalan bilgisayar olmalı. Unutanlar için filmden io9’unda bahsettiği sinir bozucu sessizlik ve arkasından gelen “özür dilerim Dave” repliğini aşağıya ekliyoruz.Devamı »

Neden yalnız kalabilmeliyiz: Tarkovski’den tavsiyeler

tarkovskyBrainpickings, yalnızlık üzerine bir dizi alıntıya, Tarkovski’nin bir videosunu eklemiş. (Biz de daha önce ustanın polaroidlerini paylaşmıştık.) Üstelik eksik olan İngilizce altyazıyı arkadaşına tamamlatmış. (Biz de bu altyazıları yakında Türkçeye çevirebileceğimizi umuyoruz.)

Yalnızlık ve can sıkıntısına odaklanmış Brainpickings. Biz ise daha çok “kendini yalnız hissetmemek için başkalarıyla beraber olmak” temasına takıldık. Türkçe edebiyatta aklımıza gelen ilk anı kitabı, Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk‘u ve oradaki sayısız aynı temalı kısımları. “Küçük burjuva” hayatın torba dolusu kalabalığından kaçan kadın, sırf yalnız hissetmemek için birileriyle olmayı reddeder.

Aklımıza gelen diğer bir kadın yazar ise Bachmann oldu. Otuzuncu Yaş derlemesinde yine aynı temalı bol bol bölüm bulunabilir. Kitabı açtık ve “Otuzuncu Yaş” adlı öyküden zamanında bizi etkilemiş olan bir pasajı, Tarkovski’nin öğütlerinin yanına yakıştırdık — yalnız kalamayan otuz yaşında birinin (evet, yani bir gencin) pek tanıdık öyküsünden bir kesiti ile Tarkovski’nin yalnız kalınabilecek en güzel yerlerin birindeki sohbeti:Devamı »

Stephen King’in Kubrick’e öfkesi

The Paris Review dergisi, belki yayımladığı eleştirilerden de çok yazar söyleşileriyle tanınan bir mecmua. 1950’lerden bu yana yapılan bu uzun ve nitelikli söyleşilerde, Ray Bradbury’den Joan Didion’a, Ernest Hemingway’den Paul Auster’a, birçok isimle karşılaşabiliyorsunuz.

Yine de kalabalık arşivin içinde Stephen King‘le karşılaşınca, açıkçası şaşırdık. Her ne kadar popüler kültürle aramız gayet sıkı fıkı olsa da, King’in Paris Review‘e fazla popüler kaçtığını düşünmemek elde değildi. Söyleşiyi okudukça yanıldığımızı anladık. Söyleşinin ana ekseni zaten King’in, kariyerinin son yıllarında, gittikçe daha çok ödüller ve komisyon üyelikleriyle onore edilmesi ve kendi edebiyatını Amerikan edebiyatının neresine koyduğuydu.

King hayranıysanız, söyleşiyi mutlaka okumalısınız. Yazarın hangi eserlerini daha çok katmanlı bulduğunu, hangi kitaplarını en çok beğendiğini ve en çok hangi kitabını aşmaya çalıştığını okumak mümkün. (Merak edenler için: Bir Aşk Hikâyesi‘nden daha iyi bir kitap yazmak istiyormuş kariyeri son bulmadan önce.)

Hep türler arası geçişlere odaklanmış olduğumuzdan olsa gerek, uzun söyleşinin en ilgimizi çeken kısımlarından biri King’in senaryo uyarlamalarıyla ilgili yorumları oldu. Herhalde bunların en ünlüsü, The Shining romanından (Türkçede Medyum) uyarlanan, aydı adlı Stanley Kubrick filmi. Aşağıda King’in bu uyarlamayla ilgili öfkesini okuyabilirsiniz. Bu sırada not düşmeyi de unutmayalım: King’in meşhur romanlarından Carrie, bir kez daha beyazperdeye aktarılıyor.

Devamı »

Inherent Vice beyazperdede, Thomas Pynchon Türkçede

Inherent ViceHer filmi arasında en az beş yıllık bir mola vermeyi seven usta yönetmen Paul Thomas Anderson, anlaşılan bu sefer soluklanmaya ihtiyaç duymamış. Son filmi The Master 2012 yılında vizyona giren yönetmenin 2013 projesi hazır bile: Thomas Pynchon‘ın, aynı adlı romanından uyarlanacak olan Inherent Vice.

Bakınız’ın haberine göre, New York Times‘la yaptığı söyleşide Anderson, elinde halihazırda bir senaryo bulunduğunu ve filmin, Upton Sinclair‘in Oil! adlı romanından uyarlanan There Will Be Blood‘dan daha sadık bir çalışma olacağını açıklamış. Şu an için filmde rol alacağı kesinleşen tek oyuncu, The Master‘da Anderson’la birlikte çalışan Joaquin Phoenix. Romanın yazarı Pynchon’ın sürece dahil olup olmayacağı henüz bilinmiyor.

Aslında kameralardan ve gazetecilerden J. D. Salinger’vari köşe bucak kaçan Pynchon hakkında zaten postmodern Amerikan edebiyatının en önemli ve şimdiden klasikleşmiş isimlerinden biri olduğu dışında pek bir şey bilinmiyor. Yazarın eserlerinin bir gün Türkçeye çevrilip çevrilmeyeceği de bugüne kadar büyük bir muammaydı.Devamı »