Perde kapanırken kulak kabartılanlar

Filmler; oyunculukları, senaryoları, sahneleri gibi müzikleriyle de hafızalarımızda yer edinirler. Bazılarında ise, o son sahnede çalan müzik, aklımızda kalan tek şey olur. Tüm filmin ruhunu taşıyan, darbesini vuran o son sahne, o unutulmaz parçayla mühürlenir. Bu gibi parçaları unutmak da o sahneden bağımsız düşünmek de imkânsızlaşır.

İşte size etle tırnak olmuş film sahneleri ve şarkılardan oluşan öznel bir liste:

Fight ClubPixies / “Where Is My Mind”

Fight Club, kuşkusuz tüm zamanların kült klasiklerinden biri. Chuck Palahniuk’ın aynı adlı kitabından senaryolaştırılmış bu David Fincher filmi, karakterleriyle, modern topluma vurduğu sert darbelerle, şaşırtıcı gerçekliğiyle tüm izleyenleri sarsmıştı.

Filmin son sahnesi ise, bize 80’lerin sonlarında kalmış, Kurt Cobain’in ilham kaynağı Pixies adlı grubu tekrar hatırlatmıştı. “Where Is My Mind” Fight Club sayesinde Pixies’in en bilinen parçası haline de gelmişti. O final ve Pixies parçası arasındaki kusursuz uyumu görmezden gelmek, dolayısıyla “Neymiş bu Pixies?” diye araştırmalara dalmamak elbette imkânsızdı.Devamı »

2013’ten Kalanlar // Müzik

2013, direnişin, skandalların, kısacası genel olarak siyasi gündemin kültür-sanat gelişmelerinden daha ağır bastığı bir yıl oldu. Biz de Koltukname olarak ne yazık ki sizlerden istemediğimiz kadar uzak kaldık. Yine de sanat candır, diyerek, bu heyecan dolu yılı geride bırakırken siz sevgili okurlarımıza 2013’te haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. SevillaportakalıOptimusminimus ve Koltukname olarak naçizane listemize müzikle başlıyoruz. İşte 2013′te bizi heyecanlandıran albümler. (Diğer yılların listelerine buradan ulaşabilirsiniz.)

“Gözlerimiz yollarda kalmıştı” dedirten albüm: Push the Sky Away / Nick Cave and the Bad Seeds

Önce şu bilinsin, sitemlerimizi kendisine iletmek farz oldu. Gözlerimiz yollardaydı. 2004’teki Abattoir Blues/The Lyre of Orpheus sonrası yine ironi dolu Dig Lazarus, Dig!!!‘den sonra, Grinderman, Jesse James gibiler yandan kaynak yapınca, beş yıl beklemek zorunda kaldık.

Ortada yeni bir Bad Seeds albümü var ve hava daha az karmaşık, daha dingin. Çetenin has elemanı Warren Ellis’ten zaman zaman gördüğümüz çılgınlıklarına rastlamak olası değil. Bu haliyle The Lyre of Orpheus‘tan çok The Boatman’s Call‘a daha yakın. Ama elbette yine karanlık, yine özgün ve yine davetkâr. Cave birşeyler ürettiğinde, ona kayıtsız kalmak imkânsız.Devamı »

Penguin’den çağdaş klasiklere grafitili kapaklar

Büyük Altılı‘dan biri olan Penguin (Random House’la birleştikleri için belki de artık Büyük Beşli olarak anılıyorlardır), yalnızca bastığı kitaplarla değil, kapaklarının çeşitliliğiyle de bilinen bir yayınevi. Artık klasik sayılan eski turuncu-beyaz kapakları bir yana, Great Ideas (Muhteşem Fikirler) ve Great Food (Muhteşem Yemekler) gibi değişik dizilerinin, bir o kadar özgün kapak çalışmaları insana almayacağı kitabı aldıracak nitelikte. Özellikle de klasik yayınlarıyla dikkat çeken Penguin, bu alanda da Graphic Deluxe Editions (Grafik Lüks Edisyon), Threads (İplikler), Drop Caps (Büyük Harfler) gibi farklı edisyonlarla farkını ortaya koyuyor ve okurda aynı kitapın bir de Penguin baskısını edinme arzusuna yol açıyor (örnek).

Penguin yeni bir kapak projesi kapsamında, 10 tane çağdaş klasik eseri sokak sanatçılarına emanet etmiş. Don DeLillo‘un Americana‘sından Nick Cave‘in Ve Eşek Meleği Gördü‘süne, bu 10 kitabın çarpıcı yeni kapaklarını aşağıda görebilirsiniz. Sanatçılar hakkında daha fazla bilgi için bkz. The Guardian.

Ve İşimiz Bitti / Joshua Ferris / Kapak: 45rpm
Ve İşimiz Bitti / Joshua Ferris / Kapak: 45rpm

Devamı »