Geleceğin müziği ya da bir delinin şarkı defteri

L. Ronald Hubbard, 20. yüzyılın en ilgi çekici karakterlerinden biri. Eğer kendisini tanımıyorsanız, ABD’de 1993’te resmî bir din olarak tanınan “Scientology” tarikatının kurucusu olduğunu söylersek belki bir fikir vermiş oluruz.

Hubbard, 30’lu yıllarda dianetik alanında çalışmaya başlamıştı. Dianetik, ruhsal rehabilitasyona erişebilmek için geçmişin travmatik deneyimlerini ele almayı öngören ve psikoterapi öğelerine dayanan bir kişisel gelişim sistemiydi. Hubbard’ın çalışmaları, herkesi din değiştirmek için ikna etmese de, bu sistemin giderek bir inanç kimliğine bürünmesini sağladı. Özellikle de şöhretli insanların müritler arasına katılmasıyla sesini dünyaya duyurdu.Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Yay

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Dünyayı Yola Getirmek İsteyen Yay

Bonatti-Sagittarius_c1300Spinoza’ya göre insan sosyal bir hayvandır. Zodyak’ın hayvanlarla temsil edilmeyen nadir burçlarından biri olan Yay ise sosyal bir insandır. Yay dışadönüktür, Yay insan canlısıdır, Yay meraklıdır, Yay konuşkandır. Yay konuşur, konuşmaktan çok tartışır. John Milton’ın her şeyden çok değer verdiği hakları, öğrenme, konuşma ve özgürce tartışma haklarıydı. Yay bu hakları ister, elde eder ve kullanır. Durumun nezaketi için sizin susmanız daha hayırlıdır. Aksi takdirde hır çıkar. Yay hır çıkartmaktan çekinen biri değildir. Jean Genet de Yay’dı, hayatı boyunca hır çıkartıp durmuştu. Ama Yay kasten hır çıkartmaz, dünyayı doğru yola getirmeye çalışırken Yay’ın gıyabında hır çıkar, bazen da kabak Yay’ın başına patlar. Nâzım Hikmet de, Kemal Tahir de, Aziz Nesin de Yay’dır doğal olarak. Başka şey olsalardı ihtimal ki durum da başka olurdu. Mark Twain, “Önce doğrularınızı belirleyin, sonra keyfinize göre eğip bükebilirsiniz,” demişti ama bir Yay doğru inandıklarını kolay kolay değiştirmez, sözünden dönmez, gemileri yakmaktan çekinmez. Tuhaf bir insan, pardon kadın, yani Tuhaf Bir Kadın‘ın yazarı Leylâ Erbil’dir.Devamı »

Gorki’den Çehov’a: “Dehanızın önünde kendimden geçerek titredim”

Çehov ve Gorki, Yalta'da (yaklaşık 1900).
Çehov ve Gorki, Yalta’da (yaklaşık 1900).

Rus edebiyatının iki büyük isminin, Maksim Gorki ile Anton Çehov‘un mektuplaşmalarının derlendiği Yazışmalar, inci gibi bir kitap. Z. Zühre İlkgelen’in çevirdiği mektuplar, ikilinin kendilerini ve eserlerini nasıl gördüklerine, hayata ve diğer insanlara bakışlarına ve edebiyat algılarına ışık tutuyor. Gorki’nin şehir nefretinden Çehov’un Yalta’daki evinin inşaasına, Çehov’un yazarlığa dair görüşlerinden Gorki’nin üstada duyduğu hayranlığa, ikiliyle ilgili birçok şey öğreniyor, dostluklarına tanık oluyoruz bu kitapta.

Aşağıdaki mektupta, Vanya Dayı‘yı seyreden Gorki, Çehov’un dehası karşısında nasıl duygulandığını anlatıyor. “Çok rica ederim, bu vuruşlarla nasıl bir çiviyi çakmak niyetindesiniz? Bunlarla insanı mı dirilteceksiniz?” diye soruyor üstada. Vanya Dayı‘nın harikuladeliği daha güzel ifade edilemezdi herhalde.

Çehov’un tüm oyunlarına ve tüm öykülerine, Mehmet Özgül’ün bir o kadar harikulade çevirisiyle Everest Yayınları’ndan ulaşabilirsiniz. Gorki’nin büyük büyük külliyatı henüz Türkçede tam yayımlanmış değil ama belli başlı eserlerine İş Bankası, Can Yayınları ile Mitos Boyut‘tan ulaşılabilir. Mektubun alındığı Yazışmalar ise ne yazık ki ancak sahaflarda bulunabiliyor.Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Akrep

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Akrep “İdeal”i Sever

Bonatti-ScorpioAkrep derin suların gamlı yolcusudur. Hep daha derine inmeye çalışır, indikçe iner, inmenin sonu yoktur, çıkmaya çalışır, o zaman tehlikeli olur. Akrep’in kuyruğu vardır, derinlerde kuyruk uyur, sakin durur, yüzeye yaklaşınca harekete geçer. Yüzey Akrep için tehlikelerle dolu bir yerdir, Akrep’in kuyruğu da yüzeydekiler için tehlike arz eder. Astrolojinin en doğru mitolojilerinden biri Akrep’in soktuğudur. Akrep sokar! Kötü niyetinden değil, iyi niyetinden de değil, yapısı gereği. Akrep kendini tehlikede hisseder, savunmaya geçer, savunması saldırıdır, bir tür savaş! Ancak Akrep bu konuda dürüstlükten yanadır. Ezra Pound’un sorunu savaşın kendisiyle değildi, modern savaşın koşullarıylaydı, modern savaşın kimseye doğru insanı öldürme şansı tanımadığından yakınıyordu. Yani öldürmeye değil, yanlış insanı öldürmeye karşıydı.

Akrep zaten toplu yapılan şeyleri de pek sevmez, tekil işlerin insanıdır, keşiş ruhludur. İnzivaya çekildiği yer ise kendi düş dünyasıdır. En azından John Keats bu fikirdeydi. Bir Akrep’in düş dünyasında ise geçmişin derin ve engin izleri vardır. Dostoyevski okulda hepimize birçok şey öğretildiğini ama gerçek eğitimin belki de çocukluğa ilişkin güzel ve kutsal bir anıdan öte bir şey olmadığını söylerdi. Aynı Dostoyevski, insanlığa olan sevgisi arttıkça insanlardan uzaklaştığını da söylerdi. Bu da tam Akrep’lik bir şeydi, idealleri gerçeklerden çok sevmek. Ama zaten Schiller de tüm dünyanın tanrının bir fikri olduğuna hükmetmişti.Devamı »

Lovecraft’ten “garip” öyküler yazmak isteyenler için 5 kural

H. P. Lovecraft
Michael Daye çalışması. Daha fazla bilgi için resmin üstüne tıklayınız.

Korku edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan H.P. Lovecraft, kendi eserlerini tanımlamak için, 19. yüzyılda kullanılmaya başlanan “garip kurgu” terimini tercih ediyordu. Lovecraft, korku öykülerinin yanı sıra, korku edebiyatı ve garip kurgu üzerine de denemeler vermiş bir yazar. Merak edenler bunların iki örneğine, 1927 tarihli “Supernatural Horror in Literature” (Edebiyatta doğaüstü korku) ile 1937 tarihli “Notes on Writing Weird Fiction”a (Garip kurgu yazmak üzerine notlar) göz atabilir.

Bu ikinci denemede, Lovecraft garip kurgunun “özel, belki de dar” bir alan olduğunu söylüyor, “korku ile bilinmeyen ya da garip olan arasında her zaman bir bağ bulunan” ve “insanın en derin, en güçlü hissi olan korku öğesini sık sık vurgulayan” bir alan. Ama Lovecraft’in kendini bu alanda “naçiz bir amatör” olarak tanımlaması, korku ya da garip kurgu yazarı adaylarının gözünü korkutmasın; zira üstat, öyküleri yakından incelendiğinde ortaya çıktığı söylenebilecek şu beş kuralla, garip kurgu yazmak isteyenlere yol gösteriyor.Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Terazi

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Terazi’nin Hüznü

Bonatti-LibraScott Fitzgerald eylemin karakter olduğunu söylemişti ama bu, durumu tam açıklamaz. Böyle söylenince kararlı bir şeyden söz ettiği sanılıyor. Oysa Terazi’nin eylemi salınmadır, yani eylem değil, harekettir. T.S. Eliot biraz daha geniş açıklamaya çalışmıştı: “İnsan olduğumuza göre yaptığımız her şey ya iyi olacaktır ya da kötü. Bu durumda ister iyi şeyler yapalım ister kötü, insanız işte; hem kötü de olsa bir şeyler yapmak hiçbir şey yapmamaktan iyidir, böylece hiç değilse var oluruz.” Ama bu da fazla karmaşıktır. Aslında şunu söylemek istiyordu: Terazi’yiz işte, durduğumuz yerde duramayız.

Terazi durmaktan nefret eder, durmak ona huzura ermeyi değil ölümü çağrıştırır, ölüm ise en baş edemeyeceği şeydir. Graham Greene maneviyatın, merakın kaybolmasıyla gelişen hüzünlü bir bilgelik olduğunu bu yüzden idda etmiştir. Terazi, merakını yitirince hüzünlenir. Hüzünlü bir burçtur zaten, Jacques A. Bertrand’ın yazdığı burç kitabı da bu adı taşır: Terazi’nin Hüznü ve Diğer Burçlar. Düzeltiyorum, Terazi’nin Hüzünlü Salınması ve Diğer Burçlar. Terazi’yi hep düzeltmek gerekir çünkü kendi hakkında sık sık yanılır. Kendini samimiyetle Don Kişot sanan bir yeldeğirmenidir. Cervantes bir Terazi olduğu için yeldeğirmenlerini değil, Don Kişot’u başkişi seçmişti. Devamı »

Turgenyev ile Tolstoy’un düellosu (ve Dostoyevski’nin halleri)

Sergey Levitsky's 1856 photo of Russia's literary establishment. Standing, Tolstoy is in uniform. Below him Turgenev is seated. Standing next to Tolstoy is Dmitry Grigorovich. To Turgenev's right Ivan Goncharov sits; to his left first Alexander Druzhinin, then Alexander Ostrovsky.
Sergey Levitski; 1856. Yukarıdan aşağı ve soldan sağa, Tolstoy, Dmitri Grigoroviç, İvan Gonçarov, Turgenev, Alexandr Druzhinin, Alexandr Ostrovski.

Sevdiğimiz yazarların hayatları da ilgimizi çeker ister istemez. Nerede, hangi dönemde, kiminle yaşadıklarının ötesinde, neye benzediklerikaçta kalkıp yattıkları, en çok hangi kokteyllerden ve hangi atıştırmalıklardan hoşlandıkları, pasaportları, ex-libris’leri, evleri, burçları ve daha niceleri de heyecanla, ilgiyle takip ettiğimiz konulardandır. Dolayısıyla aradığımız şeyi her zaman “ciddi” bir biyografinin sayfalarında bulamayabiliriz. Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Başak

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Oyuna Gelen Başak

Bonatti-Vergina_c1300Başak her şeyi denetim altında tutma merakıyla bilinir. Öyle değildir. Başak her şeyi denetim altında tutmak zorunluluğundan nefret eder, sıkılır, istemez öyle bir şey. Ama gelin görün ki her şey de kendi başına yolunda gitmez, işin ucu kaçar, Başak işin ucunun kendi başına yolunu bulamayacağından endişe eder, duruma müdahale eder, bunu kendine dert eder, sonra da şikâyet eder.

Başak şikâyet eder. Kendinden, hayattan. Kendi ve hayat her daim yolunda olsaydı Başak mutlu olurdu. Ama dünya bir tek Başak için kurulmamıştır, sürprizlerden hoşlanan insanlar da vardır, Başak bundan rahatsız olur. Bencil olduğu için değil, insanların başına geleceklerden endişe ettiği için. Bu durumda Başak akıl verir. Verdiği akıllar işlerin çığrından çıkması korkusunu taşır; herkesin her şeyi bozmaya niyetli olduğu zannına kapılabilir, dünyayı düşman belleyebilir, onun için de zaten yeteri kadar sorunlu olan durumların bile titizlikle korunmasına taraftar olan akıllar verebilir. Özdemir İnce Hürriyet‘teki yazılarında bunu yapmaktadır. Ama aslında Hegel de, bir şeyi yeni öğrenmeye başlayanlar hata bulur, akademisyenler ise her şeyin iyi yanını görür, diye buyurmuştu. Bu durumda bizler, yani mevcut durumda bir hata olduğunda kuşkulananlar genç öğrenciler oluyoruz da, İnce kemale mi ermiştir?Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Aslan

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Lüks Aslan’ın Harcıdır

Bonatti-Leon_c1300Aslan kedigiller ailesinden haşmetli bir hayvandır, Ormanlar Kralı olarak bilinir. Yırtıcı ve tembel bir avcıdır, avını şiddete başvurarak kısa sürede yakalar, üstüne krallar gibi uzun uzun dinlenir, kebap yapar. Aslan her şeyin en parlağını sever, yıldızı doğal olarak Güneş’tir.

Dorothy Parker, “Siz lüksünüze bakın, lüzumlu işler kendi başının çaresine bakar,” diye buyurmuştu bütün Aslanlığıyla. Lüks Aslan’ın harcıdır, sıradan ölümlülerin başına iş açabilir. Üstelik sıradan ölümlülerin başına iş açması Aslanlar’ı rahatsız da etmez. Mesela George Bernard Shaw, “Paralı sınıfları tanıdıkça giyotini daha iyi anlıyorum,” demişti. Shaw Aslan’dı (Napoléon da), paralı sınıflardan tanıdıkları ise büyük ihtimalle Aslan değildi. Çünkü Aslan genellikle giyotine gerek bırakmadan parasını, malını, mülkünü paylaşmaya hazır, cömert birisidir. Aslan’ın paylaşmaya razı olmayacağı tek şey iktidardır. Elias Canetti, ister yaşıyor olsun ister ölmüş olsun, Tanrı hakkında konuşmamayı imkânsız buluyordu, ne de olsa bu kadar uzun süre ortalıkta olmuş biriydi Tanrı.Devamı »

John Steinbeck usülü mantarlı risotto

John Steinbeck, William Demby, Giuseppe Ungaretti

İngiliz fotoğrafçı ve yazar Mark Crick, Kafka’nın Çorbası adlı kitabında, “Ünlü yazarlar ne tür yemek tariflerini verirlerdi?” sorusunun yanıtını arıyor. Altbaşlığı “14 Tarifle Dünya Edebiyatı Tarihi” olan kitap, Jane Austen’dan Graham Greene’e, on dört farklı yazarın üslubunda yemek tarifi veriyor. Takipçilerimiz edebiyat ve yemeğin ilişkisiyle nasıl yakından ilgilendiğimizi biliyordur. Bu yüzden en sevdiğimiz yemeklerden biri olan mantarlı risottoyu Steinbeck‘in tarifiyle sizlerle paylaşma fırsatını kaçırmak istemedik. Yazarın favori kokteylini merak edenleriyse buraya alalım.

Crick’in kitapları Türkçede Can Yayınları’nca basılıyorKafka’nın Çorbası‘nın yanı sıra Sartre’ın Lavabosu ve Machiavelli’nin Bahçesi‘ne de ulaşabilirsiniz. Aşağıdaki alıntı da dahil olmak üzere hepsi Gülden Şen çevirisi.

Crick’in bu klasik yazarın üslubunu iyi tutturup tutturmadığını merak edenler ise Steinbeck’in tüm eserlerine Sel Yayınları’ndan, üstelik Tomris Uyar ve Ayşe Ece gibi isimlerin çevirileriyle ulaşabilirlerDevamı »

İyi okur bulmak zor

Flannery O'Connor'ın okul gazetesi için çizdiği karikatürlerden. Daha fazlası için resmin üstüne tıklayınız.
Flannery O’Connor’ın okul gazetesi için çizdiği karikatürlerden. Daha fazlası için resmin üstüne tıklayınız.

Flannery O’Connor, çağdaş Amerikan edebiyatının en önemli öykücülerinden. Güney gotiği olarak tabir edilen edebiyat akımının da öncülerinden. Hayatı boyunca sistemik lupus hastalığıyla cebelleşen ve 39 gibi genç bir yaşta ölen O’Connor’ın öyküleri de hayatı gibi acı doludur. Derindir; belki yer yer zor anlaşıldığı da söylenebilir ama asla da aşağıdaki abuk yorumlara açık değildir. 1961’de, bir İngilizce profesörü O’Connor’a öğrencileri adına bir mektup göndererek “İyi İnsan Bulmak Zor” öyküsüne açıklık getirmesini rica etmiş. Aşağıdaki örnek paragraftan da görebileceğiniz üzere, sevgili hoca ile öğrencileri, “şair burada ne demek istiyor”u iyice uç noktalara taşımışlar. DİKKAT! Bu paragraf öykünün sonuna dair bilgiler içeriyor!

Birkaç olası yorumu uzun uzun değerlendirdik; hiçbiri bizi tam tatmin etmedi. Genel anlamda, Misfit’in ortaya çıkışının, öykünün ilk yarısındaki olaylar gibi “gerçek” olduğuna inanmıyoruz. Bailey’nin Misfit’in ortaya çıktığını hayal ettiği kanaatindeyiz; çünkü seyahatten önceki gece ve bir de yol kenarındaki lokantada mola verdiklerinde Misfit’in uğraşlarından haberdar olmuştu. Dahası, Bailey’nin kendini Misfit’le özdeşleştirdiği, bu yüzden öykünün son yarısındaki hayali bölümde iki rol oynadığını düşünüyoruz. Ama tüm çabalarımıza rağmen gerçeğin bir ilüzyona ya da hayale hangi noktada dönüştüğünü bir türlü belirleyemedik. Kaza gerçekten yaşanıyor mu yoksa bu Bailey’nin rüyasının bir parçası mı? İçine düştüğümüz bu zorluktan kolay bir çıkış yolu bulmaya çalıştığımızı sanmayın lütfen. Öykünüzü çok beğendik ve büyük bir titizlikle inceledik ama anlamamızı istediğiniz mühim bir noktayı kaçırdığımıza eminiz. Yukarıda özetini geçtiğim yoruma dair görüşlerinizi ve “İyi İnsan Bulmak Zor”u yazmaktaki hedeflerinize dair yorumlarınızı iletebilirseniz size müteşekkir kalacağız.

O’Connor’ın ağzına sağlık, lafı yetiştirmekte gecikmemiş. Yazardan, öyküsünü hiçbir şekilde anlamadıklarını belirten bu mektubu aldıktan sonra öğrencilerin ama daha önemlisi profesörlerin edebi metinleri irdeleyeceğiz derken cıvkını çıkarmamak konusunda iyi bir ders aldıklarını umuyoruz.Devamı »

Victor Hugo: “Medeniyetin bu çok karanlık ânında, sefilin adı insandır”

Yaşamı boyunca çeşit çeşit eser veren Victor Hugo, günümüzde yine de Notre-Dame’ın Kamburu ve Bir İdam Mahkûmunun Son Günü gibi birkaç eseriyle tanınıyor. Elbette en meşhur eserinin Sefiller olduğu su götürmez bir gerçek. Kitapla ilgili ilgisiz birçok kişinin adını bildiği romanın ne kadar okunduğuysa başka bir mesele. Çok kalın olmasının yanı sıra kısaltılmış çocuk kitabı baskılarına ve filmlerine de yaygınca ulaşılabildiği göz önüne alınırsa aslında pek de fazla okunmadığını varsayabiliriz herhalde.

Victor Hugo’nun Mösyö Daelli’ye Sefiller üzerine yazdığı aşağıdaki mektup, edebiyat severleri meraklandıracak, bu dev romanı okumaya teşvik edecek nitelikte. Hugo, romanını anlattığı bir mektupta bu kadar çarpıcı sözleri kaleme alıyorsa, kitabın kendisinde neler yazmıştır acaba, diye düşünmeden edemiyor insan.

Mektuptan sonra Hugo okumak için esinlenenler, Notre-Dame’ın Kamburu ve Bir İdam Mahkûmunun Son Günü için İş Bankası ve Can yayınlarına bakabilirler. Sefiller‘in eksiksiz ve güvenilir baskısı şu an İletişim Yayınları’nda mevcut; ama bize bu mektubu (ve başka birçok mektubu) bulup çeviren Birsel Uzma’nın Sefiller çevirisinin de yıl sonuna kadar Oğlak Yayınları‘ndan çıkacağını bu vesileyle duyurmuş olalım. Uzma’nın en sevdiğimiz çevirilerinin başında Gargantua ve Pantagruel ile Maupassant’ın öyküleri geliyor. Tüm çevirilerinin listesine Robinson’un sitesinden ulaşılabilir. (Des Lettres aracılığıyla.)Devamı »

Klasik eserlerin elyazmaları

Elyazmaları güzeldir. Elyazısı kullanımının günbegün azaldığı tablet ve akıllı telefon dünyasında elyazmaları değerlidir. Günümüzde, yazarın eserinin özgün kopyasının, yani yazarın bilgisayardaki Word belgesinin kendi içinde (yani metnin içeriği haricinde) bir değeri olduğu söylenemez. Böylece zaten zaman geçtikçe değerlenen elyazmaları, giderek nadir bir nesneye dönüştükleri için de değerlenirler.

Aşağıda, günümüzde hâlâ sevgiyle ve ilgiyle okunan klasik eserlerin elyazmalarından bir seçki bulabilirsiniz. Ne kadar “çağ dışı” kalacak olursa olsun, zamansızlığını her daim koruyacak bir seçki.

Not: Kitapların Türkçeleri için resmin altında isimlerinin üstlerine tıklayabilirsiniz. (Flavorwire aracılığıyla.)

Ağustos Işığı - William Faulkner
Ağustos IşığıWilliam Faulkner

Devamı »

Neruda’nın hiç yayımlanmamış aşk şiirleri bulundu

Pablo Neruda’nın daha önce hiç yayımlanmamış 20 tane şiiri bulundu. Şili’de Nobel Edebiyat Ödülü sahibi şairin çalışmalarının arasında bulunan ve çoğu aşk temasını işleyen şiirler bu yıl Güney Amerika’da, önümüzdeki yıl ise İspanya’da yayımlanacak.

Şiirleri bulanlar, Şili’deki Pablo Neruda Vakfı’nın çalışanları. Şiirlerin 1950 ve ’60’lara dayandığı düşünülüyor. El Pais, şiirlerden aşağıdaki alıntıyı paylaşmış:

Reposa tu pura cadera y el arco de flechas mojadas / extiende en la noche los pétalos que forman tu forma.

İngilizcesinden çevirmek gerekirse: Saf kalçan durağan ve ıslak okların yayı / uzuyor gecenin içinde şeklini biçimlendiren çiçek yaprakları.Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Yengeç

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Kabuk ve Kıskaç

Bonatti_Cancra_c1300

Yengeç suda yaşar ama balık değildir. Yengeç suda yaşayan, kendi dünyasını kabuğunun içine yerleştiren, bildiğimiz dünyayı da kıskaçlarıyla yakalamaya çalışan bir yumuşakçadır. Yengeç insanı da ilk bakışta yumuşak, son bakışta kabuğunun içine saklanmış, kıskaçlarıyla insanın sinirlerini kaşıyan biridir. Kabuğuna kaçmış bir yengeci orada bırakın, kalsın. Hatta yampirik yampirik çıkmaya çalışırsa siz uzaklaşın.

Yengeç ısıtılıp yenecek bir meze değildir. Çok az Yengeç kafasını kabuğundan çıkarttığında Marcel Proust kadar ilginç olur. O da aslında mızmızın tekiydi, Joyce’un purolarıyla onu öldürmeye çalıştığını düşünüyordu, yakınında bulunmanın eğlenceli olacağı insanlardan biri değildi. Jean Jacques Rousseau da Yengeç’ti ve hiç kimsenin aklına bile getirmediği bir işe kalktığını iddia ettiğinde sözünü ettiği kendi hayatını yazmaktı. İtiraflar gerçekten olağanüstüdür ama Rousseau da hayatın kendine haksızlık ettiğine inanırdı. Yengeç böyledir. Hep hayatın kendisine adil davranmadığına inanır, acı çeker, suçu insanlıkta bulur. 1984 adlı kitabıyla insanlıktan umudu kesmişlerin başucu yazarı olan George Orwell de doğal olarak Yengeç’ti.Devamı »

Televizyondan kitaba — Buffy the Vampire Slayer

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. “Bu diziyi seviyorsanız şu kitapları da okumalısınız” mantığından yola çıkan bu listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

buffy_the_vampire_slayer_logo-11abucfSeveninin büyük bir tutkuyla sevdiği dizilerden Buffy the Vampire Slayer. Joss Whedon‘ın yarattığı dizi, vampir avcısı olan lisedeki genç bir kızın hikâyesini anlatıyor. Dizinin jeneriğinden alıntılamak gerekirse: “Her nesilde bir avcı doğar: tüm dünyada yalnızca bir kız, seçilmiş kişi. Vampirlerle, şeytanlarla ve karanlığın güçleriyle savaşacak; kötülüğün yayılmasını, sayıca katlanmasını engelleyecek güce ve yeteneğe yalnızca o sahip olacaktır. O, Avcı’dır.”

İşte Buffy, kendi neslinin avcısıdır. Yanında gözetmeni ve bir cadı ile kurtadamı da içeren sıradışı arkadaşlarıyla vampirler ile diğer doğaüstü yaratıkları avlar, çeşit çeşit kötülük planlayanlara engel olur. Buffy‘yi özel kılan elbette bu basit çerçevenin ötesindeki ayrıntılar. Öncelikle vampirlerin ve seçilmiş bir vampir avcısının bulunduğu bir dünyada, iyilik ile kötülük algısının klişeleşmiş olmaması. Dizide saf iyi ile saf kötü bulunmadığı gibi, diğer Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz lise tipleri de –ponpon kız, sporcu erkek, popüler grup, inek öğrenci, vb.– birer karikatürden ibaret değil. Tüm karakterler ve olaylar üç boyutlu.Devamı »

Necatigil’den Şipal’e: “Yazılmadan kaldı bazı şeyler, gene de yazılmış kadar oldu”

behcet necatigil ve kamuran sipal

Behçet Necatigil ile Kâmuran Şipal, hem özgün eserleri hem de Almancadan yaptıkları çevirilerle tanınan edebiyatçılarımız. Günümüzde Necatigil’in şiirleri çevirilerinin, Şipal’in ise belki çevirileri eserlerinin önüne geçse de, tüm girişimlerinin sonunda paha biçilemez işler ortaya koymuşlardır.

Necatigil’in Şipal’e yazdığı aşağıdaki mektup tam da bu yüzden değerli: bir yazarın, çevirmenin, öğretmenin sürecine ışık tuttuğu için. Teneffüslerde yazılan mektuplar, seçici kurul toplantıları, yeni çıkan kitaplar, çeviri telifleri, kapanan yayınevleri… Belki de tüm bu olan bitene duyulan bir kırgınlık göze çarpıyor Necatigil’in satırlarında.

Bu mektup, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Mektuplar (2001; haz. Ali Tanyeri ve Hilmi Yavuz) adlı kitaptan alındı. Behçet Necatigil’in eserleri çoğunlukla Yapı Kredi’den yayımlanıyor; bunların haricinde Varlık’tan çıkan Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Sel’den çıkan Mitologya Sözlüğü ve Can’dan çıkan Sevgilerde sayılabilir. Çok çeşitli çevirileri içinse buraya bakabilirsiniz. Kâmuran Şipal’in eserleri ise Yapı Kredi Yayınları ve Cem Yayınevi‘nce basılıyor. Çevirilerini ise buradan görebilirsiniz.Devamı »

Burçlar ve yazarlar: İkizler

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

İkilemlerle Dolu İkizler

Bonatti-Geminiİkizler konusunda gözden kaçan şey İkizlerin çoğul olduğudur. Herkes onların İkizler olduğu için çift kişilikli olduğunu düşünür. Oysa ikiz olmaları herhangi bir konuda bir o fikre bir bu fikre kapılmalarına, “ler” oluşları ise aynı anda binlerce konuya ilgi duymalarına yol açar. Yani İkizler sayısız konuda kafası ikilemlerle dolu bir garip âdemdir.

Lillian Hellman insanların değiştiğini ama değiştiklerini birbirlerine söylemeyi unuttuklarını yazmıştır. Lillian Hellman bu bakımdan tipik bir İkizler’dir. İhtimal ki bu da kendi başına gelmişti, iki arada bir derede değişivermiş, bunu etrafa söylemeyi unutmuştu. Aslında İkizler, konuşma, söyleme, anlatma fırsatlarını kaçırmazlar ama herhalde o sırada tartışacak daha cazip bir konu vardı. İkizler tartışmayı sever. W.B. Yeats, başkalarıyla yaptığımız tartışmalardan retorik, kendimizle yaptığımız tartışmalardan ise şiirin çıktığını yazmıştı. İkizler böyledir. Tartışacak kimseyi bulamazsa kendiyle tartışır. Hatta bu konuda kendinin en iyi dostudur. Kafasının içi fikirlerle doludur ve onları tokuşturup durur.Devamı »