Lucía’nın Paco’suna veda

Üzgünüz… Çok üzgünüz… Daha üç ay olmamıştı onu şehr-i İstanbul’da sahnede kanlı canlı izleyip dakikalarca ayakta alkışlayalı. Onu son kez izleyeceğimizi bilmeden bir sınava gider gibi hazırlanmış, eksi albümleri hatırlamış, kimisi doğduğumuz yıllardan bile yaşlı konser kayıtlarını hızla elden geçirmiştik. Şimdi ölümünün ardından konuşuyor olmak bizi derin kederlere boğuyor. Paco de Lucía, sadece yetenekli bir müzisyen, eşsiz bir gitarist, dev bir flamenko üstadı değil, tek başına çığır açan bir önderdi.

Portekizli annesi Lucía’yı onurlandırmak için kendine seçtiği lakabıyla, 60’ların başında müzik sahnesine çıkmıştı. Öyle bir aileden geliyordu ki, flamenko, günlük hayatın doğal bir parçasıydı. O yıllarda klasik flamenkonun genç ve tutkulu bir icracısıydı ama çok gecikmeden dünyada müzikle ilgilenen herkesin tanıyacağı “Entre dos Aguas” geldi. İki suyun arasındaki bu rumba, bir fenomen olan Fuente y caudal albümünün açılışıydı. Paco de Lucía’nın alameti farikası haline gelen bu parça, sadece Latin müziğinde ve Latin dünyasında değil, pop müzik dinlenen tüm dünyada bir “hit” olmuştu. Dahası (içimizden “halen” demek gelse de maalesef artık mümkün değil) birkaç gün öncesine kadar da konserlerinin vazgeçilmez parçası olmaya devam etmişti.

Çocuk yaşlarda tanışıp hem dost hem yoldaşlık ettiği “küçük karides” Camaron‘la bir yandan klasik flamenko okulunu izlerken, diğer yandan mükemmelleştirdiği parmak tekniklerinden faydalanarak caz yörüngesinde arayışlara başlamıştı. 1976 tarihli Almoriama, hem Endülüs coğrafyasında yadırganmayacak Arap hem de de Lucía’nın arayışlarının sonucu derin caz etkilerini yansıtıyordu.

“Nuevo flamenco” (yeni flamenko) adı verilen, flamenkoda modern enstrümanlardan da faydalanıp daha zengin ve yeni bir sound arayışının ürünü olarak ortaya çıkan müzik türü, neredeyse tek başına Paco de Lucía tarafından 70’lerin sonunda böylece harmanlanıyordu. Al Di Meola, John McLaughlin, Larry Coryell gibi müzisyenlerle ortak çalışmalara girişmesi de gecikmedi. 1981 yılındaki Friday Night in San Fransisco albümü, onu bir süperstar mertebesine çıkarmıştı.

Paco’nun 15 yılda geliştirdiği kariyerinin, flamenko müziği üzerindeki etkisi akıl almazdı. Kişisel meraklarından ve arayışlarından başlayan denemeler, koca bir genç müzisyen neslinin ufuklarını açmıştı. Flamenko armoni sisteminin genişletişmesi, bas gitar ya da afrika vurmalıları gibi yeni enstrümanların –tüm tepkilere rağmen– dahil edilmesi, geleneksel yorumlara caz yaklaşımlarının eklenmesi, yenilik arayışındakilere yol göstermekteydi. Tomatito, Gerardo Nunez, Vicente Amigo gibi yeni müzisyenler, Paco de Lucía’nın çizgisini bir ekole dönüştürecek akımın en bilinen üyeleri oldular.

90’ların sonuna gelindiğinde, Paco, Meksika’ya yerleşip daha sakin bir hayata geçiş yapmıştı. Ama müzikal arayışlarına devam ediyor, örneğin ağız armonikasını müziğine hiç de yadırganmayacak şekilde ekliyordu. Büyük caz müzisyeni Chick Corea’nın katılımıyla kaydettiği, müzik camiasında adeta deprem yaratan ve Endülüslü bir Arap gitariste ithaf ettiği Zyrab albümü, o yılların en önemli çalışmalarından oldu.

De Lucía 2000’lerde daha çok canlı performanslara yönelmiş, ülkemizi de defalarca ziyaret etmişti. Eğer onu sahnede izleme ayrıcalığına sahip olduysanız, bunu unutmanız imkânsızdır. Sahnedeki tevazusu, diğer müzisyenlere tanıdığı özgürlük ve verdiği güven, konserlerini eşsiz bir deneyime dönüştürürdü. Bir gitar tanrısı olarak bilinen Eric Clapton bile, de Lucía’yı “bir mucit, eşsiz bir teknisyen, dev bir gitar üstadı” olarak betimlemişti. Bizler içinse, de Lucía, belki de dünyanın geri kalanına göre daha da anlamlı. Arap-İslam, Akdeniz ve İberik coğrafyalarının muhteşem bir karışımını, en üst düzeyde bize sunan Paco de Lucía’yı, belki de bir inip bir çıkan duygusal tansiyonumuz sebebiyle, bizden iyi anlayan birileri dünya üzerinde yoktur.

Bu büyük ustanın her eserini saygıdeğer bulsak da, kendisiyle tanışmak isteyenler için küçük bir giriş listesini aşağıda vermeyi bir borç biliyoruz. Eğer bu listeye gerçekten ihtiyaç duyuyorsanız, hızla açığı kapatmanızı tavsiye ederiz.

Onu çok özleyeceğiz.

1) Solo Quiero Caminar
2) Como el Agua
3) Chick
4) Sevillana a Dos Guitarras
5) Cositas Buenas
6) Volar

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Müzik

Yanıt Verin

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s