Televizyondan kitaba — Buffy the Vampire Slayer

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. “Bu diziyi seviyorsanız şu kitapları da okumalısınız” mantığından yola çıkan bu listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

buffy_the_vampire_slayer_logo-11abucfSeveninin büyük bir tutkuyla sevdiği dizilerden Buffy the Vampire Slayer. Joss Whedon‘ın yarattığı dizi, vampir avcısı olan lisedeki genç bir kızın hikâyesini anlatıyor. Dizinin jeneriğinden alıntılamak gerekirse: “Her nesilde bir avcı doğar: tüm dünyada yalnızca bir kız, seçilmiş kişi. Vampirlerle, şeytanlarla ve karanlığın güçleriyle savaşacak; kötülüğün yayılmasını, sayıca katlanmasını engelleyecek güce ve yeteneğe yalnızca o sahip olacaktır. O, Avcı’dır.”

İşte Buffy, kendi neslinin avcısıdır. Yanında gözetmeni ve bir cadı ile kurtadamı da içeren sıradışı arkadaşlarıyla vampirler ile diğer doğaüstü yaratıkları avlar, çeşit çeşit kötülük planlayanlara engel olur. Buffy‘yi özel kılan elbette bu basit çerçevenin ötesindeki ayrıntılar. Öncelikle vampirlerin ve seçilmiş bir vampir avcısının bulunduğu bir dünyada, iyilik ile kötülük algısının klişeleşmiş olmaması. Dizide saf iyi ile saf kötü bulunmadığı gibi, diğer Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz lise tipleri de –ponpon kız, sporcu erkek, popüler grup, inek öğrenci, vb.– birer karikatürden ibaret değil. Tüm karakterler ve olaylar üç boyutlu.Devamı »

Televizyondan kitaba – Game of Thrones

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

got_-_official_posterÜlkemizde kitapları Taht Oyunları olarak çevrilen Game of Thrones, yeni sezonuyla çok yakında karşımızda. 31 Mart’ta üçüncü sezonun ilk bölümünü seyredebileceğiz. Belki Mad Men en fazla Emmy Ödülü almış, Girls genç ve kadın olmayı çok farklı bir şekilde tartışıyor, Downton Abbey de 20. yüzyıla bir daha bakıyor olabilir; fakat Game of Thrones, bu kendi alanlarında çok başarılı olan dizilerin aksine, aynı anda birkaç alana el atması sayesinde popüleritesine ve kült konumuna hızla erişti.

Dizinin sadece ilhamını değil, doğrudan repliklerini aldığı kitap serisinin de başarısı burada. Hem fantastik edebiyat hem siyaset hem korku hem polisiyeyi hem de tarihsel roman planını bir arada başarılı bir şekilde tutabiliyor serinin yaratıcısı George R. R. Martin. Bu açıdan biz bu diziyi yine 2000’lerin şahane dizilerinden Battlestar Galactica‘ya benzetiyoruz. Orada da hem bilimkurgu hem macera hem romantik drama hem de korku ve polisiye bir aradaydı. Diziler ve kitap serileri uzun zaman yayıldıkları ve parça parça bir yapıyı benimsediklerinden bu türlerin birleşimine özel bir imkân sağlamış oluyorlar.

Bilmeyen için nedir Game of Thrones diye anlatmak gerekirse, hayali bir dünyada, Westeros’da farklı krallıkların arkalarında rekabet ve savaş dolu bir tarihle birlikte hem birbirleriyle hem de kuzeyden gelen kış ve kışın getirdiği kural tanımayan özgür kabileler ve fantastik yaratıklarla mücadeleleri diye özetlenebilir. Bizce, Game of Thrones‘un bir başarısı da bu kadar yüklü bir tarihi arka plan, bu kadar çok karakter ve temayı neredeyse pürüzsüzce birbirine bağlamasından kaynaklanıyor. Daha önce diziyi seyretmemiş olan, şimdi kara kara nasıl başlayacağını düşünenlere, ne kadar şanslınız iki sezon arka arkaya seyredebileceksiniz, diyoruz!

Özel efektlerine, müziğine, seçtiği görsel arka planlara ve çoğu oyunculuğuna bayıldığımız Game of Thrones kesinlikle sürükleyici bir dizi. Bu sürükleyiciliğe tekrar kapılmadan önce bir durup aklımıza getirdiği okumaları not etmek istedik.Devamı »

Televizyondan kitaba – Downton Abbey

Downton_Abbey

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

Downton Abbey son zamanların, Sherlock‘la beraber en popüler İngiliz dizisi. Son olarak “Noel Özel Bölümü“yle bazılarını katıla katıla ağlatan, bazılarına da bu kadar da olmaz ki, dedirten dizi Titanik’in batışıyla (1912) açılıyor. Downton Abbey‘de bölüm bölüm 20. yüzyılda ilerliyoruz ve aristokrasi, burjuvazi ile işçi sınıfının kendi gündelik yaşam kültürleriyle beraber önemli dönüşümlerini seyrediyoruz. Resimde de görüleceği üzerine aşağıdakiler yukarıdakiler ayrımı, belki tüm oyunculardan da daha fazla öne çıkan, kendi başına bir karakter. Burada aşağıdakiler bu malikanenin hizmetlileri, yukarıdakiler ise toprak sahibi soylular ve aralarına yavaş yavaş katılan burjuvalar.

Diziye yabancı olanlar için kısa bir özet geçelim: Downton Abbey malikânesi, Grantham Kont ve Kontesi’nin makamı. Bu unvanların sahibi 20. yüzyılın başında Crawley ailesi. Fakat bekleneceği üzere en büyük derdi toprakların mirası olan bu aristokratik aile mevcut kontun sonrasında bu unvanı, dolayısıyla da topraklarında ve üstünde çalışanların hayatlarında söz sahibi olma ayrıcalığını kimin miras alacağının peşine düşüyor. Zira kontun erkek çocuğu yok, üç kızı var. İşte bu kızlardan birinin yapacağı evlilik tüm dengeleri değiştirebilir.Devamı »

Televizyondan kitaba – The Big Bang Theory

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

Şu sıralar, yeni sezonuna bayıldığımız The Bing Bang Theory‘nin eski bölümlerine de göz atmaktayız. Dizinin sayısız bilim kurgu ve fantastik edebiyat göndermeleri yine ilgi alanlarımızın arasındaki bilim felsefesiyle de birleşince insanı okumaya sevk eden bir Amerikan TV dizisiyle karşı karşıya olduğumuzu kabul etmek durumunda kaldık.

Diziye yabancı olanlar için kısa bir özet geçelim: Biri kuramsal, diğeri deneysel fizikçi olan iki ev arkadaşı, Sheldon ve Leonard, aktris olmak için çabalayan, ekmeğiniyse garsonlukla kazanan genç bir komşunun hayatlarına girmesiyle Yıldız Savaşları, atomaltı parçacıklar ve bilgisayar oyunları arasında geçen yaşamlarının dışına çıkmak zorunda kalırlar. Onlara mühendis dostları Howard ve Hintli astrofizikçi Rajesh eşlik eder.

Dizi iki eksende ilerliyor. İlki, asosyal ama zeki bu dört erkeğin, sosyal ama bilim insanı olmayanlarla dünya karşısında çektikleri zorluklar (kendilerine sevgili bulamamaları, hatta birinin kadınların yanında fiziksel olarak konuşamaması, vb.) İkinci ve bizce daha orijinal olan eksense, “inek”liğin ötesinde, tamamen kendine özgü bir yer işgal eden Sheldon’ın tüm dünyaya karşı mücadelesi. Mühendisliği tamirat, biyolojiyi evcilik gibi gören bu adam, sosyal bilimlere neden bilim dendiğini kesinlikle anlamıyor. Kendisi için kuramsal fizik ilk, tek ve son nokta.Devamı »