David Lynch’ten Louboutin kırmızısı reklam filmi

christian-louboutin-nail-polish_240x340_57İlk ayakkabısının altını ojeyle boyadıktan sonra kırmızı tabanlı ayakkabılarıyla bir efsaneye dönüşen Christian Louboutin, şimdi geriye dönük bir yol izleyerek kendi kırmızı (ve tabii başka renk) ojesini üretiyor. Şişesi de uzun bir topuğu andıran ojenin tanesinin 50 dolar olduğunu belirtiyor, yorumları size bırakıyoruz…

Ayakkabılar efsane, ojenin kırmızısı efsane; reklam filmini çekecek ismin de bir o kadar efsane olması gerektiği düşünülmüş olsa gerek ki David Lynch‘e başvurulmuş. Louboutin’le daha önce “Fetiş” adlı projede (DİKKAT, işyerinde açmaya uygun değildir vs.) Lynch’in kendine has reklam filmini aşağıda izleyebilirsiniz.

Bu, Lynch’in moda evleriyle ilk ortak çalışması değil. Lynch, başka markalara çektiği reklam filmlerinin yanı sıra 2011’de Dior için Marion Cotillard’ın oynadığı, Lady Blue Shangai adında bir kısa film çekmişti. (Spell Saab aracılığıyla.)Devamı »

Reklamlar

Spike Jonze’dan Karen O için doğaçlama müzik klibi

Karen O, Spike Jonze

Being John Malkovich ve Adaptation. gibi filmleriyle tanıdığımız yönetmen Spike Jonze, geçtiğimiz haftalarda New York Moda Haftası’nda Opening Ceremony için tek perdeli bir oyun sahneye koymuştu. Jonze, fırsattan istifade, Her filminde birlikte çalıştığı Karen O‘nun yeni albümünden bir parça için doğaçlama bir klip çekmiş. Crush Songs‘da yer alan “Ooo”nun klibinde Elle Fanning yer alıyor. Jonze klip hakkında şunları söylüyor:

Bu hafta sevgili dostum Karen, çok kıymetli, şahsi, aşk ve kalp kırıklığı parçalarıyla dolu, Crush Songs adındaki ilk solo albümünü çıkarıyor. Bu şarkıları birkaç yıl önce çok özel bir şekilde, doğaçlama olarak yatak odasında tek başına yazdı; öyle ki, geleneksel bir şekilde hazırlanmış bir albümden ziyade, onun yüreğinden gelen, savunmasız yakalanmış fısıltıları andırıyor bu albüm. İşte bu yüzden pazar günü, Met’te prova ve ışıklandırma yaparken verdiğimiz on dakikalık arada, Karen için albümü gibi son derece doğaçlama bir “müzik klibi” çektik. Elinizin altında bir opera binası, bu şarkı ve Elle Fanning varsa fırsatı kaçırmamalıymışsınız gibi geldi bana. Bu yüzden Karen’ı yeni albümü için tebrik etmek adına ona bu sürpriz hediyeyi hazırladık. Bu klibi sizlerle aynı anda izleyecek. Umarım beğenirsiniz.

Herkesin Spike Jonze gibi arkadaşlara sahip olması temennisiyle, işte söz konusu klip. Karen O’nun Her filmi için yazdığı harikulade “Moon Song”u ise buradan dinleyebilirsiniz. (HUH. Magazine aracılığıyla.)Devamı »

GAP’ten David Fincher imzalı reklamlar

Zosia Mamet'li Dress Normal reklamı, Odakule'de. Fotoğraf: Koltukname.
Zosia Mamet’li Dress Normal reklamı, Odakule’de. Fotoğraf: Koltukname.

İki yıl önce GAP’in yaratıcı yönetmen koltuğuna oturan Rebekka Bay’den beklentiler yüksekti. 2007’de, H&M’in minimalist çizgide giysiler satan alt markası COS’u yaratarak dikkatleri üzerine toplayan Bay’in, tüm Danlığıyla GAP’e eski Amerikan kimliğini geri kazandıracağı umuluyordu. Bay beklentileri boşa çıkarmadı. Artık klasikleşmiş bir marka sayılan GAP, gerçekten de beyaz tişörtler ve kotlardan başlayarak eskisi gibi “basitleşti.”

Bay, bu sonbahar yeni bir hamleyle karşımızda: David Fincher yönetmenliğinde reklamlar. Siyah-beyaz olan bu dört reklam filmine, tam da Fincher’dan beklenecek şekilde karanlık ve esrarengiz bir hava hâkim. “Kimse sizi izlemiyormuş gibi giyinin”, “Sizin karmaşıklaştırmanızı bekleyen basit giysiler” ve “Başkaldırı ve riayetin üniforması” gibi spotlar, şu sıralar Odakule’de de görülebilecek geniş çaplı “Dress Normal” (Normal giyinin) kampanyasının bir parçası. Satın almamız istenen kıyafetlerin ve markaların bir yaşam tarzı, kimlik, hatta ilişki biçimi olarak sunulduğu reklam dünyasında ürünün kendisinin ön plana çıkartılması gerçekten hoş bir değişiklik.Devamı »

Woody Allen filmini sigara karşıtı reklamlardan koruyor

Woody Allen, son filmi Blue Jasmine‘nin içine sigara karşıtı uyarılar koymak istendiğinden filmin Hindistan’daki gösterimine izin vermedi.

Hint Sağlık Bakanlığı, filmin yalnızca başında değil, karakterlerin her sigara içtikleri sahneye sigara karşıtı kamu spotları konulmasını zorunlu kılıyor. Allen, sözleşmesine göre filmde yapılacak değişiklikleri reddetme ve filmi vizyondan çekme hakkına sahip.Devamı »

William Faulkner’ın varislerinin Woody Allen’a açtığı dava sonuçlandı

William Faulkner‘ın varislerinin, Paris’te Gece Yarısı filminde geçen bir Faulkner alıntısı doğru kullanılmadığı için Woody Allen‘a açtığı dava, Allen’ın lehine sonuçlandı.

Requiem for a Nun adlı kitapta Faulkner, “Geçmiş hiçbir zaman yok olmaz. Geçmiş, geçmişte bile kalmamıştır,” diyor. Allen’ın filminde, 1920’lerin Paris’inde birçok ünlü yazarla tanışan ve Owen Wilson tarafından canlandırılıan ana karakter ise, “Geçmiş yok olmadı. Hatta, geçmiş, geçmişte bile kalmadı. Bunu kim söyledi, biliyor musun? Faulkner. Ve haklıydı. Onunla da tanıştım. Bir akşam yemeği partisinde karşılaştım onunla,” diyor. Devamı »

Ünlülerin pasaportları (ya da Sanatçı, müzisyen ve yazarların pasaportları II)

Sizlerle daha önce, James Joyce’tan Janis Joplin’e, David Bowie’den Truman Capote’ye, birçok sanatçı, müzisyen ve yazarın eski pasaportlarını paylaşmıştık.

Ehliyetten kredi kartlarına, markaların kampanya kartlarından spor kulübü kimliklerine, üstünde adımız yazan bin bir türlü kart taşıdığımız şu günlerde belki de hâlâ en mahrem ve en masum kimlik sayılabilir pasaport. Her seferinde çile çekerek vizelerle doldurmamız gerekse de, dünyanın dört bir köşesine gitmemizi sağladığı için ayrıca severiz kendisini. Bu mealde, Einstein’den Lennon’a, ünlülerin pasaportlarını paylaşmaya devam ediyoruz. Vesikalık fotoğrafta bile güzel çıkmayı başaran Marilyn Monroe’ya da –namı diğer Norma Jean– diyecek bir şey bulamıyoruz…

Albert Einstein
Albert Einstein

Devamı »

Neden yalnız kalabilmeliyiz: Tarkovski’den tavsiyeler

tarkovskyBrainpickings, yalnızlık üzerine bir dizi alıntıya, Tarkovski’nin bir videosunu eklemiş. (Biz de daha önce ustanın polaroidlerini paylaşmıştık.) Üstelik eksik olan İngilizce altyazıyı arkadaşına tamamlatmış. (Biz de bu altyazıları yakında Türkçeye çevirebileceğimizi umuyoruz.)

Yalnızlık ve can sıkıntısına odaklanmış Brainpickings. Biz ise daha çok “kendini yalnız hissetmemek için başkalarıyla beraber olmak” temasına takıldık. Türkçe edebiyatta aklımıza gelen ilk anı kitabı, Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk‘u ve oradaki sayısız aynı temalı kısımları. “Küçük burjuva” hayatın torba dolusu kalabalığından kaçan kadın, sırf yalnız hissetmemek için birileriyle olmayı reddeder.

Aklımıza gelen diğer bir kadın yazar ise Bachmann oldu. Otuzuncu Yaş derlemesinde yine aynı temalı bol bol bölüm bulunabilir. Kitabı açtık ve “Otuzuncu Yaş” adlı öyküden zamanında bizi etkilemiş olan bir pasajı, Tarkovski’nin öğütlerinin yanına yakıştırdık — yalnız kalamayan otuz yaşında birinin (evet, yani bir gencin) pek tanıdık öyküsünden bir kesiti ile Tarkovski’nin yalnız kalınabilecek en güzel yerlerin birindeki sohbeti:Devamı »

Stephen King’in Kubrick’e öfkesi

The Paris Review dergisi, belki yayımladığı eleştirilerden de çok yazar söyleşileriyle tanınan bir mecmua. 1950’lerden bu yana yapılan bu uzun ve nitelikli söyleşilerde, Ray Bradbury’den Joan Didion’a, Ernest Hemingway’den Paul Auster’a, birçok isimle karşılaşabiliyorsunuz.

Yine de kalabalık arşivin içinde Stephen King‘le karşılaşınca, açıkçası şaşırdık. Her ne kadar popüler kültürle aramız gayet sıkı fıkı olsa da, King’in Paris Review‘e fazla popüler kaçtığını düşünmemek elde değildi. Söyleşiyi okudukça yanıldığımızı anladık. Söyleşinin ana ekseni zaten King’in, kariyerinin son yıllarında, gittikçe daha çok ödüller ve komisyon üyelikleriyle onore edilmesi ve kendi edebiyatını Amerikan edebiyatının neresine koyduğuydu.

King hayranıysanız, söyleşiyi mutlaka okumalısınız. Yazarın hangi eserlerini daha çok katmanlı bulduğunu, hangi kitaplarını en çok beğendiğini ve en çok hangi kitabını aşmaya çalıştığını okumak mümkün. (Merak edenler için: Bir Aşk Hikâyesi‘nden daha iyi bir kitap yazmak istiyormuş kariyeri son bulmadan önce.)

Hep türler arası geçişlere odaklanmış olduğumuzdan olsa gerek, uzun söyleşinin en ilgimizi çeken kısımlarından biri King’in senaryo uyarlamalarıyla ilgili yorumları oldu. Herhalde bunların en ünlüsü, The Shining romanından (Türkçede Medyum) uyarlanan, aydı adlı Stanley Kubrick filmi. Aşağıda King’in bu uyarlamayla ilgili öfkesini okuyabilirsiniz. Bu sırada not düşmeyi de unutmayalım: King’in meşhur romanlarından Carrie, bir kez daha beyazperdeye aktarılıyor.

Devamı »

Inherent Vice beyazperdede, Thomas Pynchon Türkçede

Inherent ViceHer filmi arasında en az beş yıllık bir mola vermeyi seven usta yönetmen Paul Thomas Anderson, anlaşılan bu sefer soluklanmaya ihtiyaç duymamış. Son filmi The Master 2012 yılında vizyona giren yönetmenin 2013 projesi hazır bile: Thomas Pynchon‘ın, aynı adlı romanından uyarlanacak olan Inherent Vice.

Bakınız’ın haberine göre, New York Times‘la yaptığı söyleşide Anderson, elinde halihazırda bir senaryo bulunduğunu ve filmin, Upton Sinclair‘in Oil! adlı romanından uyarlanan There Will Be Blood‘dan daha sadık bir çalışma olacağını açıklamış. Şu an için filmde rol alacağı kesinleşen tek oyuncu, The Master‘da Anderson’la birlikte çalışan Joaquin Phoenix. Romanın yazarı Pynchon’ın sürece dahil olup olmayacağı henüz bilinmiyor.

Aslında kameralardan ve gazetecilerden J. D. Salinger’vari köşe bucak kaçan Pynchon hakkında zaten postmodern Amerikan edebiyatının en önemli ve şimdiden klasikleşmiş isimlerinden biri olduğu dışında pek bir şey bilinmiyor. Yazarın eserlerinin bir gün Türkçeye çevrilip çevrilmeyeceği de bugüne kadar büyük bir muammaydı.Devamı »

Sanatçı, müzisyen ve yazarların pasaportları

Herhalde en ilginç kimlik belgesi pasaport olsa gerek. Diğer belgelerden farklı olarak yalnızca şahsi bilgilerinizi değil, nerelere ne sıklıkta gittiğinizi, hatta en rahatsız şartlar altında çekilmiş fotoğraflarınızı da belgeliyor. Hele bir de Türkiye gibi, her ülkenin vize istediği bir ülkenin pasaportuna sahipseniz, sayfalarınız rahatlıkla dolup taşabiliyor.

Başkalarının pasaportlarını karıştırmak da büyük zevk verir insana. Hele de ait olduğu dönem ya da ülke itibariyle kendimizinkinden biraz farklıysa… Flavorwire’ın derlemesi sayesinde şimdi Joyce‘tan Fitzgerald’lara (F. Scott ve Ella), sanatçı, müzisyen ve yazarların eski pasaportlarına göz atabiliyoruz.

René Magritte
René Magritte

Devamı »

Sundance portreleri

Amanda Seyfried, Lovelace'te.
Amanda Seyfried; Lovelace’te.

Yılın izlenilesi filmlerinin ilk işareti sayılabilecek olan bir Sundance Film Festivali daha geride bıraktık… Bağımsız filmlerin yarıştığı festivalde, FruitvaleBlood BrotherThe Spectacular Now ve In a World… gibi filmler ödülü kaptı (tüm listeyi buradan görebilirsiniz).

Sundance’te neredeyse filmlerden çok ilgi gören bir oluşum söz konusu: Portreler. Film ekiplerinin hem topluca hem tek tek çektirdiği bu fotoğraflar, Park City, Utah’nın soğuğundan korunmak adına giydikleri kot ve kazaklarla, diğer tüm ödül törenleri, galalardaki ışıltılı takım ve tuvaletlerden çok daha farklı bir görüntü oluşturan yıldızlarıyla dikkat çekiyor. Farklı fotoğrafçılar farklı gazeteler için çalıştıklarından birden fazla portre oturumları mevcut fakat 2013’te bizim en çok hoşumuza giden Victoria Will‘in The Guardian için yaptığı çalışma oldu. Fotoğrafların tamamını yazının devamında görebilirsiniz. (Bant Mag aracılığıyla.)Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Wes Anderson’la Kanye West buluşursa

Bağımsız filmlerin kralı Wes Anderson‘ın rap yıldızı Kanye West‘le ne gibi bir ortak noktası olabilir? Kanye Wes adlı bu Tumblr sitesini görene dek ikilinin herhangi bir alakası olabileceği aklımızın ucuna gelmezdi. Ama Anderson’ın karelerinin üstüne yerleştirilen Kanye şarkı sözlerinin (ya da Kanye fotoğraflarının üstüne yerleştirilen Anderson diyaloglarını) belli bir cazibesi olduğu inkâr edilemez. Dürüst olmak gerekirse, çiftin uygunluğuna henüz tam ikna olmuş değiliz — yine de ikna olana dek Kanye Wes’i takip edeceğe benziyoruz. (Flavorwire aracılığıyla.)

The Royal Tenenbaums / “Love Lockdown” [Seni seviyorum / Ama aramızdaki elektrik sorunlu]

Devamı »

Pina Bausch: Dans, dans, dans

3D’nin tüm sinemaları sardığı, gerekli gereksiz kullanıldığı bu yıllarda, gerçekten 3D seyretmek istediğimiz tek filmi/belgeseli sinemada seyredememiş olmanın acısını hissettik gerçekten: Wim Wenders’in 3D Pina Bausch belgeselinden bahsediyoruz. “Dans etmezsek kayboluruz,” demiş ünlü dansçı/koreograf. Filmin fragmanı heyecanımızı ve 3D’nin neden filme bir boyut katacağını umduğumuzu anlatır sanırız:Devamı »

Cannes Film Festivali: Et pazarı ve ruhsal utanç kaynağı

14 Temmuz, Diyarbakır Cezaevi’nde 1982’de yapılan büyük ölüm orucu ile 1789’daki Fransız Devrimi gibi siyasi eylemlerin yıldönümü olmakla beraber, üstat Ingmar Bergman‘ın da doğum günüdür. Herhalde usta bir sanatçının doğum-ölüm yıldönümleriyle ilgili en çok hoşumuza giden, bir anda hakkında yazılanların çoğalması, yeni yeni bilgiler edinebilmemiz. Böylece geçtiğimiz hafta Ingmar Bergman’ın hem Cannes hem de Oscar için bir nevi “Ödülünüz de sizin olsun töreniniz de,” dediğini, ileride kendisi de başlı başına bir üstat olacak Stanley Kubrick‘in de Bergman’a hayranlık dolu bir mektup göndermiş olduğunu öğrendik. Gecikmiş bir doğum günü kutlaması olarak Türkçeye çevirdiğimiz metinleri aşağıda bulabilirsiniz. Yaban Çilekleri aşkına! (Letters of Note ve Letters of Note aracılığıyla.)Devamı »

Wes Anderson alfabesi

Wes Anderson filmlerinin kendine özgü ve çarpıcı bir görsel tarzları olduğunu inkâr etmek güç. Tenenbaum Ailesi ve The Darjeeling Limited gibi filmlerde gönüllerimizde taht kurmuş olan Anderson’ın son filmi Moonrise Kingdom ne yazık ki vizyona girdiği gibi kayboldu. Ama bu sırada dileyenler Madridli sanatçı Hexagonall‘ın hazırladığı “Wes Anderson Alphabet”iyle (Wes Anderson Alfabesi) Anderson ihtiyaçlarını giderebilirler. Henüz tamamlanmamış olan alfabede her harf bir Wes Anderson karakterine tekabül ediyor. (Tahmin edin W kim!) Aşağıda Flavorwire’ın seçkisini görebilirsiniz. Tüm çalışmalar için buraya, poster satın almak için de buraya buyurun.

anderson1

Devamı »

David Lynch kamu duyurusu yaparsa

Bant Mag.’den Leyla Aksu, aşağıda izleyebileceğiniz bu şahane videoyu bulmuş. 1991 yapımı kamu duyurusu, New York’u o meşhur sıçanlardan (gündüzleri parkları dolduran yüzlerce sincabın geceleri fareye dönüştüğü rivayet edilir) arındırmak için çöplerimizi sokağa atmamamızı, çevreyi temiz tutmamızı öğütlüyor ve buram buram Lynch kokuyor: Elindeki kâğıdı gizlice yere atan adam sanki bir sonraki sahnedeki kadın ve kızı öldürmeye hazırlanıyor. Elbette, radyasyon yüzünden devasa boyutlara ulaşmış gibi görünen New Yorklu sıçanlar duyurunun baş rol oyuncuları… Duyuru, “Temizleyin. New York’a değer Devamı »

Stanley Kubrick’in gözünden 40’ların New York’u

Stanley Kubrick, Lolita, Dr. Strangelove ve Otomatik Portakal gibi efsanevi filmlerini çekmeden önce New York’ta Look Magazine için, derginin en genç fotoğrafçısı olarak çalışıyormuş. 17 yaşından itibarek 1950’lere kadar New York sokaklarını fotoğraflayan ünlü yönetmenin fotoğraflarından bazılarını yazının devamında görebilirsiniz. Onbinlerin arasından seçilen yirmi üç fotoğraf için buraya buyurun. (Eric Kim Photography aracılığıyla.)Devamı »

Joseph Gordon-Levitt yönetmen koltuğunda

Manic ve Tenin Gizemi filmleriyle gönüllerimizi fethettikten sonra Inception‘la tansiyonumuzu iyice yükselten Joseph Gordon-Levitt, hitRECord’daki sayfasında (bu, yakında “Tanışınız:” bölümümüzde tanışacağınız bir site) yayınladığı videoda ilk defa uzun metrajlı bir film için yönetmen koltuğuna oturacağını açıkladı. Filmin senaryosunu da kendisi yazmış olan Gordon-Levitt, aynı zamanda başrol oyuncusu olacak. Gordon-Levitt’in karşısındaysa Scarlett Johansson rol alacak — Prestijde (ve daha birçok yapımda) olduğu gibi filmin mükemmel olmasının önündeki tek engel olmayacağını umuyoruz… Bakınız’ın konuyla ilgili haberine göre:Devamı »