Televizyondan kitaba — Buffy the Vampire Slayer

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. “Bu diziyi seviyorsanız şu kitapları da okumalısınız” mantığından yola çıkan bu listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

buffy_the_vampire_slayer_logo-11abucfSeveninin büyük bir tutkuyla sevdiği dizilerden Buffy the Vampire Slayer. Joss Whedon‘ın yarattığı dizi, vampir avcısı olan lisedeki genç bir kızın hikâyesini anlatıyor. Dizinin jeneriğinden alıntılamak gerekirse: “Her nesilde bir avcı doğar: tüm dünyada yalnızca bir kız, seçilmiş kişi. Vampirlerle, şeytanlarla ve karanlığın güçleriyle savaşacak; kötülüğün yayılmasını, sayıca katlanmasını engelleyecek güce ve yeteneğe yalnızca o sahip olacaktır. O, Avcı’dır.”

İşte Buffy, kendi neslinin avcısıdır. Yanında gözetmeni ve bir cadı ile kurtadamı da içeren sıradışı arkadaşlarıyla vampirler ile diğer doğaüstü yaratıkları avlar, çeşit çeşit kötülük planlayanlara engel olur. Buffy‘yi özel kılan elbette bu basit çerçevenin ötesindeki ayrıntılar. Öncelikle vampirlerin ve seçilmiş bir vampir avcısının bulunduğu bir dünyada, iyilik ile kötülük algısının klişeleşmiş olmaması. Dizide saf iyi ile saf kötü bulunmadığı gibi, diğer Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz lise tipleri de –ponpon kız, sporcu erkek, popüler grup, inek öğrenci, vb.– birer karikatürden ibaret değil. Tüm karakterler ve olaylar üç boyutlu.Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Oğlak

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Oğlak’ın diğer adı Poe

Bonatti-CapricornE.M. Forster’ın otobiyografik özellikler taşıyan romanının kahramanı Maurice tam bir Oğlak’tır. Başta yerleşik değer yargılarına sonuna kadar güvenmeye eğilimlidir, sonra Clive Durham’ın aşkıyla yavaş yavaş değişir. Ama değişimi kesin olur. Olsa olsa İkizler ya da Terazi olabilecek Clive’ın tersine küçük duygusal gösterilere, histeri krizlerine yol açan fikir değiştirmeleri yoktur. Zaten Maurice böyle şeyleri iyileştirilmesi gereken birer rahatsızlık gibi görür. Öyle parlak cümleler ve söylevler de yoktur hayatında, açık ve dolambaçsızdır. İlişkisini sonuna dek kurtarmaya çalışır ama bitti mi de biter. Mutsuz olduğu, kendini kimsesiz hissettiği –bir Oğlak için mutsuzluğun tanımı kendini kimsesiz hissetmektir– zamanlarda da yıkılmaz, kendini disiplinle işine gücüne verir, hatta yetmez, yeni alışkanlıklar edinir. Oldukça efendice alışkanlıklar hem de. Forster şöyle der: “İngilizler hissetmedikleri için değil, hissetmekten korktukları için böyledirler.” Burada küçük bir düzeltmeye ya da eklemeye ihtiyaç var, İngilizler değil, Oğlaklar…Devamı »

Ölü yazarlardan esinlenen parfümler

Yanlış duyduğunuzu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Aradığınız her ürünü bulabileceğiniz bir site olan Etsy‘deki SweetTeaApothecary dükkânı, “siyah çay, güveotu, karanfil, miskotu, vanilya, helyotrop ve tütün” karışımından yapılmış bir Ölü Yazarlar Parfümü satıyor. Amaçları şöyle:

Bu karışım eski bir kütüphane koltuğuna oturup Hemingway, Shakespeare, Fitzgerald, Poe ve diğerlerinin sarı sayfalarını karıştırdığı hissini veriyor insana. Ölü Yazarlar karışımı çay demleyip en sevdiğiniz kitabınıza yumulma isteği uyandıracak.

Book Riot‘tan Amanda Nelson, bu üründen aldığı ilhamla ölü yazarların şahsi kokuları nasıl olurdu acaba, diye düşünmüş ve ortaya aşağıdaki liste çıkmış. Sylvia Plath’in parfümü gerçek olsaydı en azından oda kokusu olarak kesin kullanırdık. Aralarında size cazip gelen bir koku var mı?Devamı »

Poe’nun konyak tutkusu

Koltukname’nin 1. yaşını kutlarken de değindiğimiz gibi, Yemek Kültürü bölümümüzde yemeğin ve elbette içkinin edebiyatla buluşmasına sık sık yer veriyoruz. Dün paylaştığımız, ellerinde kadehlerle dağıtan yazarlar albümünün yanı sıra, daha önce yazarların favori atıştırmalıklarını ve kokteyllerini de tarifler eşliğinde yayınlamıştık. Zaten edebiyat camiası da yeme-içme sevdasını dillendirmekten kaçınmaz.

On gün sonra 204. doğum gününü kutalayacak olan Edgar Allan Poe’yla içkinin –ve gecenin– birbirlerine daha özel bir şekilde bağlı olduğu söylenebilir. Daha önce birkaç kere bahsettiğimiz Paper and Salt adlı blog, son yazılarından birinde Poe’nun konyak tutukusundan bahsetmiş, yazıya bir de tarif eklemiş. Özellikle yirmili yaşlarında elinde bir şişe konyak olmadan dolaşmayan Poe, kırkına geldiğinde içkiye neredeyse tövbe etmiş. Gençliğinde içtiği içkilere bol bol kumar da eşlik ediyormuş. Neredeyse her türde eser vermiş şair-yazar Poe hayatı boyunca parasızlıkla, soyulmakla, ihanetle ve bir yere yerleşememekle boğuşup durmuş. Poe’nun konyak tutkusu öyle meşhurmuş ki, 1978’den bu yana yazarın mezarına her yıl konyak şişeleri bırakan hayranları bile mevcut (Can Yücel ve şarap durumundan farklı olarak kimse mezarda içki mi olur, diye mezarını kırıp dökmemiş). Daha fazla bilgi edinmek, hatta gezinmek isteyenler Poe Evi ve Müzesi‘ne, yahut Poe Müzesi‘ne uğrayabilir. (O taraflara gidemeyip eserlerini okumak isteyenler Dost Kitabevi’nin Bütün Öyküleri ile İthaki Yayınları’nın Bütün Hikâyeleri ve Bütün Şiirleri‘ne göz atabilir.)
Devamı »

Poe’nun şerefine

Dün Hrant Dink’in 5. ölüm yıldönümü olduğu için haber paylaşmamıştık. Ancak 19 Ocak, aynı zamanda Edgar Allan Poe’nun doğum günü. Ve 1940’lardan bu yana, bu önemli tarihi kutlamak adına siyahlara bürünmüş, beyaz atkılı ve şapkalı kimliği belirsiz bir adam Poe’nun Baltimore’daki mezarını geceyarısı ziyaret edip ünlü şairin şerefine kadeh kaldırıyor, sonra da mezara üç tane gül ile bir şişe konyak bırakıyordu.

Yazarın (ve anonim adamın) hayranları ise yakınlardaki Poe Evi ve Müzesi‘nden bu Devamı »