Stephen King’in Kubrick’e öfkesi

The Paris Review dergisi, belki yayımladığı eleştirilerden de çok yazar söyleşileriyle tanınan bir mecmua. 1950’lerden bu yana yapılan bu uzun ve nitelikli söyleşilerde, Ray Bradbury’den Joan Didion’a, Ernest Hemingway’den Paul Auster’a, birçok isimle karşılaşabiliyorsunuz.

Yine de kalabalık arşivin içinde Stephen King‘le karşılaşınca, açıkçası şaşırdık. Her ne kadar popüler kültürle aramız gayet sıkı fıkı olsa da, King’in Paris Review‘e fazla popüler kaçtığını düşünmemek elde değildi. Söyleşiyi okudukça yanıldığımızı anladık. Söyleşinin ana ekseni zaten King’in, kariyerinin son yıllarında, gittikçe daha çok ödüller ve komisyon üyelikleriyle onore edilmesi ve kendi edebiyatını Amerikan edebiyatının neresine koyduğuydu.

King hayranıysanız, söyleşiyi mutlaka okumalısınız. Yazarın hangi eserlerini daha çok katmanlı bulduğunu, hangi kitaplarını en çok beğendiğini ve en çok hangi kitabını aşmaya çalıştığını okumak mümkün. (Merak edenler için: Bir Aşk Hikâyesi‘nden daha iyi bir kitap yazmak istiyormuş kariyeri son bulmadan önce.)

Hep türler arası geçişlere odaklanmış olduğumuzdan olsa gerek, uzun söyleşinin en ilgimizi çeken kısımlarından biri King’in senaryo uyarlamalarıyla ilgili yorumları oldu. Herhalde bunların en ünlüsü, The Shining romanından (Türkçede Medyum) uyarlanan, aydı adlı Stanley Kubrick filmi. Aşağıda King’in bu uyarlamayla ilgili öfkesini okuyabilirsiniz. Bu sırada not düşmeyi de unutmayalım: King’in meşhur romanlarından Carrie, bir kez daha beyazperdeye aktarılıyor.

Devamı »

Bağımsız kitapçıları gezinen resimli Don Quijote sayfaları

donki

San Francisco’lu sanatçı Boethius, şehirdeki bağımsız kitapçılardaki kitapların içine resimli sayfalar bırakıyor. “Portraits of an Ingenious Gentelman” (Maharetli Bir Centilmenin Portreleri) adındaki proje kapsamında, hepsi Don Quijote‘nin sayfalarına resmedilen birbirinden farklı çizimler her yerde ortaya çıkmaya başladı.

Melville House’tan Dustin Kurtz‘le yaptığı söyleşide, son iki yıldır kitabın her yaprağına (tek tarafına) bir resim çizdiğini söylüyor Boethius. “Yani yaklaşık 470 tane çizim var; arada birkaçı kayboldu, yırtıldı ya da yanlışlıkla benim kitaplarımdan birinin arasında kaldı.” Sanatçı, bunların arasından 375 tanesini dağıtacağını, geri kalanlarıysa sergilemek istediğini söylüyor. “Yarısı dağıtıldı, geri kalanlar bu haftanın sonuna kadar dağıtılacak.” Neden kitapçıları seçtiği sorusunaysa şöyle yanıt veriyor:Devamı »

Etgar Keret’le söyleşi II

(Etgar Keret söyleşisi kaldığı yerden devam ediyor. Birinci bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.)

Nimrod Çıldırışları

AE: Öykülerinizdeki –son kitaptan örnek verecek olursak “Yalan Ülkesi” mesela– hızlı atmosfer değişiklikleri beni hakikaten şaşırtıyor. Biraz ukalaca olacak ama öykülerinizdeki özgünlüğün temel taşlarından birisinin bu olduğunu düşünüyorum. Bir an bir masalın içindeymişiz gibi hissederken bir an sonra sert mesajlar veren bir zaman ve mekânda gözümüzü açabiliyoruz. Bu bilinçli bir tercih mi?

EK: Bilinçli bir tercih değil ama genelde şunu söyleyebilirim: Romantik yazarlar var, bir de neoklasik yazarlar var. İkisi de son derece saygın ama ben kendimi daha çok bir romantik yazar olarak görüyorum. Bu yüzden sanırım hiçbir zaman bir türün içinde yazmadığımı, bir türü kullanamadığımı söyleyebilirim. Bir türde yazdığım zaman, o tür bir kulüp gibi ve o kulübün kurallarına uymak zorundayım. Ama benim onu kullanma şeklim, bir kaşıkla toprağı kazmaya benziyor. Kaşıkla toprağı kazdığınız zaman insanlar gelip “Ne yapıyorsun, o kaşık, onunla çorba içmen gerekiyor,” diyor ama ben “Evet ama benim bir deliğe ihtiyacım var, çorba içmeye değil,” yanıtını veriyorum. Edebi gelenekleri bu şekilde kullanıyorum, asla beni kontrol etmelerine izin vermiyorum.

AE: Nimrod Çıldırışları‘nı biraz geç okudum, birkaç ay oldu daha. “Tuvia’nın Vuruluşu” kesinlikle beni en çok etkileyen öykülerinizden birisiydi. Kederli bir öykü ama tamamen karanlık da değil. Türkiye’nin son dönem iyi öykücülerinden Ahmet Büke’ye ait şu sözü yanına not aldığımı hatırlıyorum: “İnsan dediğin çok garip, çok şahane, çok boktandır.” Siz insanlık adına ümitliDevamı »

Etgar Keret’le söyleşi I

Etgar Keret kitaplarımızı imzalarken.

Bir restoranda yemek yiyorsan ve masanın karşısında oturan adam çatalını senin değil de kendi tabağındakini yemeği yemek için kullanıyorsa şükran duy!

Kanlı canlı bir insanla, hele de bu sevdiğim bir öykücüyse –bir de üzerine dil problemi varsa– söyleşi yapmak fikri bana hiç sıcak gelmiyordu. Neredeyse silah zoruyla ikna oldum zaten. Sadece emir değil hatır da demiri kesiyormuş demek. Ama daha selamlaştığımız andan itibaren hepimiz –benim için– şaşılacak derecede rahattık. Etgar Keret beklediğimin aksine tam beklediğim gibi biriydi. Genelde bu konularda yanılır, hayal kırıklığına uğrarım çünkü. Öykücülerin mütevazı insanlar olduğuna dair kutlu genellememizin hanesine bir çentik daha atabiliriz arkadaşlar. Zaten uzun sürmüş bir söyleşiye aynı uzunlukta bir giriş yazmanın âlemi yok. O gün sohbete bodoslama başlamıştık, şimdi de öyle olsun. (Normalde paranteziçlerinde gülüyoruz, gülüyor filan gibi açıklamalar da yapılıyordu ama ben yapmayacağım, benden görüp göreceğiniz parantez muhtemelen budur. Kâh güldük kâh hüzünlendik değerli blog okurları.)

——

AYKUT ERTUĞRUL: Kimleri kendinize yakın buluyorsunuz dünya edebiyatında, kimlerden etkilendiğinizi düşünüyorsunuz?

ETGAR KERET: Ee, yazmaya zorunlu askerlik sırasında başladım. Çok kötü bir askerdim. Ana eğitim sırasında cezalandırıldığımdan üsten ayrılamıyordum ve herkes gittikten sonra tek başıma kalıyordum. Çok sıkılmıştım ve Kafka’nın Dönüşüm ve Diğer Öyküleri’ni buldum. Okumaya başladım ve çok büyük bir rahatlama hissettim. Çünkü insanlık tarihinde benden daha gergin ve boktan durumda bir insan olduğunu fark ettim. İsrail’de yazarlar Devamı »

Faulkner paraya ihtiyaç duyunca

William Faulkner’ı bu sayfalarda daha önce kokteyl tercihleriyle ağırlamıştık. Bugün doğrudan kendi sözlerine yer vermek istiyoruz. Geçtiğimiz haftalarda yazarların reklamlarda oynaması da dahil olmak üzere para kazanma biçimleri tartışılmıştı. Burada Faulkner 20. yüzyıl edebiyatının en hakiki seslerinden biri para, yazmak ve hakikat arasındaki ilişkiye dair konuşuyor. 1947 baharında Mississippi Üniversitesi’nin İngiliz Dili Edebiyatı Bölümü’nde, bir hafta boyunca her gün bir başka sınıfa giren Faulkner, başlarında profesörleri olmayan öğrencilerin sorularını yanıtlamış. Kendisiyle yapılan bu soru-cevap seansının seçtiğimiz bazı kısımları çevirmek istedik; tamamınıysa This Recording‘de okuyabilirsiniz. Ben daha da okuyacağım diyenler ayrıca Conversations with William Faulkner (William Faulkner’la Söyleşiler) adlı kitaba bakabilirler. Üstüne bir de Faulkner’ın kendi eserlerini okuyacağım diyenler de Yapı Kredi ve İletişim yayınevlerine bir göz atabilirler (ayrıca Cem Yayınları’nda, ancak sahaflardan bulunabilecek olanDevamı »