En iyi New York romanları

Ah, New York. Büyük Elma. Uyumayan Şehir. Orada yaşayanlar için dünyanın merkezi, geri kalanlarımız için belki pis ve gürültülü, belki romantik bir şehir…

Sizin için New York ne olursa (ya da ne olmazsa) olsun, bu eşsiz şehrin dünya kültüründe özel bir yer tuttuğu yadsınamaz. Bu, elbette edebiyat alanını da kapsıyor. Flavorwire sitesi, New York’ta yaşamanın nasıl bir deneyim olduğunu en güzel ifade eden yirmi beş romanı derlemiş. Bu romanların hepsi de New York’tan bağımsız olarak muhteşemler, o yüzden şehirle ilgilenmeyenlerin de mutlaka okumaları tavisye edilir.

Her zaman olduğu gibi Türkçede bulabileceğiniz romanlara bağlantılar verdik. Kitapların arasından okuduklarınız var mı? Varsa nasıl buldunuz? Yorumlarınızı bekliyoruz.Devamı »

2013’ün öne çıkan jüri üyeleri ve seçici kurulları

Yıl sonu, beraberinde listeleri de getirir. Şirketlerin bütçe hesaplarından bireylerin yeni yıl kararlarına, geride bırakılan on iki ay değerlendirilir, gelecek on iki ay için hazırlık yapılır.

Edebiyat severler için yıl sonu listelerinin gözdeleri, kuşkusuz kitaba dair olanlardır. Öne çıkan kitaplar, en iyi kitaplar, 5’ten 10’dan 50’den 100’e kadar sıralanan kitaplar, bizim sevdiklerimiz, sizin seçtikleriniz… Zaten yıl boyunca, plaj kitaplarından şömine başı kitaplarına, hasta yatağında okunacaklardan ters takla atarken okunacaklara kadar, türlü türlü liste yapılmıştır. Kitap listelerinin sonu yoktur – sonunun olmasına gerek de yoktur.Devamı »

2013’ten Kalanlar // Kitap

2013, direnişin, skandalların, kısacası genel olarak siyasi gündemin kültür-sanat gelişmelerinden daha ağır bastığı bir yıl oldu. Biz de Koltukname olarak ne yazık ki sizlerden istemediğimiz kadar uzak kaldık. Yine de sanat candır, diyerek, bu heyecan dolu yılı geride bırakırken siz sevgili okurlarımıza 2013’te haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. SevillaportakalıOptimusminimus ve Koltukname olarak naçizane listemizi kitapla sonlandırıyoruz. İşte 2013′te bizi heyecanlandıran kitaplar. (Diğer yılların listelerine buradan ulaşabilirsiniz.)

Eksiklik gideren derlemeler: Kitaplar ve Sigaralar ile Neden Yazıyorum / George Orwell / Çev. Levent Konca / Sel Yayıncılık

George Orwell’in kurgusal kitapları Türkçede Can ile İthaki damgasıyla çıkıyor. Ama gazete yazıları, eleştirileri ve mektuplarının tamamı dört devasa cilt eden yazarın kurgu dışı metinlerini nedense iki yayınevi de basmıyordu. Sel Yayınları, geniş külliyatın en bilindik metinlerini içeren iki kitapla, Kitaplar ve Sigaralar ile Neden Yazıyorum‘la bu hazineye bir giriş yapmış bulundu. Çok da iyi oldu.Devamı »

2013’ten Kalanlar // Film

2013, direnişin, skandalların, kısacası genel olarak siyasi gündemin kültür-sanat gelişmelerinden daha ağır bastığı bir yıl oldu. Biz de Koltukname olarak ne yazık ki sizlerden istemediğimiz kadar uzak kaldık. Yine de sanat candır, diyerek, bu heyecan dolu yılı geride bırakırken siz sevgili okurlarımıza 2013’te haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. SevillaportakalıOptimusminimus ve Koltukname olarak naçizane listemize filmle devam ediyoruz. İşte 2013′te bizi heyecanlandıran filmler. (Diğer yılların listelerine buradan ulaşabilirsiniz.)

Şaşırtan bilimkurgu: Yerçekimi / Alfonso Cuarón

Her ne kadar yönetmeni Alfonso Cuarón‘u sevsek de ve çoğumuz hiç değilse Harry Potter ve Azkaban Tutsağı‘ndan ve Children of Men‘den –ya da bambaşka bir grup Y Tu Mama Tambien‘den, belki bir grup üç filmden birden– tanısak da, Yerçekimi‘ni sevmeyi beklemiyorduk. Sandra Bullock ve George Clooney ne kadar orijinal bir iş yapmış olabilir ki, diyorduk. Zaten filmin insanı etkileyen ve uzay üzerine değil de dünya üzerine, yaşadığımız hayatların ritmi üzerine düşündürten kısmı oyunculara rağmen ortaya çıkmış bizce. Biraz kapalı, biraz daraltan bir film, tıpkı memleket kışı gibi. Bir de sonunda Amerikan filmi numarası çekilmeseymiş şaşırmanın ötesine geçip beğenecektik de.Devamı »

2013’ten Kalanlar // Müzik

2013, direnişin, skandalların, kısacası genel olarak siyasi gündemin kültür-sanat gelişmelerinden daha ağır bastığı bir yıl oldu. Biz de Koltukname olarak ne yazık ki sizlerden istemediğimiz kadar uzak kaldık. Yine de sanat candır, diyerek, bu heyecan dolu yılı geride bırakırken siz sevgili okurlarımıza 2013’te haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. SevillaportakalıOptimusminimus ve Koltukname olarak naçizane listemize müzikle başlıyoruz. İşte 2013′te bizi heyecanlandıran albümler. (Diğer yılların listelerine buradan ulaşabilirsiniz.)

“Gözlerimiz yollarda kalmıştı” dedirten albüm: Push the Sky Away / Nick Cave and the Bad Seeds

Önce şu bilinsin, sitemlerimizi kendisine iletmek farz oldu. Gözlerimiz yollardaydı. 2004’teki Abattoir Blues/The Lyre of Orpheus sonrası yine ironi dolu Dig Lazarus, Dig!!!‘den sonra, Grinderman, Jesse James gibiler yandan kaynak yapınca, beş yıl beklemek zorunda kaldık.

Ortada yeni bir Bad Seeds albümü var ve hava daha az karmaşık, daha dingin. Çetenin has elemanı Warren Ellis’ten zaman zaman gördüğümüz çılgınlıklarına rastlamak olası değil. Bu haliyle The Lyre of Orpheus‘tan çok The Boatman’s Call‘a daha yakın. Ama elbette yine karanlık, yine özgün ve yine davetkâr. Cave birşeyler ürettiğinde, ona kayıtsız kalmak imkânsız.Devamı »

Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’nı en etkin şekilde gezmenin yolları

kitap labirent
Kitaplardan bir labirent. Görselle ilgili bilgi yazının sonunda.

32. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı dün kapılarını açtı. Bu, hem satış, hem söyleşi ve okuma gibi etkinlikler, hem yerli-yabancı yayınevi ve ajans buluşmaları, hem onur konuğu, hem onur yazarı, hem tema, hem de daha neler neler içeren 9 günlük fuarı en etkin şekilde gezebilmeniz için sizlere aşağıdaki naçizane rehberi hazırladık.

(Öncesinde bir parantez: Tüyap’ı geçen yıl da Koltukname olarak ziyaret etmiştik. Son bir yılda fuarda kimi yayınevleri yer değiştirmiş, tek standı olanlar iki stant, zaten iki standı olanlarsa dört stant açmış. Ayrıca, metrobüsten fuar girişine kadar olan yolda, davetiyeleri 5 TL’ye satan elemanlar türemiş. Bunlar haricinde 31. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı üzerine yaptığımız gözlemler bu yıl da geçerli sayılır. Ayrıca, fuara katılan yayınevlerinin indirim oranları için şu listemize göz atabilirsiniz.)

1. Hangi gün ve saatte gideceğinize karar verin.

Fuarın en ideal zamanı, hafta içi öğleden sonraları. Bu saatlerde öğrenci grupları da gelip gitmiş oluyor. Bu yüzden esnek bir programınız varsa hafta içi öğleden sonraları tercih edin. Birçok kimse gibi fuara ancak hafta sonu gidebiliyor ya da hafta sonu etkinliklerine katılmak istiyorsanız açılış saati olan 10’da orada olup en geç öğleden sonra 3 gibi çıkmayı hedefleyin. Böylece fuarı boşken gezebilir, dönüş yolunda da trafiğe kalmazsınız.Devamı »

2013 Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’ndaki yayınevi indirimleri

Geçtiğimiz yıl, Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’nı gezmek isteyen okurlar, o uzun ince yola düşmeden önce sevdikleri yayınevlerinin indirimlerinden haberdar olmak isteyebilir düşüncesiyle hazırladığımız indirim listesini, bugün fuarı bizzat gezerek güncellemiş bulunuyoruz. Bu yıl 32. düzenlenen fuarda indirimler ne artmış ne azalmış (yalnızca İletişim 30. yılına özel olarak %30 indirim uyguluyor), dolayısıyla listede çok büyük bir oynama olmadı ama listeye geçtiğimiz yıl gözümüzden kaçmış olan birçok yeni yayınevi eklendi.

Lafı daha fazla uzatmadan, huzurlarınızda 32. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’ndaki yayınevi indirimleri:Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Film ve dizilerdeki baş belası bilgisayarlar

Pek sevdiğimiz io9 en belalı, en lanet, kendisine en sövdüren bilgisayarların bir listesini çıkarmış. On iki maddelik listelerinin robotları içermemesi özellikle dikkatimizi çekti. Robotlar da olsaydı bizim ilk adaylarımızdan biri kesinlikle geçtiğimiz sene gösterime giren Prometheus filmindeki Michael Fassbender’in sinir bozucu derecede iyi oynadığı David olurdu herhalde. Liste uzun, biz aralarında en kalpten sayıp sövdüklerimizi seçtik (büyük başlıklar) ve en sinir bozucu sahnelerini ekledik. David’i de ihmal etmedik.

1) HAL 9000, 2001: Uzay Macerası 

Hakikaten ses tonundan duraklamalarına ve filmin içindeki temel rolüne kadar HAL 9000 en akıllarda kalan bilgisayar olmalı. Unutanlar için filmden io9’unda bahsettiği sinir bozucu sessizlik ve arkasından gelen “özür dilerim Dave” repliğini aşağıya ekliyoruz.Devamı »

Geçmiş zaman olur ki: Nisan

1948 – Ankara Opera Binası’nın açılışı

Türklerin operayla tanışması, Batı ülkelerindeki elçilerin, Osmanlı sosyetesine Avrupa’da pek sevilen bu kültür aktivitesini ballandıra ballandıra anlatmasıyla olmuştu. Çok gecikmeden sarayda müzikli oyunlar gösterilmeye başlanmış, ancak Batılılaşma hedefinde müzik öncelikli bir alan olmamış, saray erkanı ve zengin ve eğitimli bürokratlardan başkası Batı müziğine ilgi duymamıştı.

Nitekim, II. Mahmut tarafından paşalık unvanı verilen, ömrünü İstanbul’da tamamlayan ve mezarı Harbiye’de bulunan Guiseppe Donizetti dahi, Mızıka-yı Hümayun’u (saray bandosu) kurmaktan ve kraliyet için birkaç marş bestelemekten öteye gidip, halka Batı müziğini ulaştırmayı başaramamıştı.

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında da müzik alanında topyekün bir Batılılaşma çabası olmamış, Batı’nın çoksesli teknikleriyle halk müziğinin yoğrulması gibi bir politika izlenmişti. Ancak 1930’ların ortasında devletin klasik Batı müziğine yönelik ilgisi artmış, yerli eserler üretilmeye, Batılı operalar da, tek perde şeklinde de olsa sahnelenmeye başlamıştı.Devamı »

Hayır demeden iki kere düşün

İnsanlar bazen önlerine gelen bir fırsatı değerlendiremeyebiliyorlar. Elbette ne kaçırdıkları daha sonra ortaya çıkıyor ama iş işten geçmiş oluyor. Müzik dünyasında da bu durum çok alışılmadık değil.

Aslında belirli bir müzisyen için yazılmış bir parça, o reddedince, başka biri tarafından kaydediliyor ve hatırı sayılır bir başarı da gelebiliyor. İşte müzik dünyasından yedi ilginç reddedilen başarı hikâyesi:

1. “Telephone”
Reddeden: Britney Spears
Kaydeden: Lady Gaga

Bu ikiliyi karşılaştırmak için ideal bir parça. Gaga, bu parçayı bizzat Spears’ın Circus albümü için yazmıştı ama Spears, bir demo kaydettikten sonra burun kıvırınca, beste Gaga’ya kaldı. Lady Gaga, The Fame Monster albümünde parçayı memnuniyetle kaydetti.Devamı »

Ünlü isimlerin gençlik şakaları

Liste cenneti mental_floss, beş ünlü ismin gençliklerinde yaptıkları eşek şakalarını bir araya getirmiş. 1 Nisan şakaları için hâlâ kafa yormakta olanlara ilham vereceği ümidiyle paylaşıyoruz aşağıdaki listeyi sizlerle. Bunları yeterli bulmazsanız, George Clooney’nin kabarık şaka siciline ya da Jimmy Kimmel’la Matt Damon’ın atışmasına göz atabilirsiniz. Ayrıca bugün 47. ölüm yıldönümü olan, ironi ve hicivin ustası Flann O’Brien‘a şapka çıkartmazsak da olmaz.

Lafı daha fazla uzatmadan, işte ünlülerin gençlik şakaları:

Abraham Lincoln

Abraham Lincoln genç bir adamken, üvey annesi Sarah Bush Lincoln boyuyla ilgili olarak ona takılır, saçlarını temiz tutması gerektiğini yoksa tavanı temizlemek zorunda kalacağını söylermiş. Sarah’nın evde olmadığı bir gün, Abe çamur birikintisinin yanında yalınayak oynayan iki çocuk fark etmiş. Onlardan, ayakları iyice kirlenene dek çamur basmalarını istemiş. Sonra onları eve götürüp, havada kaldırıp ters tutmuş ki, tavana çamurlu ayaklarıyla basabilsinler. Onları iyice yürütmüş tavanda. Söylenene göre üvey annesi şakadan hoşlanmış ama Lincoln’a tavanı yeniden boyatmış.Devamı »

Televizyondan kitaba – Game of Thrones

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

got_-_official_posterÜlkemizde kitapları Taht Oyunları olarak çevrilen Game of Thrones, yeni sezonuyla çok yakında karşımızda. 31 Mart’ta üçüncü sezonun ilk bölümünü seyredebileceğiz. Belki Mad Men en fazla Emmy Ödülü almış, Girls genç ve kadın olmayı çok farklı bir şekilde tartışıyor, Downton Abbey de 20. yüzyıla bir daha bakıyor olabilir; fakat Game of Thrones, bu kendi alanlarında çok başarılı olan dizilerin aksine, aynı anda birkaç alana el atması sayesinde popüleritesine ve kült konumuna hızla erişti.

Dizinin sadece ilhamını değil, doğrudan repliklerini aldığı kitap serisinin de başarısı burada. Hem fantastik edebiyat hem siyaset hem korku hem polisiyeyi hem de tarihsel roman planını bir arada başarılı bir şekilde tutabiliyor serinin yaratıcısı George R. R. Martin. Bu açıdan biz bu diziyi yine 2000’lerin şahane dizilerinden Battlestar Galactica‘ya benzetiyoruz. Orada da hem bilimkurgu hem macera hem romantik drama hem de korku ve polisiye bir aradaydı. Diziler ve kitap serileri uzun zaman yayıldıkları ve parça parça bir yapıyı benimsediklerinden bu türlerin birleşimine özel bir imkân sağlamış oluyorlar.

Bilmeyen için nedir Game of Thrones diye anlatmak gerekirse, hayali bir dünyada, Westeros’da farklı krallıkların arkalarında rekabet ve savaş dolu bir tarihle birlikte hem birbirleriyle hem de kuzeyden gelen kış ve kışın getirdiği kural tanımayan özgür kabileler ve fantastik yaratıklarla mücadeleleri diye özetlenebilir. Bizce, Game of Thrones‘un bir başarısı da bu kadar yüklü bir tarihi arka plan, bu kadar çok karakter ve temayı neredeyse pürüzsüzce birbirine bağlamasından kaynaklanıyor. Daha önce diziyi seyretmemiş olan, şimdi kara kara nasıl başlayacağını düşünenlere, ne kadar şanslınız iki sezon arka arkaya seyredebileceksiniz, diyoruz!

Özel efektlerine, müziğine, seçtiği görsel arka planlara ve çoğu oyunculuğuna bayıldığımız Game of Thrones kesinlikle sürükleyici bir dizi. Bu sürükleyiciliğe tekrar kapılmadan önce bir durup aklımıza getirdiği okumaları not etmek istedik.Devamı »

Yeni çıkan akademik kitaplar // Ocak-Şubat 2013

Akademik alanda yeni yayımlanan kitaplar listemizle bir kez daha karşınızdayız. Listede, sadece akademisyenlere hitap etmeyen ama kurmaca ya da anı da olmayan tarih, sanat tarihi, felsefe, siyaset, sanat ve edebiyat üzerine çalışmalardan seçkiler yaptık. Son aylarda bu alanlarda listeye almak istediğimiz ve yeni kitaplar basan yayınevlerine yer verdik.

Hazırlık aşamasında kişisel yönelimlerimiz de rol oynadığı açık: Nitekim bu listeyle, tüm yeni çıkanları haber vermektense, bir seçme sunarak daha önce belki de aklımıza düşmemiş ya da düşüp de unuttuğumuz konularda okumalar yapmak için hem kendimizi hem de sizleri teşvik etmeyi umuyoruz. Kitap listelerinin en çok romanlardan, bazen de anılardan oluştuğu memleketimizde, başkalarının da daha fazla ve daha sürekli bir biçimde kurmaca olmayan eser listeleri hazırlayacağına dair de bir hayalimiz var.

Gözden kaçırdıklarımızı, bu aylarda şahane kitap basıp da fark etmediklerimizi lütfen yorumla ya da e-postayla bize hatırlatın. Liste tekrarladıkça ve hep beraber kullandıkça gelişecek.Devamı »

Yemek üzerine okumak

Pieter-Claesz-naturmortYemek kültürüyle olan ilişkimizi bizi takip edenler artık biliyor. Sadece yemeyi, pişirmeyi, tarif okumayı değil, aynı zamanda yemeğin ve mutfak kültürünün edebiyatla, televizyonla, görsel sanatlarla ilişkisine bakmayı da çok seviyoruz. Bugün de Türkçede yemek tarifi değil de yemek üzerine, yemek kültürü, siyaseti, sosyolojisi üzerine okumak isteyenlerle paylaşmak için bir liste başlatmak istiyoruz. Başlangıç, diyoruz; zira her yeni liste gibi eksik ve sürekli güncellenmeye muhtaç olacak. Elbette yorumlarınızla da büyüyecek.

Listede yalnızca Türkçe (çeviri ya da telif) kitaplara yer verdik; çünkü başka dilleri de kapsayan bir liste hem imkânsız oranda büyüyecek hem de Koltukname’nin Türkçe internete katkıda bulunma çabasına özel bir yardımı dokunmayacaktı. Yabancı yayınevlerinin kataloglarında gezindiğimizde özellikle yemek sosyolojisi ve yemek siyaseti alanının hızla genişlediğini görüyoruz. Dileğimiz hem bu külliyat çevrilsin hem de Türkçe eserler yazılsın, Türkiye’de de akademide yemek kürsüleri olsun!Devamı »

Roberto Bolaño’dan öykücülere tavsiyeler

Son yıllarda çağdaş dünya edebiyatının hızla yükselen yıldızlarından biri Roberto Bolaño. Özellikle de ölümünden sonra çıkan 2666‘yla birlikte tüm eserleri İngilizcede teker teker (ve tekrar tekrar) yayımlanmaya başladı. Elbette İngilizce konuşan dünyanın ilgisi, çoğunlukla olduğu gibi uluslararası bir ilgilye dönüşüyor. Bolaño’nun durumunda, iyi ki de öyle oldu, diyebiliriz sanırım.

2666‘nın şanından önce Şilili yazarın üç kitabı (Vahşi Hafiyeler, Uzak Yıldız, Katil Orospular) Metis Yayınları’ndan çıkmıştı (Uzak Yıldız Zerrin Yanıkkaya, diğerleri Peral Bayaz çevirileriyle). 2666 ise, Zeynep Heyzen Ateş çevirisiyle, açıkçası yayın çizgisinin çok uzağında durduğu için şaşırtıcı bir biçimde Pegasus Yayınları’nca yayımlandı.

Hayatını çok genç bir yaşta kaybeden Bolaño, ölümünden birkaç yıl önce öykücülerin dikkat etmesi gereken on iki maddelik bir liste hazırlamış. Bu listeyi Koltukname için İspanyolcadan çeviren Süleyman Doğru’ya teşekkürlerimizi iletiyoruz. Yazarlıkla ilgili daha fazla tavsiyeler için buraya bakabilirsiniz. İşte, “Artık kırk dört yaşında olduğuma göre, öykü yazma sanatıyla ilgili tavsiyelerde bulunacağım,” diyen yazarın listesi. (Okuma Günlüğüm aracılığıyla.)Devamı »

Televizyondan kitaba – Downton Abbey

Downton_Abbey

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

Downton Abbey son zamanların, Sherlock‘la beraber en popüler İngiliz dizisi. Son olarak “Noel Özel Bölümü“yle bazılarını katıla katıla ağlatan, bazılarına da bu kadar da olmaz ki, dedirten dizi Titanik’in batışıyla (1912) açılıyor. Downton Abbey‘de bölüm bölüm 20. yüzyılda ilerliyoruz ve aristokrasi, burjuvazi ile işçi sınıfının kendi gündelik yaşam kültürleriyle beraber önemli dönüşümlerini seyrediyoruz. Resimde de görüleceği üzerine aşağıdakiler yukarıdakiler ayrımı, belki tüm oyunculardan da daha fazla öne çıkan, kendi başına bir karakter. Burada aşağıdakiler bu malikanenin hizmetlileri, yukarıdakiler ise toprak sahibi soylular ve aralarına yavaş yavaş katılan burjuvalar.

Diziye yabancı olanlar için kısa bir özet geçelim: Downton Abbey malikânesi, Grantham Kont ve Kontesi’nin makamı. Bu unvanların sahibi 20. yüzyılın başında Crawley ailesi. Fakat bekleneceği üzere en büyük derdi toprakların mirası olan bu aristokratik aile mevcut kontun sonrasında bu unvanı, dolayısıyla da topraklarında ve üstünde çalışanların hayatlarında söz sahibi olma ayrıcalığını kimin miras alacağının peşine düşüyor. Zira kontun erkek çocuğu yok, üç kızı var. İşte bu kızlardan birinin yapacağı evlilik tüm dengeleri değiştirebilir.Devamı »

Geçmiş zaman olur ki: Ocak

Geçmiş zaman olur ki”ye hoş geldiniz.Müzik tarihinin unutulmazlarını, dönüm noktalarını her ay sizlerle paylaşmayı planladığımız bu bölümün, geçtiğimiz yüzyıllarla ilgili ilginizi çekecek bilgiler içereceğini ve yakın geçmişten belki unutmuş olduğunuz grupları, parçaları hatırlatarak –güzel– anılarınızı depreştireceğini umuyoruz.

 1943 — 7’den 77’ye herkesin sevgilisi bir dünya vatandaşı doğdu

Uzun saçları, sarkık bıyıkları, alametifarikası aksesuvarları, hızlı konuşması, güler yüzü ama belki de hepsinden çok herkesin gönlüne girmiş şarkılarıyla bilinen Barış Manço 2 Ocak 1943 yılında dünyaya geldi. II. Dünya Savaşı yıllarında doğan bu çocuğun Türkiye’nin müzik dünyasının en ağır taşlarından ve ülkenin en sevilen simalarından biri olacağını kimse tahmin etmemiş olsa gerek.Devamı »

2012’den Kalanlar // Kitap

Kıyametin kopmadığı yılı geride bırakırken, Koltukname yazarları olarak –SevillaportakalıOptimusminimus ve Koltukname– siz sevgili okurlarımıza bu yıl haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. Naçizane listemize kitapla sonlandırıyoruz. İşte 2012′de bizi heyecanlandıran kitaplar.

Pedro Páramo
Pedro Páramo

Kendisi küçük, etkisi büyük kitap: Pedro Páramo / Juan Rulfo / Çev. Süleyman Doğru / Doğan Kitap

Süleyman Doğru, yalnızca iyi çevirileri değil, çevirdiği kitapların da yüksek kalitesiyle tanınan ve çalışmalarını severek takip ettiğimiz bir çevirmen. Yıllar önce Tomris Uyar’ın İngilizceden yaptığı çeviriden sonra, Pedro Páramo‘yu özgün dilinden Türkçeye ilk defa aktaran kişinin Doğru olması bizi çok sevindirdi. Juan Rulfo’nun bu kısa romanını sindirmesi açıkçası çok kolay değil. Ölüm döşeğindeki annesinin arzusu üzerine hayalet bir kasabaya babası Pedro Páramo’yu aramaya gelen Juan Preciado’nun hikâyesini anlatıyor kitap. Kısa bir sürede kasabanın ve Pedro Páramo’nun hayaletleriyle Juan Preciado’nun kendi geçmişinin hayaletleri birbirine karışıyor. İspanyolcanın Don Quijote‘den sonra en büyük başyapıtı sayılan bu kendisi küçük, etkisi büyük kitaba mutlaka göz atmanızı öneriyoruz.Devamı »