Rusya’dan sevgilerle

Devletlerin birbirleriyle çıkarlarına göre kol kola olması ya da itiş kakışa girmesi, nadir bir durum sayılmaz. Malumunuz bu aralar pek çok başka ülkeyle olduğu gibi, Rusya’yla da ilişki durumumuz karışık. Varsın siyasetçiler birbirlerine diş bilesin, konu sanat olunca akan sular duruyor. Nitekim bahsetmek istediğimiz sanatçı da 1931 Gürcistan doğumlu Ermeni müzisyen Mikael Tariverdiev.

Bu ismi duymamış olabilirsiniz, zaten Rusya dışında kendisini tanıyan da çok az. Bizim haberdar olmamız ise, The Real Tuesday Weld adlı İngiliz müzik grubunun solisti Stephen Coates sayesinde. Coates, Sovyetler Birliği ve Soğuk Savaş konularına kafayı fena takmış bir sanatçı ve bu konularda yerinde araştırmalar yapmak için de sıklıkla Rusya’ya gitmekte. Birkaç yıl önce Moskova’da bir kafede oturup usul usul yağan karı seyretmekte olan Coates, arka planda çalan harika müziği fark eder. Servis yapan garsona kim olduğunu sorduğunda, “Ah, eski günlerin şarkıları” yanıtını alır. Çalan albüm, 1964 tarihli Do svidaniya, malchiki (Elveda Çocuklar) adlı filmin müzikleridir.Devamı »

Reklamlar

Streaming’le kim para kazanıyor ?

“Streaming” hizmetleriyle sunulan müzik seçkilerinin genişliği artık herkesin müzik dinleme alışkanlıklarını değiştirdi. Bu hizmete elinizdeki telefon kılığındaki el bilgisayarlarıyla erişmenin kolaylığı da cabası. Hiç para ödemeden aldığınız hizmet bile gayet tatmin ediciyken, pek de büyük sayılmayacak bir ücret ödeyerek, neredeyse hayallerin ötesinde bir müzik arşivine gönlünüzce erişim elde ediyorsunuz.

Peki müzisyenlerin bu işten kazancı nedir diye soracak olursanız, işte o kısım biraz ilginç. Örneğin Spotify’a göz atacak olursak, ücretli hizmeti üzerinden çalınan bir şarkının hak sahiplerine ödediği ücret 0,68 sent, yani bugünkü kurdan düşünecek olursak, aşağı yukarı 2 kuruş. Ücretsiz hizmeti üzerinden ödenen ücret ise çok daha az, 0,14 sent, yani 0,40 kuruş. Ücretli kullanıcılar, toplam kullanıcıların %20’sini oluşturuyor. Ortalama ödenen parça başı ücret 0,275 sent. Bu da kabaca 0,60 kuruş yapmakta.Devamı »

Dünyayı hayran bırakan adamın ardından

DB-Transformation-Colour

Modern pop müzik tarihinin neredeyse tamamında önemli bir aktör olarak var olan David Bowie geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti. Bowie bir süredir kanserle mücade etmekteydi ve geçtiğimiz 2015 yılının Kasım ayında kurtuluşunun olmadığını öğrenmişti. Bilmediği ise ölümün ne kadar yakın olduğuydu. Eğer bilseydi, ölümünden birkaç gün önce 1969’dan beri sıkça birlikte çalıştığı dostu ve yapımcısı Tony Visconti’yi arayıp beş yeni şarkı yazdığını ve bunları kaydetmek için stüdyo ayarlamasını söylemezdi. Her şeye rağmen ölümünü de yaşamı gibi bir sanat eserine çevirmeyi başardı.

Oysa nasılda ölümsüz görünüyordu Bowie. Birden fazla kariyere yetecek kadar malzeme çıkarmıştı sanat hayatında, hem de hiç eskimemişti. Çünkü hep değişkendi Bowie. Londralı mı, Berlinli mi yoksa New Yorklu mu olduğu sorusuna kendi bile yanıt veremiyordu. Krautrock, glam, soul ya da caz, hepsi onun estetik anlayışında bir yer bulabiliyordu. “Buradan nereye gideceğimi bilmem ama emin olun sıkıcı bir yer değil,” diyerek bu yolculuklarını tarif etmişti bir keresinde.Devamı »

Bowie’nin en sevdiği 100 kitap

Yeni yılın ilk üzücü sanat haberlerinden biri, David Bowie’nin ölümü oldu (kendisinden bir hafta sonra da Alan Rickman‘ı kaybettik). Yaşamı ve sanatıyla birçok insanı etkilemiş olan Bowie’nin ardından onu uzaktan yakından tanıyan herkes sanatçı hakkında anılarını kaleme alıyor, böyle durumlarda hep karşılaştığımız üzere internet Bowie’ye dair bilgiler, fotoğraflar ve listelerle dolup taşıyor.

Bunlardan biri de Bowie’nin en sevdiği 100 kitabın listesi. Telegraph’a göre;

Bowie kitaplar ve birinci baskılar konusunda açgözlülüğünün farkındaydı ve bu duruma espirili bir şekilde yaklaşırdı. Edebiyat sevgisinin anne babasından geçtiğini söylerdi. Hayatının dönüm noktalarından biri Allen Ginsberg ve Jack Kerouac okumasıydı; 15 yaşında Yolda‘yı okumanın aydınlatıcı bir an olduğunu, onu Bromley’den çıkmaya teşvik ettiğini söylemişti.

Bowie 1976’da Dünyaya Düşen Adam‘ın çekimi için Meksika’ya giderken yanında 400 tane kitap götürdü. 1997’de Mr Showbiz’e, “Onları New York’ta bırakmaya çok korkuyordum çünkü tekinsiz insanlarla takılıyordum ve kitaplarımı yürütmelerini istemiyordum,” dedi.

Böylece turneye çıktığında yanında seyyar bir kütüphane taşımaya başladı; “Dolaplarım vardı, seyyar bir kütüphaneydi, hoparlörlerin konulduğu kutulara benziyorlardı… o dönem sayesinde olağanüstü bir kitap koleksiyonum var,” dedi Bowie.

Devamı »

2015’ten Kalanlar // Müzik

Yıllar geçtikçe ülke olarak daha da zor günler yaşıyoruz. Sonucu beğenilmeyince tekrarlanan seçimler, bombalı saldırılar, sokağa çıkma yasakları, her an çıktı çıkacak savaşlar, yine ölümler, ölümler… Umudun ışığı yavaş yavaş sönerken, her gün biraz daha gömüldüğümüz karanlıktan kurtulabilmek, anlamsızlıkların içinde biraz anlam bulabilmek adına kendimizi her zamanki gibi sanata veriyoruz. İşte Koltukname ekibi olarak bizi 2015’te en çok etkileyen albüm, film ve kitaplar.

Büyülü bir sesin taşıdığı uçan halıda yolculuk: Divers / Joanna Newsom

Divers : Joanna NewsomJoanna Newsom hem sabırlı hem de ince eleyip sık dokuyan bir müzisyen. Öyle olmasa 2010’daki Have One on Me‘den beri oturup sabırla ilham gelmesini beklemezdi. Bu kadar özenip bezenince de, yeni albüm Divers tıpkı öncekiler gibi yine kulak vermek zorunda kaldığımız bir kayıt olmuş.

Newsom’ın önceki albümlerini bilenler, benzersiz bir vokale sahip olduğunu hatırlayacaklardır. 2009’da ses tellerinden geçirdiği bir rahatsızlık –zaman zaman çocukça olmakla eleştirilen– vokalini bir parça değiştirmiş durumda fakat müziğinin atmosferi sabit: Sanki Grimm kardeşler Newsom’a masallarına fon müziği ısmarlamışlar gibi.Devamı »

Dans etmek yasak, el çırpmak serbest

arian_band

Son dönemde hafif bir yakınlaşmadan bahsedilebilse de, İran yıllarca batı dünyası tarafından şer ekseninin bir bacağı olarak görüldü. Tabii olumsuz duyguları karşılıksız sayılmazdı. İslam devrimi sonrası İran, hem batı dünyasına hem de İsrail’e dostane denemeyecek sözlerle her fırsatta meydan okudu.

Oysa siyaseti bir kenara bırakacak olursak, madalyonun diğer yüzündekiler daha farklı oldu. Kadim kültürünün birikimi sayesinde İranlı film yönetmenleri, yazarlar, düşünürler batı dünyasında kucaklandılar. 2013 yılında ılımlı tavrıyla bilinen Hasan Ruhani’nin başkanlığa seçilmesi, İranlı sanatçıların ve entelektüellerinin hayatını kolaylaştırdı. Ama müzik ve müzisyenler için şartlar, batı, hatta Türkiye’yle bile karşılaştırınca heves kırıcı. Bir pop müzik topluluğunun albüm yayınlaması, bakanlık iznine bağlı olmaya devam ediyor.Devamı »

Beraber yürüyemeyiz biz bu yollarda

Türk siyasetçilerinin sanata ve müziğe ilgilerinin ziyadesiyle kısıtlı olduğu malum. Genelde seçimler yaklaşınca ortaya çıkan, berbat ses tesisatlarıyla berbat seçim şarkılarıyla sadece gürültü kirliliği yaratan minibüs-otobüsler, siyasi partilerin müzikle ilintilerini temsil eder ülkemizde. Çok sayıda besteci de, siyasi görüşlerine göre çeşitli partilere gönüllü olarak bestelerini bağışlar ve bizi eserlerine maruz bırakırlar. Bu noktada Türkiye’de geçmişin önemli ve sevilen bestelerinin kullanıldığı vaki değildir. Olabildiğince yeni yapıtlar tercih edilir.

Oysa başka ülkelerde politik müziğe dair alışkanlıklar bizden farklı. ABD’de “Baba Bush” olarak bilinen George H.W. Bush, 1988 seçimlerinde ironik şekilde seçim kampanyasında Woody Guthrie‘nin 1940 tarihli “This Land Is Your Land” adlı klasiğini kullanmıştı. Bill Clinton, 1992 seçim kampanyasınınm şarkısı olarak Fleetwood Mac’in “Don’t Stop” parçasını seçmişti. İlginç seçimlerden biri Barrack Obama’nın rakibi senatör McCain’in mesaj dolu ABBA başyapıtı “Take A Chance On Me” olmuştu. Springsteen’in demokratlara desteği zaten bilinir, Obama’ya iki parçasını, 2008’de “The Rising“i ve 2012’de “We Take Care of Our Own“u vermesi sürpriz değildi.Devamı »

İslami hip hop ya da tesettürlü rap ya da sadece müzik

Muneera Williams, tam bir hip hop müzisyeni. Güçlü ve tutkulu sesiyle ritmik konuşması duyulduğunda, dinleyiciler buna kolayca ikna oluyor. Williams, “Müzik sadece eğlence değil, dostluk, sevgi ve umudun da yayılmasına yardımcı olabilir” fikrinde. 34 yaşındaki Williams, şarkılarında da bu fikrini beyan ediyor.

Muneera Williams ve Sukina Owen-Douglas, birlikte “Poetic Pilgrimage” adlı hip hop grubunu kurduklarından beri hayran kitleleri hızla büyümekte. Her ikisi de İngiltere’de doğmuş olsalar da, aileleri Afrika kökenli Karayip göçmenleri. Onları ilgi odağı yapan özelliklerinden biri de 2005 yılında büyüdükleri şehir Bristol’den Londra’ya yüksek öğrenim için gittiklerinde İslam dinini tercih etmiş olmaları.Devamı »

Pop müziğin kırıldığı üç yıl

Modern dünyada müziğin evrimi ve bu konuda yapılan araştırmalara, Koltukname olarak zaman zaman göz atıyoruz. Kimi zaman oldukça şaşırtıcı çıkarımlarla da karşılaşıyoruz. Meşhur bilim cemiyeti Royal Society tarafından hazırlanan bir bilim dergisinde yayımlanan, ABD’deki müzik zevkinin evrimi konusundaki araştırmanın sonuçları da ziyadesiyle ilginç.

Londra Kraliçe Mary Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırma kapsamında, ABD müzik listelerinin ilk 100’üne girmiş tam 17.094 parça incelenmiş. Araştırma sonuçlarına göre 1960-2010 yılları arasında dinleyicilerin genelinde müzik zevki hafif bir biçimde ama sürekli olarak değişmiş. Kâh rock müzik kâh soul beğenilir olmuş. Ama büyük kırılımlar bu 50 yıl içinde üç kez yaşanmış.

Yapılan analize müziğin tınısındaki değişimler, kullanılan akor dizileri gibi özellikler incelenmiş ve parçalar müzik türlerine ve alt kategorilere göre sıralanmış. Ayrıca The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupların imajları, görünümleri ve tarzları da incelemeye dahil edilmiş.Devamı »

Apple tek, siz hepiniz

8 Haziran 2015 Pazartesi günü Apple’ın en üst yöneticisi Tim Cook, şirketinin yeni internet müzik hizmetini tanıtırken “müzikte yeni bir çığır” sözlerini kullandı. Apple için müziğin anlamı, düne kadar MP3 formatında şarkılar satmaktı. 2003 yılından beri iTunes ve iPod’lar, dev şirkete milyarlarca dolar kazandıran büyük bir gelir kapısı olmuştu.

İlk ortaya çıktığında bu devrim, herkese renkli ve sevimli bir dünya vaat ediyordu. Üstelik taşınabilir minik bir alet sayesinde müziğinizi cebinize koyup yollara düşebiliyordunuz. Minyatür boyutuna ve hafifliğine rağmen binlerce müzik parçasını depolayabiliyor, müzikleri yasal yollarla, yüksek kalitede ve makul fiyatlarla elde edebiliyordunuz. Ve ilginç olan, bu tedariği Warner, Sony ya da diğer müzik şirketleri değil, bir bilgisayar ve elektronik şirketi olan Apple aracılığıyla yapmanızdı.Devamı »

Eurovision: Kimin eli kimin cebinde?

Elnur Huseyinov

İster Türkiye’nin yüzünü artık batıya dönmekten vazgeçtiğine ister politik güç savaşlarına bağlayın, Eurovision şarkı yarışması son yıllarda Türkiye’de pek popüler değil. Oysa dünyanın ilgisi artmakta. Bu yıl, teamüllere aykırı gibi gelse de, Avustralya da yarışmaya dahil oldu.

Türkiye için, Sertap Erener’in, sesini, ecnebi lisanı ve popüler müziğin öğelerini ustaca kullandığı parçasıyla ve gurbetçi Türklerin telefon oylamasındaki yadsınamaz desteğini de alarak 2003 yılında kazandığı birincilik bir milat olmuştu. 2003’e kadar bir kez üçüncülük, bir kez de yedincilik gibi “şerefli mağlubiyetlerle” dolu mazimiz, hep, “Bize karşı birleşen haçlılar”, “Türkleri sevmeyen Avrupalılar”, “Birbirini kollayan komşular”, “Süregelen Kıbrıs ambargosu” gibi açıklamalarla rasyonelleştirilmişti.Devamı »

Pop ikonu olarak yaşamak ya da ölmek, işte bütün mesele bu

Popüler sanatçılar arasında efsane mertebesine çıkmak için erken ölmek kısa yollardan biri olarak görülebilir. Bu konuda 27 yaşında hayatını kaybedenlerin de özel bir yeri olduğu söylenegelir. Hatta “27’ler Kulübü” adıyla anıldıkları bile bilinir. Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jim Morrison, Kurt Cobain, Brian Jones gibi unutulmaz isimlerin üyesi olduğu kulübe son olarak, uzun zaman uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle ölüme meydan okuyan Amy Winehouse katılmıştı.

Bu 27 konusu, oldukça boş vakti olan bir takım istatistikçilerin de kafasını kurcalamış olsa gerek, oturup 1956-2007 yılları arasında İngiltere müzik listelerinde 1 numaraya yükselmiş bir albümü olan 1046 müzisyene ait bilgileri toplamışlar. Bu müzisyenlerin 71 adedi, yani %7’si hayatta değil. Ölümler ise 27 yaş etrafında toplanmıyor.Devamı »

Grooveshark’ın sonu

groovehsharkkapaniyor2

2007 yılında, internetten müzik paylaşıp dinlemeyi mümkün kılma hedefiyle kurulan Grooveshark, 30 Nisan’da sitede yaptığı bir açıklamayla kapandığını duyurdu.

Rolling Stone‘un haberine göre, bir araya gelen büyük plak şirketleri 2011 yılında siteye 17 milyar dolarlık dava açmıştı. Grooveshark, davanın sonucunda varılan anlaşma itibariyle verdiği hizmeti hemen durdurup sitedeki tüm parçaları silmeyi kabul etmiş.

Koltukname olarak gerek müzik, gerek diğer sanat dallarında telif hakkı tartışmalarını yakından izlemeye çalışıyoruz. Sanatçının emeğinin karşılığını her zaman alması gerektiğine inanıyoruz. Öte yandan, büyük şirketlerin “eser sahibinin haklarını koruma” argümanına sığınarak hem eser sahibini hem de tüketiciyi sömürmeye çalıştığının da farkındayız. Grooveshark’ın kapatılmasının bu noktada çizginin neresinde durduğu ayrı bir tartışma konusu. Ama her halükârda, en azından müzik listelerimizi bir kenara not düşmemize müsaade etmelerini isterdik…

Grooveshark’ın sitesinde yer alan açıklama mektubunu ve çevirisini aşağıda bulabilirsiniz.

GÜNCELLEME (17.00): Müzik listelerini değil ama genel olarak “collections”a eklenen parçaların bir listesini edinebilmek için şurada açıklanan yolu izleyebilirsiniz.Devamı »

Evlilik aşkı, formüller müziği öldürüyor mu?

David Gilmour ’75 yılının bir kış günü, arkadaşının kendisine ilettiği demoyu dinlediğinde “Bu kızda iş var,” demiş olsa gerek. Zira cebinden ödediği parayla o minik kızın düzgün birkaç kayıt yapmasını ve zamanın en büyük plak şirketlerinden EMI’a götürüp sözleşme yapmasını sağlamıştı. Gilmour’un yeteneği algılamakta mahir duyarlılığı sayesinde Kate Bush gizli bir elmas olmaktan kurtulmuştu.

Bugün işler artık pek böyle yürümüyor. Dijital devrim her şeyi olduğu kadar müzik endüstrisini de kökten değiştirdi. Eskiden plak şirketleri büyük hitler üretme potansiyeli olan müzisyen ya da grupları avlamak için işinin ehli uzmanlardan yardım alırdı. Grup ya da müzisyen bir büyük şarkı yazdığında, hemen mahir bir prodüktör devreye girer; o parçayı dillere pelesenk edecek şekilde düzenler; grubun ya da müzisyenin ve elbette şirketin çapına göre bir şehir, ülke ya da dünya turnesiyle desteklenirdi.Devamı »

Müzeyyen Senar’ın ardından: Benzemeyecek kimse sana

muzeyyensenarbbc

Muhtemelen biliyorsunuz, pek de hazzetmediği unvanıyla “Cumhuriyet Divası”nı kaybettik. Uzun, dopdolu hayatı boyunca neredeyse tüm Cumhuriyet tarihine tanıklık eden, görkemli sesiyle kurucusu dahil bir ülkeyi kendine hayran bırakan Müzeyyen Senar, artık yok. Koltukname olarak ardından bir kaç kelam etmememiz elde değil.

Senar’a benzemeye çalışan, ona öykünen ya da en basitinden bu büyük icracıyı kıskanıp kendine diva diyenler hep oldu. Ama o hep kendi kulvarında, farklı bir konumda olmayı başarmıştı. Ne bir neslin TRT radyolarından sadece sesiyle bildiği Samime Sanay, Serap Mutlu Akbulut, Mediha Şen Sancakoğlu gibi nadide solistleri; ne tüm sıradışılığına, değişkenliğine, şaşırtıcılığına rağmen sanat güneşi; ne popüler arabeskten de kaçmayan, magazin basınının gözdesi ve ülkenin belki de en afili şarkıcısı Bülent Ersoy onun durduğu yerdeydi. Eğer Syd Barrett gibi, ardından ağıt yakacak beceride bir grubu olsaydı, muhtemelen “Parılda çılgın elmas” misali bir şaheser de bugün onun için söyleniyor olabilirdi. Zira tıpkı Barrett gibi biraz sıradışı bir karakter, elmas gibi kıymetli nadir bulunur bir sanatçıydı.Devamı »

Perde kapanırken kulak kabartılanlar

Filmler; oyunculukları, senaryoları, sahneleri gibi müzikleriyle de hafızalarımızda yer edinirler. Bazılarında ise, o son sahnede çalan müzik, aklımızda kalan tek şey olur. Tüm filmin ruhunu taşıyan, darbesini vuran o son sahne, o unutulmaz parçayla mühürlenir. Bu gibi parçaları unutmak da o sahneden bağımsız düşünmek de imkânsızlaşır.

İşte size etle tırnak olmuş film sahneleri ve şarkılardan oluşan öznel bir liste:

Fight ClubPixies / “Where Is My Mind”

Fight Club, kuşkusuz tüm zamanların kült klasiklerinden biri. Chuck Palahniuk’ın aynı adlı kitabından senaryolaştırılmış bu David Fincher filmi, karakterleriyle, modern topluma vurduğu sert darbelerle, şaşırtıcı gerçekliğiyle tüm izleyenleri sarsmıştı.

Filmin son sahnesi ise, bize 80’lerin sonlarında kalmış, Kurt Cobain’in ilham kaynağı Pixies adlı grubu tekrar hatırlatmıştı. “Where Is My Mind” Fight Club sayesinde Pixies’in en bilinen parçası haline de gelmişti. O final ve Pixies parçası arasındaki kusursuz uyumu görmezden gelmek, dolayısıyla “Neymiş bu Pixies?” diye araştırmalara dalmamak elbette imkânsızdı.Devamı »

Bir Les Paul… bir Les Paul için krallığımı verirdim

Lester William Polsfuss, 2009 yılında hayatını kaybettiğinde, gitar dünyası yasa boğulmuştu. “Les Paul” adıyla bilinen Polsfuss sadece yetenekli bir caz gitaristi değil, bir enstrüman tasarımcısıydı da. Rock&roll herkesi kavrayan o müthiş, kıpır kıpır tınısına kavuştuysa, rock müziği ilerleyen yıllarda dünyayı etkisi altına aldıysa, Les Paul’un bunda payı küçümsenecek gibi değildi. Bu yüzden ünlü gitar üreticisi Gibson, 50’li yıllarda bu zatı muhteremi önce kendisine danışman seçmiş, sonra da Fender’in Telecaster ve Stratocaster’ıyla birlikte, tüm zamanların en unutulmaz gitar modellerinden biri olacak tasarımına onun adını vermişti.Devamı »

Hip hop ruhunu geri istiyor

Dünya, insanların yarattığı şiddete tarih boyu sahne oldu. Bununla birlikte, şiddet günümüzde belki de hiç olmadığı kadar yaygın ve kolay uygulanır hale geldi, hatta kendini gelişmiş ya da medeni tanımlayan toplumlarda bile sıradanlaştı.

Bunun son örneklerinden biri de kısa zaman önce ABD’nin Missouri eyaletinin Ferguson kasabasında yaşandı. Belki kendimizden başkalarına bakmaktan pek hoşlanmadığımızdan, belki şiddetin kanıksandığı bir coğrafyada olmamızdan, belki devlet şiddetini artık içselleştirdiğimizden, dünyanın öbür ucundaki olaylar basınımızda pek yer bulmadı, dolayısıyla gündemimize de giremedi. Oysa tarihindeki ilk siyahi devlet başkanına sahip ABD’de, silahsız siyahi bir gencin polis tarafından öldürülmesi ardından başlayan olaylar küçümsenecek gibi değildi.Devamı »