Burçlar ve yazarlar: Terazi

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Terazi’nin Hüznü

Bonatti-LibraScott Fitzgerald eylemin karakter olduğunu söylemişti ama bu, durumu tam açıklamaz. Böyle söylenince kararlı bir şeyden söz ettiği sanılıyor. Oysa Terazi’nin eylemi salınmadır, yani eylem değil, harekettir. T.S. Eliot biraz daha geniş açıklamaya çalışmıştı: “İnsan olduğumuza göre yaptığımız her şey ya iyi olacaktır ya da kötü. Bu durumda ister iyi şeyler yapalım ister kötü, insanız işte; hem kötü de olsa bir şeyler yapmak hiçbir şey yapmamaktan iyidir, böylece hiç değilse var oluruz.” Ama bu da fazla karmaşıktır. Aslında şunu söylemek istiyordu: Terazi’yiz işte, durduğumuz yerde duramayız.

Terazi durmaktan nefret eder, durmak ona huzura ermeyi değil ölümü çağrıştırır, ölüm ise en baş edemeyeceği şeydir. Graham Greene maneviyatın, merakın kaybolmasıyla gelişen hüzünlü bir bilgelik olduğunu bu yüzden idda etmiştir. Terazi, merakını yitirince hüzünlenir. Hüzünlü bir burçtur zaten, Jacques A. Bertrand’ın yazdığı burç kitabı da bu adı taşır: Terazi’nin Hüznü ve Diğer Burçlar. Düzeltiyorum, Terazi’nin Hüzünlü Salınması ve Diğer Burçlar. Terazi’yi hep düzeltmek gerekir çünkü kendi hakkında sık sık yanılır. Kendini samimiyetle Don Kişot sanan bir yeldeğirmenidir. Cervantes bir Terazi olduğu için yeldeğirmenlerini değil, Don Kişot’u başkişi seçmişti. Devamı »

Aşk şarkıları ve tereyağlı ekmek

photo 1

Martın ortasını geçtik ve baharın geleceği bir kez daha belli oldu. Bahar diyince aklımıza gelen şairlerden T. S. Eliot’ın belki de en meşhur dizelerinden biri Çorak Ülke‘dendir (İngilizcesi için şuraya bakabilirsiniz, Cevat Çapan’ın güzel çevirisini Çağdaş İngiliz Şiiri Antolojisi‘nde bulabilirsiniz). Ezra Pound’a ithaf edilen şiir, “Ölülerin Gömülmesi” adlı bölümle, şu satırlarla başlar: “Ayların en zalimidir nisan, leylaklar / Açtırır ölü topraktan, yoğurup.”

Fakat henüz zalim nisan gelmedi. Bu yüzden bugün bir aşk şarkısından yola çıkarak bir tarif paylaşmak istiyoruz sizlerle. Türlü edebi incelemelere konu olmuş, tartışılmış bir aşk şarkısı: Alfred Prufrock’ın Aşk Şarkısı. Kahve kaşıklarıyla ömrünün tutarını çıkaran Alfred Prufrock’ın şiirine yakışacağını düşündüğümüz çok basit bir tarif hazırladık. İngilizcesini şuradan okuyabileceğiniz şiirin Can Yücel çevirisi tezlere konu olacak derecede ünlü. (Çeviri maalesef elimizde yoktu; internette yaptığımız araştırmada Yücel’e ait olduğunu düşündüğümüz, aşağıdaki çeviriyi bulduk. Belki elinde çevirinin baskısı olan okuyucular bizimle görselini paylaşabilirler.)

Devamı »

Menderes’e yalvarmak (ya da Sanatın halleri)

Aralarında birçoklarına göre Türkçe şiirin en büyük isimlerinden olan Necip Fazıl’ın da olduğu bir grup yazarın örtülü ödenekten pay almak için Menderes yönetimine ve bizzat Menderes’e nasıl yalvardıklarını Habertürk’ün manşetleriyle öğrendik.

Elbette yazarların iktidardan maddi manevi fayda sağlamaları, iktidar yararına çalışmaları, hatta meslektaşlarını ispiyonlamaları yeni değildir; maalesef çok büyük bir sürpriz de olmamakta. Komünizm düşmanlığının en yoğun olduğu Soğuk Savaş yıllarında Amerika’dan Türkiye’ye bu savaşın dinamikleriyle şekillenen siyasi yapı içerisinde bu tür örneklere rastlanmaktadır. George Orwell ve CIA bağlantısı ünlüdür ama Malraux‘un, Eliot‘ın, hatta müzisyenlerden Stravinski‘nin CIA’in ödeneklerinden faydalandıklarını biliyor muydunuz?Devamı »

Poe’nun konyak tutkusu

Koltukname’nin 1. yaşını kutlarken de değindiğimiz gibi, Yemek Kültürü bölümümüzde yemeğin ve elbette içkinin edebiyatla buluşmasına sık sık yer veriyoruz. Dün paylaştığımız, ellerinde kadehlerle dağıtan yazarlar albümünün yanı sıra, daha önce yazarların favori atıştırmalıklarını ve kokteyllerini de tarifler eşliğinde yayınlamıştık. Zaten edebiyat camiası da yeme-içme sevdasını dillendirmekten kaçınmaz.

On gün sonra 204. doğum gününü kutalayacak olan Edgar Allan Poe’yla içkinin –ve gecenin– birbirlerine daha özel bir şekilde bağlı olduğu söylenebilir. Daha önce birkaç kere bahsettiğimiz Paper and Salt adlı blog, son yazılarından birinde Poe’nun konyak tutukusundan bahsetmiş, yazıya bir de tarif eklemiş. Özellikle yirmili yaşlarında elinde bir şişe konyak olmadan dolaşmayan Poe, kırkına geldiğinde içkiye neredeyse tövbe etmiş. Gençliğinde içtiği içkilere bol bol kumar da eşlik ediyormuş. Neredeyse her türde eser vermiş şair-yazar Poe hayatı boyunca parasızlıkla, soyulmakla, ihanetle ve bir yere yerleşememekle boğuşup durmuş. Poe’nun konyak tutkusu öyle meşhurmuş ki, 1978’den bu yana yazarın mezarına her yıl konyak şişeleri bırakan hayranları bile mevcut (Can Yücel ve şarap durumundan farklı olarak kimse mezarda içki mi olur, diye mezarını kırıp dökmemiş). Daha fazla bilgi edinmek, hatta gezinmek isteyenler Poe Evi ve Müzesi‘ne, yahut Poe Müzesi‘ne uğrayabilir. (O taraflara gidemeyip eserlerini okumak isteyenler Dost Kitabevi’nin Bütün Öyküleri ile İthaki Yayınları’nın Bütün Hikâyeleri ve Bütün Şiirleri‘ne göz atabilir.)
Devamı »