Dünya Barış Manço’yu keşfetmeye gecikmiş de olsa hazır

70’ler batıda pop müziğin sürekli evrimleşerek dünyayı fethettiği yıllardı. Yeryüzünün dört bir köşesinde müzisyenler, disco, rock, heavy metal ya da soul’la kendi estetik anlayışlarını birleştiriyor, yeni bir evreye giren kapitalizmin de onayıyla, batılı müzikte ufuklar durmadan genişliyordu.

Yerel müzikler de bu rüzgârın etkisiyle kendi yollarını aramaktaydı. Nijerya’da afro-beat’ler ortaya çıkarken, Tayland’da oldukça underground bir tür sayılabilecek Luk Thung, ortalığı kasıp kavuruyor, Etiyopya’da özgün bir caz palazlanıyordu. Her ne kadar batı, o sıralarda “dünya müziği” adını alacak yeni bir metayı piyasaya çıkarmamış olsa, bu nedenle kendi dışında olan bitene ilgisi (örneğin Beatles’ın Hindistan ziyareti gibi) nispeten düşük kalsa da, yereller bunu umursamadılar. Zaten batı müziğinin kendi içindeki dinamizm, kitlelerin bitmek tükenmek bilmeyen arayışlarını doyurmaya yetmekteydi; batı kendi müziğini üretip zenginleştirmekle oldukça meşguldü.Devamı »