Victor Hugo’dan Juliette Drouet’ye: “Hayatını değiştiren o gizemli ânı hiçbir zaman unutma meleğim”

drouet-hugo

Victor Hugo‘nun daha önce Sefiller‘le ilgili yazdığı etkileyici mektuba yer vermiştik. Şöyle diyordu büyük yazar:

Sefiller kitabının tüm halklar için yazılmış olduğunu söylerken haklıydınız beyefendi. Herkes tarafından okunacak mı bilmiyorum ama ben herkes için yazdım. İngiltere’ye olduğu kadar İspanya’ya, İtalya’ya olduğu kadar Fransa’ya, Almanya’ya olduğu kadar İrlanda’ya, köleleri olan cumhuriyetlere olduğu kadar, serfleri olan imparatorluklara da hitap etmektedir. Toplumsal meseleler sınırları aşar. İnsan türünün yaraları, dünyayı kaplayan o geniş yaralar, dünya haritası üzerine çizilmiş mavi ya da kırmızı çizgilerde son bulmuyor. İnsanın cahil ve umutsuz olduğu her yerde, kadının kendini ekmek parası için sattığı her yerde, çocuğun bir şeyler öğrenebileceği bir kitabın ve ısınabileceği bir ateşin eksikliğini çektiği her yerde, Sefiller kapıyı çalar ve şöyle der: Açın kapıyı, sizin için geldim.

İçinde yaşadığımız medeniyetin bu çok karanlık ânında, sefilin adı insandır; her iklimde can çekişmekte, her dilde inlemeye devam etmektedir.

Bu sefer bambaşka türde bir mektupla, bir aşk mektubuyla çıkıyor Hugo karşımıza. Eşinden daha çok mektuplaştığı metresine, Juliette Drouet’ye yazılmış bu mektupta bir kez daha bir yazarın yasak aşkına tanıklık ediyoruz.

Mektuptan sonra Hugo okumak için esinlenenler, Notre-Dame’ın Kamburu ve Bir İdam Mahkûmunun Son Günü için İş Bankası ve Can yayınlarına bakabilirler. Sefiller‘in eksiksiz ve güvenilir baskısı İletişim Yayınları’nda mevcut; ama biz elbette bize bu mektubu (ve başka birçok mektubu) bulup çeviren Birsel Uzma’nın Oğlak Yayınları’ndan çıkan Sefiller çevirisini öneriyoruz. Uzma’nın diğer çevirilerinin başında De Sade, Maupassant ve Rabelais geliyor. Tam listeye Robinson’un sitesinden ulaşılabilirsiniz. (Des Lettres aracılığıyla.)Devamı »

Victor Hugo: “Medeniyetin bu çok karanlık ânında, sefilin adı insandır”

Yaşamı boyunca çeşit çeşit eser veren Victor Hugo, günümüzde yine de Notre-Dame’ın Kamburu ve Bir İdam Mahkûmunun Son Günü gibi birkaç eseriyle tanınıyor. Elbette en meşhur eserinin Sefiller olduğu su götürmez bir gerçek. Kitapla ilgili ilgisiz birçok kişinin adını bildiği romanın ne kadar okunduğuysa başka bir mesele. Çok kalın olmasının yanı sıra kısaltılmış çocuk kitabı baskılarına ve filmlerine de yaygınca ulaşılabildiği göz önüne alınırsa aslında pek de fazla okunmadığını varsayabiliriz herhalde.

Victor Hugo’nun Mösyö Daelli’ye Sefiller üzerine yazdığı aşağıdaki mektup, edebiyat severleri meraklandıracak, bu dev romanı okumaya teşvik edecek nitelikte. Hugo, romanını anlattığı bir mektupta bu kadar çarpıcı sözleri kaleme alıyorsa, kitabın kendisinde neler yazmıştır acaba, diye düşünmeden edemiyor insan.

Mektuptan sonra Hugo okumak için esinlenenler, Notre-Dame’ın Kamburu ve Bir İdam Mahkûmunun Son Günü için İş Bankası ve Can yayınlarına bakabilirler. Sefiller‘in eksiksiz ve güvenilir baskısı şu an İletişim Yayınları’nda mevcut; ama bize bu mektubu (ve başka birçok mektubu) bulup çeviren Birsel Uzma’nın Sefiller çevirisinin de yıl sonuna kadar Oğlak Yayınları‘ndan çıkacağını bu vesileyle duyurmuş olalım. Uzma’nın en sevdiğimiz çevirilerinin başında Gargantua ve Pantagruel ile Maupassant’ın öyküleri geliyor. Tüm çevirilerinin listesine Robinson’un sitesinden ulaşılabilir. (Des Lettres aracılığıyla.)Devamı »

Klasik eserlerin elyazmaları

Elyazmaları güzeldir. Elyazısı kullanımının günbegün azaldığı tablet ve akıllı telefon dünyasında elyazmaları değerlidir. Günümüzde, yazarın eserinin özgün kopyasının, yani yazarın bilgisayardaki Word belgesinin kendi içinde (yani metnin içeriği haricinde) bir değeri olduğu söylenemez. Böylece zaten zaman geçtikçe değerlenen elyazmaları, giderek nadir bir nesneye dönüştükleri için de değerlenirler.

Aşağıda, günümüzde hâlâ sevgiyle ve ilgiyle okunan klasik eserlerin elyazmalarından bir seçki bulabilirsiniz. Ne kadar “çağ dışı” kalacak olursa olsun, zamansızlığını her daim koruyacak bir seçki.

Not: Kitapların Türkçeleri için resmin altında isimlerinin üstlerine tıklayabilirsiniz. (Flavorwire aracılığıyla.)

Ağustos Işığı - William Faulkner
Ağustos IşığıWilliam Faulkner

Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Balık

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Balık Derinlerde Gezer

Bonatti-Pisces

Bütün ömrünü dere tepe zıplamaya adamış olan Jack Kerouac, “İnsanın bütün ömrü bir yabancı ülkedir,” demişti. Bunu ancak bir Balık söyleyebilirdi çünkü insan karada, Balık suda yaşar, yani Kerouac kendini hep yaban ellerde hissetmekte haklıdır. Balık ters yöne doğru yol almaya çalışan iki balıkla temsil edilir. Victor Hugo, “İnsanlık tek kutuplu bir daire değil, iki kutuplu bir elipstir,” diyerek bu durumu çok güzel dile getirmiştir (tek sorun Balık yerine insan demiş olmasıydı ama zaten Balık insancıldır).

Elipsin bir kutbunda gerçekler, diğer kutbunda ise idealler vardır, yani düşler, hayaller. Balık elipsin ikinci kutbunda salınır, hayalperesttir, duygusaldır, düşçüdür, imgelemi geniştir. W.H. Auden duruma açıklık getirmek için düşçülüğü imgelerin yendiği bir sofraya benzetir. Bu sofrada “bazıları ağzının tadını bilir bazıları ise pisboğazdır. Birçokları ise imgelerini pişirmeden konserve kutularından bir lokmada, düşünmeden, tadını almadan yalayıp yutarlar.” Balıklar ise sindire sindire, tadını çıkartarak yerler, mizah duyguları gelişmiştir. Nitekim Lale Müldür, “Depresyon Efendisi” adlı yazısıyla depresyonun bile nasıl tadını çıkarttığını anlatmıştı. Balık olmayanlar ile Balıkların ruh kardeşi Oğlak olmayanlar pek anlamamıştı espriyi ama bu zaten Balığın kaderidir. Balığı kendi bile zor anlar.Devamı »

Ressamlığa soyunan yazarlar

Yaratıcı insanlar kendilerine uzmanlaşacak bir alan seçseler bile, çoğunlukla diğer sanat dallarını tamamen terk etmekte zorlanırlar. Bu yüzdendir ki sanatçı kavramının bin bir türlü açılımı vardır; hatta bazen esnekliğiyle insanları usandırır (bkz. insan üstü yaratık, James Franco).

Ama bugün o usandırıcı çalışmalara değil, kelimelerden uzaklaşmak isteyen yazarlara yer veriyoruz. Goethe, Proust ve Fitzgerald, bazen dilin sınırlandırmalarından kurtulabilmek adına kalemi kaldırıp eline fırçayı alan yazarlardan birkaçı. Sonuçlar aşağıdaki gibi. (Melville House aracılığıyla.)

images
“Bir Manzaradaki Gezginler”, Johann Wolfgang von Goethe, 1787

Devamı »