Woody Guthrie’nin 1943’teki yeni yıl kararları

woody guthrie resolutions

Yeni yıl kararları denildiğinde bugün aklımıza, elbette bir numarada yer alan “sigarayı bırakmak”nın yanı sıra “yeni bir dil öğrenmek”, “detoks yapmak”, “kilo vermek” türünden maddeler geliyor. Amerikan folk müziğinin efsanevi ismi Woody Guthrie’nin 1943’te aldığı kararların arasında da “sağlıklı beslen”, “içeceksen çok az iç” gibi, yıl içerisinde ihmal edilen vücut sağlığına dair maddeler mevcut. Hatta bugün komik gelecek şeyler bile var; “kalan dişlerini fırçala”, “çoraplarını değiştir” ve “banyo yap” gibi… Ama minik çizimlerle dolu liste, birçoğumuzun yüzünü kızartacak türden özverili kararlar da içeriyor; “herkesi sev”, “insanları daha yakından tanı” ve “savaşı kazanmaya, faşizmi yenmeye yardımcı ol” gibi…Devamı »

2014’ten Kalanlar // Müzik

2013 zor bir yıldı, Gezi tam anlamıyla damga vurmuştu 2013’e. Zihinleri, bedenleri, vicdanları ağır mesaiye gark etmiş; güçlüğüyle, yeşerttiği ümidiyle, barındırdığı öfkeyle yaşadığımızı hissettirmişti bize. 2013’ün selefi bu yüzden biraz ruhsuz, biraz yavan geldi. Olayımız eksik kalmadı elbet ama yüzümüz pek az güldü 2014’te. Yolsuzluklar, yasaklar, hastalıklar, iş kazaları, ölümler, ölümler, ölümler… Neyse ki insanlık bize ümit de verdi. Elbette sanatla, sinemayla, edebiyatla ve müzikle. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, Koltukname ekibi olarak —KoltuknameOptimusminimus ve Sevillaportakalı— 2014’te haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istiyoruz. İşte 2014’ün parçalı bulutlu ruhunu bizim için renklendirenler.  (Filmler için buraya, kitaplar içinse buraya buyurabilirsiniz. Geçtiğimiz yılların listeleri ise burada.)

Basitliğin mükemmelliği: Lost in the Dream / The War On Drugs

homepage_large.9419e472The War on Drugs’la yeni tanıştığımızı itiraf etmemiz gerek. Onlar üçüncü albümlerine ulaşmış ama gözden kaçmayı da başarmışlar. Neyse ki daha fazla gecikmeden kendileriyle müşerref olduk. Siz henüz olmadıysanız ve neye benziyor bu diyorsanız, biraz Springsteen alın ve üzerine bol vokalli Bob Dylan gezdirin, Tom Petty’yle karıştırın ve üstüne Fleetwood Mac serpin. Tüm bu harika müzisyenlerin karışımı size güzel çağrışımlar yapıyor olmalı.

Gerçekten de öyle. Lost in the Dream, uzun zamandır bütünüyle başarılı olan az sayıda albümden birisi. Parçaları birbirinden ayırmak zor ama “An Ocean in Between the Waves”, “Burning” ve kuşkusuz büyük bir hit olan “Red Eyes”, bu klasik rock tınısındaki albümde biraz daha öne çıkanlar diyebiliriz. Sadelik ve basitlikte güzelliği arayanlar için taze bir mücevher adeta.

Kendilerini tez vakitte canlı da izlemeyi umut ediyoruz, zira videolardan gördüğümüz canlı performansları da çok dikkat çekici.

Bu bir saatlik albümü dinleyin, kayıp bir saat olmayacağı garanti.Devamı »

Geleceğin müziği ya da bir delinin şarkı defteri

L. Ronald Hubbard, 20. yüzyılın en ilgi çekici karakterlerinden biri. Eğer kendisini tanımıyorsanız, ABD’de 1993’te resmî bir din olarak tanınan “Scientology” tarikatının kurucusu olduğunu söylersek belki bir fikir vermiş oluruz.

Hubbard, 30’lu yıllarda dianetik alanında çalışmaya başlamıştı. Dianetik, ruhsal rehabilitasyona erişebilmek için geçmişin travmatik deneyimlerini ele almayı öngören ve psikoterapi öğelerine dayanan bir kişisel gelişim sistemiydi. Hubbard’ın çalışmaları, herkesi din değiştirmek için ikna etmese de, bu sistemin giderek bir inanç kimliğine bürünmesini sağladı. Özellikle de şöhretli insanların müritler arasına katılmasıyla sesini dünyaya duyurdu.Devamı »

40 yıllık akımda kesinti

Malcolm Young’ın, neredeyse yarım yüzyıl önce kardeşi Angus’la birlikte kurduğu AC/DC‘den ileri sağlık sorunları sebebiyle ayrıldı açıklandı. Açıklamada, 61 yaşındaki Young’ın hastalığının ne olduğu belirtilmemiş olsa da, şu anda gitar çalamayacak durumda olduğu ifade edildi.

Bu yılın ilk günlerinden itibaren, AC/DC’de bir şeylerin ters gittiği yolunda haberler gelmekteydi. Grubun solisti Brian Johnson, daha önce İngiliz basınına ekipten birinin can sıkıcı bir hastalığı olduğunu, ancak bunun duyulmasını istemediğini söylemişti.Devamı »

Gitar çalarak toplum hayatını öğrenmek

Rock müziğinin iyi amaçlara hizmet edebileceği ya da etmesi gerektiği konusunda U2 solisti Bono oldukça aktif çalışmıştı. Güney yarı küredeki fakir ülkelerin borçlarının silinmesi kampanyası, dünya politikacıları üzerinde bir baskı yaratmış ve kısmi sonuçlar elde etmiş olsa da, kalıcı bir etki oluşturduğunu söylemek olası değil. Bono gibi zengin ve meşhur değilseniz, müziğinizle ses getirecek, dünyaya faydalı işler çıkartmak kolay olmayabilir. Ama en azından bu müziğin köklerinde bulunan muhalif sesi kaybetmemek gerek.

Pete Seeger veya Woody Guthrie gibi egemenleri ve çarpıklıkları kıyasıya eleştiren müzisyenler, kendilerinden sonra kısmen politik tavır sergileyen Bob Dylan, Bruce Springsteen, The Clash, Dead Kennedys gibilerine de hem ilham vermiş hem de bir temel oluşturmuştu. Billy Bragg de, doğu Londra’dan 80’lerde çıkıp bu isimler arasına girmiş müzisyenlerden biriydi.

Bragg, Clash solisti Joe Strummer’ın 2002 yılındaki ölümü sonrasında, sayısız kez Strummer anma törenlerine davet edilmiş ve kendisinden Clash şarkıları çalması istenmiş. Bragg, müzikal olarak sıkıcı bu talebi genelde nazikçe geri çevirmiş ama Strummer’ın ruhunu ihya etmek için ne yapabileceğine kafa yormaya başlamış. Çok geçmeden bir tesadüf sonucu ne yapacağını bulmuş. Oturduğu mahalleden komşusu bir cezaevi çalışanı, Bragg’e kullanmadığı fazla bir gitarı olup olmadığını sormuş. Bazı mahkûmların hücrelerinde gitar çalmayı öğrenmeye çalıştıklarını ama tek bir gitarları olduğu için sorun çıktığını öğrenmiş.Devamı »

Yetim Ülke’den bir barış çığlığı

Gazze’de olup bitenler, dünyanın nasıl bir cehenneme dönüştüğünü bir kez daha gösterdi. Masum insanlar, siviller, çocuklar, tüm dünyanın gözleri önünde öldürüldü, binlerce insanın yaşam alanı yok edildi, hayat şartları kabul edilmez seviyeye indirildi. Bütün bunlar, İsrail devletinin iradesi ve dünyanın icazetiyle gerçekleşti. İsrail, yarattığı ve sürdürdüğü şiddet dalgasıyla elde etmek istediği sonucu aldı mı bilinmez; ama antisemitizmi körüklediği apaçık ortada.

Oysa İsrail devletinin şiddet politikasına İsrail’de de tavizsizce karşı çıkanların sayısı az değil. İsrail’den çıkan önemli heavy metal gruplarından “Orphaned Land”de, yıllardır sürdürdüğü barış yanlısı tavrıyla muhalifler arasındaki yerini aldı.

“Oprphaned Land”, progresif metal tarzında müzik yapmakta ve doğulu bir tınıya sahip olmasına sebep olan yerel enstrümanlardan da bolca faydalanmakta. Son albümleri All Is One‘ın kapağında da üç semavi dinin sembollerini bir araya toplanmış. Grubun hem şarkı sözlerinde hem de sanat tasarımlarında barış, bir arada yaşam ve insanlık kavramları ana temayı oluşturmakta.Devamı »

Spike Jonze’dan Karen O için doğaçlama müzik klibi

Karen O, Spike Jonze

Being John Malkovich ve Adaptation. gibi filmleriyle tanıdığımız yönetmen Spike Jonze, geçtiğimiz haftalarda New York Moda Haftası’nda Opening Ceremony için tek perdeli bir oyun sahneye koymuştu. Jonze, fırsattan istifade, Her filminde birlikte çalıştığı Karen O‘nun yeni albümünden bir parça için doğaçlama bir klip çekmiş. Crush Songs‘da yer alan “Ooo”nun klibinde Elle Fanning yer alıyor. Jonze klip hakkında şunları söylüyor:

Bu hafta sevgili dostum Karen, çok kıymetli, şahsi, aşk ve kalp kırıklığı parçalarıyla dolu, Crush Songs adındaki ilk solo albümünü çıkarıyor. Bu şarkıları birkaç yıl önce çok özel bir şekilde, doğaçlama olarak yatak odasında tek başına yazdı; öyle ki, geleneksel bir şekilde hazırlanmış bir albümden ziyade, onun yüreğinden gelen, savunmasız yakalanmış fısıltıları andırıyor bu albüm. İşte bu yüzden pazar günü, Met’te prova ve ışıklandırma yaparken verdiğimiz on dakikalık arada, Karen için albümü gibi son derece doğaçlama bir “müzik klibi” çektik. Elinizin altında bir opera binası, bu şarkı ve Elle Fanning varsa fırsatı kaçırmamalıymışsınız gibi geldi bana. Bu yüzden Karen’ı yeni albümü için tebrik etmek adına ona bu sürpriz hediyeyi hazırladık. Bu klibi sizlerle aynı anda izleyecek. Umarım beğenirsiniz.

Herkesin Spike Jonze gibi arkadaşlara sahip olması temennisiyle, işte söz konusu klip. Karen O’nun Her filmi için yazdığı harikulade “Moon Song”u ise buradan dinleyebilirsiniz. (HUH. Magazine aracılığıyla.)Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Dünyanın en meşhur gitarları

1

Daha önce “Meşhur Gözlükler” adlı çalışmasını paylaştığımız Federico Mauro, Ferzan Özpetek’le de çalışmış, bol ödüllü bir İtalyan tasarımcı. “Meşhur Gitarlar”da, adından da anlaşılabileceği üzere, dünyanın meşhur gitar üstadlarının gitarlarının ilüstrasyonlarını derlemiş. B.B. King’den Hendrix’e, Mark Knopfler’den Paco de Lucia’ya çok sayıda gitaristin özel gitarlarının portreleri aşağıda. Biz özellikle solaklarınkinden hoşlandık. Sizin en çok hangilerini sevdiğinizi de yorumlara bekliyoruz. Mauro’nun diğer çalışmaları için internet sayfasını ziyaret edebilirsiniz.Devamı »

Bir fotoğrafla başladı her şey

Sanatçı her şeyden etkilenir, her şey sanatçıya ilham verir. Bir kitap okuyup resim yapanlar, resme bakıp şarkı yazanlar, fotoğraftan ilham alıp şiir yazanlar az olmasa gerek. The New Yorker dergisi, bir fotoğraftan etkilenip şarkı yazan müzisyenlere ait bir liste yayımlamış. Bu listeden en ilginç bulduklarımızı aşağıda okuyabilirsiniz:

1) Crosby, Stills, Nash & Young / “Teach Your Children”

Fotoğraf meraklısı Graham Nash, bir öğleden sonra Santa Clara’daki bir sanat galerisinde sergilenen portreye takılıp kalmıştı. Portre, II. Dünya Savaşı sırasında silah üretcisi olan Alman Arnold Krupp’a aitti. Krupp, muhtemelen sayısız insanın ölümüne yol açmış silahları üretmişti. Nash, bir başka ikonik fotoğrafı, Diane Arbus tarafından çekilmiş “Oyuncak elbombalı çocuk” fotoğrafını hatırlayıp savaş ve çocuklarla ilgili düşüncelere daldı.Devamı »

Yasaklar, yasaklar…

censor1-600x400

Şu dünyada duymamanız ya da görmemeniz gereken bir şeyler varsa eğer, buna şahsen karar vermeyi istemeniz çok doğal. Ama işlerin hep böyle yürümediğini biliyoruz. Bir aklıevvel çıkıp size neyi bilip neyi bilmeyeceğinizi söylemeye her zaman hazırdır. Bunu da gelenek, görenek, yasa, ahlak, genel geçer kurallar gibi zaman zaman oldukça tartışmalı hükümlere dayandırır. Bereket, artık teknoloji imdada yetişiyor. Önceki yıllarda “yasak” delmek, duruma göre zorlu bir sürece işaret edebilirdi. Oysa bugün “yasaklamak” eylemi, internetin sunduklarını düşününce anlamını yitiriyor. Hele de konu sanat, müzik olunca. Ülkemizin yasaklar konusundaki bayraktarlığı malumunuz. Özellikle 80’ler bu konuda zirve yıllarıydı. Pek de gizlemediği ve dönemin asker kökenli idarecilerini huzursuz etmesi pek olası cinsel kimliğine rağmen, Zeki Müren dışında sansüre uğramayan müzisyen pek yoktu. (Oysa bu konuda sadece bir adım ileri giden Bülen Ersoy, aforoz edilmişti). 80’lerin sansür makinesi sıkı çalışıyordu:

Sezen Aksu’nun “Sarışınım” şarkısı bestecisi Ermeni olduğu için;
Şanar Yurdatapan‘ın tüm albümleri sosyalist olduğu için;
Cem Karaca’nın 1 Mayıs albümü, “komünizm propogandası içerdiği” için;
tüm arabesk müzisyenleri zaten “arabesk denen ucubeyi icra ederek halkın beğenisini ve moralini bozdukları” için;
Barış Manço’nun “Lambaya Püf De” şarkısı müstehcen olduğu için;
Yine Manço’nun “Arkadaşım Eşek” şarkısı “insanın arkadaşı eşek olamaz” gerekçesiyle (hatta Manço’ya “bunu kuzuyla değiştir önerisi bile yapılmış);
Bulutsuzluk Özlemi’nin “Güneye Giderken” parçası “soldan güneş yükseliyordu” sözlerini içerdiği için (“güneş sağdan ya da soldan yükselemez” yorumuyla);
Ada Sahillerinde Bekliyorum” ise Adnan Menderes ve yargılandığı Yassı Ada’yı çağrıştırdığı için;
Grup Yorum ise zaten var oldukları için yasaklanmışlardı.Devamı »

Sevilmeyen evlatlar

Sanatçılar eserlerine çocukları gibi yaklaşırlar. Her biri onlar için özeldir, kıymetlidir, eşsizdir… diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama durum her zaman böyle değil. Bazen, ürettikleri bir eserden zaman içinde soğuduklarını, hatta keşke yapmasaydık, dedikerini duyuyoruz. Müzisyenlerden kimler, diye soracak olursanız, işte kısa bir liste:

1) Radiohead / “Creep”

“Creep”, Radiohead için aslında çok mühim bir parça. MTV’nin bu parçayı günde 60 kez çalması sayesinde onları tanımayan kalmamış, ilk albümleri Pablo Honey de bu sayede büyük satış rakamlarına ulaşmıştı. Buna rağmen, daha kayıt aşamasında bile grubun “Creep” için olumsuz bir bakışı vardı. Parçadan o kadar soğumuşlardı ki, “Creep” yıllarca konserlerde çalınmadı. Dahası, bir konserde, hangisi olduğu bilinmeyen bir grup üyesi, parçayı isteyen seyircilere “Kapatın çenenizi, bıktık ‘Creep’ten,” diye bağırmıştı.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Ünlülerin ikizleri

Her insanın bir yerlerde bir ikizi vardır derler. Bunun kendimiz için geçerli olup olmadığını belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz ama internet sağ olsun, ünlülerin ikizlerini öğrenmekle kalmayıp resimlerini de yan yana görebiliyoruz. Distractify’da gördüğümüz bu liste, yabancı oyuncu ve şarkıcıların tarihî ikizlerini sıralıyor. Aşağıda en sevdiklerimizden bir seçki bulabilirsiniz. Listenin tamamıysa burada. Mahir Çayan’a dikkat!

Alec Baldwin ve Başkan Millard Fillmore
Alec Baldwin ve Başkan Millard Fillmore

Devamı »

“Ufaklık” göçüp gitti

“Little” (Ufaklık) lakabı, ona boşuna verilmemişti. Jimmy, gerçekten minyatür bir adamdı. Bunun sebebi ise, diğer iki erkek kardeşinde olduğu gibi Kallmann Sendromu adlı nadir görülen genetik bir bozukluktu. Bu durum, ergenliğinin tamamlanmasına engel olmuş, onun adeta doğal bir kastrato sesine, bir ömürlüğüne sahip olmasına yol açmıştı. “Little” Jimmy Scott, geçtiğimiz haziranda hayatını 89 yaşında kaybettiğinde, halen genç bir “tenore contraltino” sese sahipti.

Jimmy Scott, iniş ve çıkışlarla dolu hayatına 1925’te, on çocuklu bir ailenin çocuğu olarak başlamıştı. Trajik hayatının erken döneminde annesini kaybetmiş, koruyucu bir aile tarafından büyütülürken kilise korolarında şarkı söylemeye başlamıştı. 1940’larda profesyonel kariyerine başlaması gecikmedi. Pek çok müziksever, Scott’ın sesini radyolardan biliyor ve onun bir erkek olduğunu öğrendiklerinde çok şaşırıyorlardı. Etkileyici sesi, zarif yorumları sayesinde 1960’lara kadar da müzik dünyasında tutunmayı başarmıştı. Ancak işler ordan sonra pek iyi gitmedi. Ray Charles’la yaptığı bir işbirliği sebebiyle, kontratı altında olduğu plak şirketiyle düştüğü ihtilaf, Scott’a pahalıya mal oldu.Devamı »

Dünya Barış Manço’yu keşfetmeye gecikmiş de olsa hazır

70’ler batıda pop müziğin sürekli evrimleşerek dünyayı fethettiği yıllardı. Yeryüzünün dört bir köşesinde müzisyenler, disco, rock, heavy metal ya da soul’la kendi estetik anlayışlarını birleştiriyor, yeni bir evreye giren kapitalizmin de onayıyla, batılı müzikte ufuklar durmadan genişliyordu.

Yerel müzikler de bu rüzgârın etkisiyle kendi yollarını aramaktaydı. Nijerya’da afro-beat’ler ortaya çıkarken, Tayland’da oldukça underground bir tür sayılabilecek Luk Thung, ortalığı kasıp kavuruyor, Etiyopya’da özgün bir caz palazlanıyordu. Her ne kadar batı, o sıralarda “dünya müziği” adını alacak yeni bir metayı piyasaya çıkarmamış olsa, bu nedenle kendi dışında olan bitene ilgisi (örneğin Beatles’ın Hindistan ziyareti gibi) nispeten düşük kalsa da, yereller bunu umursamadılar. Zaten batı müziğinin kendi içindeki dinamizm, kitlelerin bitmek tükenmek bilmeyen arayışlarını doyurmaya yetmekteydi; batı kendi müziğini üretip zenginleştirmekle oldukça meşguldü.Devamı »

Dağılmanın on hali

İnsanlar birleşir, insanlar ayrılır…
Hayatın döngüsü bu.
Sonsuza kadar yoldaşlık etmek kolay değil, belki de insan doğası buna müsait değil.
Tıpkı
Lenin ve Stalin,
Professor X ve Magneto,
Nizamülmülk ve Hasan Sabbah
ya da Atatürk ve Kazım Karabekir gibi, tarih, bir zamanlar bir arada olup sonra yolları ayrılan karakterlerle dolu.
Müzik dünyasında da bu durum farklı değil.
Rolling Stones, The Eagles, Aerosmith, Iron Maiden gibi orijinal kadrolarını onyıllarca koruyan gruplar olduğu gibi, olanca başarılarına ve servetlerine rağmen birarada kalamayanların sayısı da çok. Dağılanların hik#ayelerinden küçük bir seçkiyi aşağıda bulabilirsiniz:

1. The Smiths

Dağılma: Grubun gitaristi Johnny Marr, turneler, konserler, kayıtlar arasında koşturmaktan mutsuzdur. Giderek daha çok alkol alan, istediği müziği yapamadığını, yeni arayışlara zamanı kalmadığını düşünen sıkıntılı Marr önce bir süre için, sonra da ebedi olarak grubu terk eder. Marr’ın gidişi The Smiths için yolun sonu gibidir. Kısa süre sonra grup dağılır. Sonra ikili, basın üzerinden atışmaya başlar. Grubun diğer esas oğlanı Morrissey, Marr’ı başka müzisyenlerle yaptığı çalışmalar için suçlar, Marr da Morrisey’i müzikal tekdüzelikle.Devamı »

Bir festival taşınıyor

Dünyanın en büyük rock müziği festivallerinden “Rock am Ring”, bu yıl son kez Nürburgring‘de düzenlenecek. Festivalin ünlü pisti terketmesinin sebebi ise, pistin yeni işletmecisinin, alanda bir başka festival düzenlemeye karar vermesi.

Yaklaşık 30 yıldır Eifel’deki efsanevi yarış pisti Nürburgring, kendi gibi efsanevi Rock am Ring festivaline evsahipliği yapmaktaydı. Ancak organizatör Mark Lieberberg’in açıklamasına göre 2014 yılı, festival için bir dönemin kapanışı olacak. Bir sonraki festivalin nerede olacağı ise henüz belirsiz. Rock am Ring’in ikiz kardeşi Rock im Park ise bu durumdan etkilenmeyecek.Devamı »

Her şakada bir ciddiyet vardır

Alaa Wardi’nin dış görünümüne bakıldığında, Londra, Paris, Köln ya da New York’ta rastlayabileceğiniz gençlerden bir farkı olmadığını düşünebilirsiniz. Hatta onun gece kulüplerinde sahne alan bir DJ olduğunu da tahayyül etmeniz zor değil. Gerçekten de, Alaa her gün sahne alıyor. Ama gerçek bir kulüp ya da sahnede değil, YouTube’da. Tanınmış güncel parçaların espirili ve akapella versiyonlarını yayınladığı kanalı, 10 milyondan fazla kez izlenmiş bir fenomene dönüşmüş durumda.

İran asıllı olan Wardi, Riyad’da doğmuş ve büyümüş. Muhafazakâr Suudi Arabistan’da onun gibi sanatçıların topluma açık gösteri ve konserler düzenlemesi pek olası görülmüyor. Bunu farkeden Wardi de, 2011 yılında, kendi bestelediği bir parça için ilk videosunu evdeki bilgisayarının karşısında kaydetmiş. Sonra bir tane daha ve bir tane daha. Her denemesinde parçalarını biraz daha geliştirmiş. Sesiyle ya da kendi çaldığı enstrümanlarla ekler yapmış.Devamı »

35 yıllık bekleyiş biterken

Babooshka“,
Wuthering Heights“,
Cloudbusting“,
Running Up That Hill“,
Army Dreamers“,
Hounds of love“…

ve “The red shoes“,
And so is love“…

ve “Moments of Pleasure“,
Rubberband Girl“…

ve “James and the Cold Gun“…

Onu hatırlatmak için sıraladığımız şarkıların listesi daha uzar gider, bu kadarla yetinmek daha iyi olacak. Çünkü Kate Bush, 80’lerin tamamı ve 90’ların ilk kısmı boyunca sayısız liste başına imza atmış; dolayısıyla Kate Bush denince akan suların durması şaşırtıcı değil. Hatta bizim de dahil olduğumuz bir kesim için daha da fazlası söz konusu. O bir çığır açıcı, zarafetin müzikteki izdüşümü, “n’eylerse güzel eyler”i. İşte o Kate Bush, 35 yıl sonra ilk kez İngiltere’de 22 konserlik bir turne yapacağını ilan etti.Devamı »