Geçmiş zaman olur ki: Nisan

1948 – Ankara Opera Binası’nın açılışı

Türklerin operayla tanışması, Batı ülkelerindeki elçilerin, Osmanlı sosyetesine Avrupa’da pek sevilen bu kültür aktivitesini ballandıra ballandıra anlatmasıyla olmuştu. Çok gecikmeden sarayda müzikli oyunlar gösterilmeye başlanmış, ancak Batılılaşma hedefinde müzik öncelikli bir alan olmamış, saray erkanı ve zengin ve eğitimli bürokratlardan başkası Batı müziğine ilgi duymamıştı.

Nitekim, II. Mahmut tarafından paşalık unvanı verilen, ömrünü İstanbul’da tamamlayan ve mezarı Harbiye’de bulunan Guiseppe Donizetti dahi, Mızıka-yı Hümayun’u (saray bandosu) kurmaktan ve kraliyet için birkaç marş bestelemekten öteye gidip, halka Batı müziğini ulaştırmayı başaramamıştı.

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında da müzik alanında topyekün bir Batılılaşma çabası olmamış, Batı’nın çoksesli teknikleriyle halk müziğinin yoğrulması gibi bir politika izlenmişti. Ancak 1930’ların ortasında devletin klasik Batı müziğine yönelik ilgisi artmış, yerli eserler üretilmeye, Batılı operalar da, tek perde şeklinde de olsa sahnelenmeye başlamıştı.Devamı »

Yumuşak G

Ankara hareketleniyor. Daha önce, internetin en genç e-dergilerinden Ankaralı Zezine‘in ilk sayısını müjdelemiştik. (Burada Fatih Al’la yapılmış bol bol Ankara konuşulan bir söyleşi bulabilirsiniz.) Gittikçe grileşen Ankara’nın renkli e-dergisi oldu diye sevinirken geçen haftalarda Ğ‘yle tanıştık ve altbaşlıklarını pek beğendik: “Payitahtımızın merasiminden sıkılan bebelerin baloncuğu.”

Biraz daha alıntı alalım:Devamı »

Zezine: İnternetten ısrarla isteyin

Sosyal medya ve birkaç satırlık yazılarla geçen bu günlerde, haberlere ve insanlara bu kadar hızlı ve bu kadar renkli ulaşabilmek güzel. Güzel ama insan bazen ulaşmak değil de durup şaşırmak, bir daha bir daha okumak, hatta belki de ilham almak istiyor. Dergiler arada kalmışlığın en güzel ifadeleri. Ne bir kitap kadar talepkâr ne de bir başlık kadar uçucu. Hem saklanabilir hem atılıp satılabilir. Hatta belki insana yazı yazdırabilir mecralar.Devamı »