Rusya’dan sevgilerle

Devletlerin birbirleriyle çıkarlarına göre kol kola olması ya da itiş kakışa girmesi, nadir bir durum sayılmaz. Malumunuz bu aralar pek çok başka ülkeyle olduğu gibi, Rusya’yla da ilişki durumumuz karışık. Varsın siyasetçiler birbirlerine diş bilesin, konu sanat olunca akan sular duruyor. Nitekim bahsetmek istediğimiz sanatçı da 1931 Gürcistan doğumlu Ermeni müzisyen Mikael Tariverdiev.

Bu ismi duymamış olabilirsiniz, zaten Rusya dışında kendisini tanıyan da çok az. Bizim haberdar olmamız ise, The Real Tuesday Weld adlı İngiliz müzik grubunun solisti Stephen Coates sayesinde. Coates, Sovyetler Birliği ve Soğuk Savaş konularına kafayı fena takmış bir sanatçı ve bu konularda yerinde araştırmalar yapmak için de sıklıkla Rusya’ya gitmekte. Birkaç yıl önce Moskova’da bir kafede oturup usul usul yağan karı seyretmekte olan Coates, arka planda çalan harika müziği fark eder. Servis yapan garsona kim olduğunu sorduğunda, “Ah, eski günlerin şarkıları” yanıtını alır. Çalan albüm, 1964 tarihli Do svidaniya, malchiki (Elveda Çocuklar) adlı filmin müzikleridir.Devamı »

Reklamlar

Streaming’le kim para kazanıyor ?

“Streaming” hizmetleriyle sunulan müzik seçkilerinin genişliği artık herkesin müzik dinleme alışkanlıklarını değiştirdi. Bu hizmete elinizdeki telefon kılığındaki el bilgisayarlarıyla erişmenin kolaylığı da cabası. Hiç para ödemeden aldığınız hizmet bile gayet tatmin ediciyken, pek de büyük sayılmayacak bir ücret ödeyerek, neredeyse hayallerin ötesinde bir müzik arşivine gönlünüzce erişim elde ediyorsunuz.

Peki müzisyenlerin bu işten kazancı nedir diye soracak olursanız, işte o kısım biraz ilginç. Örneğin Spotify’a göz atacak olursak, ücretli hizmeti üzerinden çalınan bir şarkının hak sahiplerine ödediği ücret 0,68 sent, yani bugünkü kurdan düşünecek olursak, aşağı yukarı 2 kuruş. Ücretsiz hizmeti üzerinden ödenen ücret ise çok daha az, 0,14 sent, yani 0,40 kuruş. Ücretli kullanıcılar, toplam kullanıcıların %20’sini oluşturuyor. Ortalama ödenen parça başı ücret 0,275 sent. Bu da kabaca 0,60 kuruş yapmakta.Devamı »

Dünyayı hayran bırakan adamın ardından

DB-Transformation-Colour

Modern pop müzik tarihinin neredeyse tamamında önemli bir aktör olarak var olan David Bowie geçtiğimiz günlerde hayatını kaybetti. Bowie bir süredir kanserle mücade etmekteydi ve geçtiğimiz 2015 yılının Kasım ayında kurtuluşunun olmadığını öğrenmişti. Bilmediği ise ölümün ne kadar yakın olduğuydu. Eğer bilseydi, ölümünden birkaç gün önce 1969’dan beri sıkça birlikte çalıştığı dostu ve yapımcısı Tony Visconti’yi arayıp beş yeni şarkı yazdığını ve bunları kaydetmek için stüdyo ayarlamasını söylemezdi. Her şeye rağmen ölümünü de yaşamı gibi bir sanat eserine çevirmeyi başardı.

Oysa nasılda ölümsüz görünüyordu Bowie. Birden fazla kariyere yetecek kadar malzeme çıkarmıştı sanat hayatında, hem de hiç eskimemişti. Çünkü hep değişkendi Bowie. Londralı mı, Berlinli mi yoksa New Yorklu mu olduğu sorusuna kendi bile yanıt veremiyordu. Krautrock, glam, soul ya da caz, hepsi onun estetik anlayışında bir yer bulabiliyordu. “Buradan nereye gideceğimi bilmem ama emin olun sıkıcı bir yer değil,” diyerek bu yolculuklarını tarif etmişti bir keresinde.Devamı »

Dans etmek yasak, el çırpmak serbest

arian_band

Son dönemde hafif bir yakınlaşmadan bahsedilebilse de, İran yıllarca batı dünyası tarafından şer ekseninin bir bacağı olarak görüldü. Tabii olumsuz duyguları karşılıksız sayılmazdı. İslam devrimi sonrası İran, hem batı dünyasına hem de İsrail’e dostane denemeyecek sözlerle her fırsatta meydan okudu.

Oysa siyaseti bir kenara bırakacak olursak, madalyonun diğer yüzündekiler daha farklı oldu. Kadim kültürünün birikimi sayesinde İranlı film yönetmenleri, yazarlar, düşünürler batı dünyasında kucaklandılar. 2013 yılında ılımlı tavrıyla bilinen Hasan Ruhani’nin başkanlığa seçilmesi, İranlı sanatçıların ve entelektüellerinin hayatını kolaylaştırdı. Ama müzik ve müzisyenler için şartlar, batı, hatta Türkiye’yle bile karşılaştırınca heves kırıcı. Bir pop müzik topluluğunun albüm yayınlaması, bakanlık iznine bağlı olmaya devam ediyor.Devamı »

Beraber yürüyemeyiz biz bu yollarda

Türk siyasetçilerinin sanata ve müziğe ilgilerinin ziyadesiyle kısıtlı olduğu malum. Genelde seçimler yaklaşınca ortaya çıkan, berbat ses tesisatlarıyla berbat seçim şarkılarıyla sadece gürültü kirliliği yaratan minibüs-otobüsler, siyasi partilerin müzikle ilintilerini temsil eder ülkemizde. Çok sayıda besteci de, siyasi görüşlerine göre çeşitli partilere gönüllü olarak bestelerini bağışlar ve bizi eserlerine maruz bırakırlar. Bu noktada Türkiye’de geçmişin önemli ve sevilen bestelerinin kullanıldığı vaki değildir. Olabildiğince yeni yapıtlar tercih edilir.

Oysa başka ülkelerde politik müziğe dair alışkanlıklar bizden farklı. ABD’de “Baba Bush” olarak bilinen George H.W. Bush, 1988 seçimlerinde ironik şekilde seçim kampanyasında Woody Guthrie‘nin 1940 tarihli “This Land Is Your Land” adlı klasiğini kullanmıştı. Bill Clinton, 1992 seçim kampanyasınınm şarkısı olarak Fleetwood Mac’in “Don’t Stop” parçasını seçmişti. İlginç seçimlerden biri Barrack Obama’nın rakibi senatör McCain’in mesaj dolu ABBA başyapıtı “Take A Chance On Me” olmuştu. Springsteen’in demokratlara desteği zaten bilinir, Obama’ya iki parçasını, 2008’de “The Rising“i ve 2012’de “We Take Care of Our Own“u vermesi sürpriz değildi.Devamı »

İslami hip hop ya da tesettürlü rap ya da sadece müzik

Muneera Williams, tam bir hip hop müzisyeni. Güçlü ve tutkulu sesiyle ritmik konuşması duyulduğunda, dinleyiciler buna kolayca ikna oluyor. Williams, “Müzik sadece eğlence değil, dostluk, sevgi ve umudun da yayılmasına yardımcı olabilir” fikrinde. 34 yaşındaki Williams, şarkılarında da bu fikrini beyan ediyor.

Muneera Williams ve Sukina Owen-Douglas, birlikte “Poetic Pilgrimage” adlı hip hop grubunu kurduklarından beri hayran kitleleri hızla büyümekte. Her ikisi de İngiltere’de doğmuş olsalar da, aileleri Afrika kökenli Karayip göçmenleri. Onları ilgi odağı yapan özelliklerinden biri de 2005 yılında büyüdükleri şehir Bristol’den Londra’ya yüksek öğrenim için gittiklerinde İslam dinini tercih etmiş olmaları.Devamı »

Pop müziğin kırıldığı üç yıl

Modern dünyada müziğin evrimi ve bu konuda yapılan araştırmalara, Koltukname olarak zaman zaman göz atıyoruz. Kimi zaman oldukça şaşırtıcı çıkarımlarla da karşılaşıyoruz. Meşhur bilim cemiyeti Royal Society tarafından hazırlanan bir bilim dergisinde yayımlanan, ABD’deki müzik zevkinin evrimi konusundaki araştırmanın sonuçları da ziyadesiyle ilginç.

Londra Kraliçe Mary Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırma kapsamında, ABD müzik listelerinin ilk 100’üne girmiş tam 17.094 parça incelenmiş. Araştırma sonuçlarına göre 1960-2010 yılları arasında dinleyicilerin genelinde müzik zevki hafif bir biçimde ama sürekli olarak değişmiş. Kâh rock müzik kâh soul beğenilir olmuş. Ama büyük kırılımlar bu 50 yıl içinde üç kez yaşanmış.

Yapılan analize müziğin tınısındaki değişimler, kullanılan akor dizileri gibi özellikler incelenmiş ve parçalar müzik türlerine ve alt kategorilere göre sıralanmış. Ayrıca The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupların imajları, görünümleri ve tarzları da incelemeye dahil edilmiş.Devamı »

Apple tek, siz hepiniz

8 Haziran 2015 Pazartesi günü Apple’ın en üst yöneticisi Tim Cook, şirketinin yeni internet müzik hizmetini tanıtırken “müzikte yeni bir çığır” sözlerini kullandı. Apple için müziğin anlamı, düne kadar MP3 formatında şarkılar satmaktı. 2003 yılından beri iTunes ve iPod’lar, dev şirkete milyarlarca dolar kazandıran büyük bir gelir kapısı olmuştu.

İlk ortaya çıktığında bu devrim, herkese renkli ve sevimli bir dünya vaat ediyordu. Üstelik taşınabilir minik bir alet sayesinde müziğinizi cebinize koyup yollara düşebiliyordunuz. Minyatür boyutuna ve hafifliğine rağmen binlerce müzik parçasını depolayabiliyor, müzikleri yasal yollarla, yüksek kalitede ve makul fiyatlarla elde edebiliyordunuz. Ve ilginç olan, bu tedariği Warner, Sony ya da diğer müzik şirketleri değil, bir bilgisayar ve elektronik şirketi olan Apple aracılığıyla yapmanızdı.Devamı »

Eurovision: Kimin eli kimin cebinde?

Elnur Huseyinov

İster Türkiye’nin yüzünü artık batıya dönmekten vazgeçtiğine ister politik güç savaşlarına bağlayın, Eurovision şarkı yarışması son yıllarda Türkiye’de pek popüler değil. Oysa dünyanın ilgisi artmakta. Bu yıl, teamüllere aykırı gibi gelse de, Avustralya da yarışmaya dahil oldu.

Türkiye için, Sertap Erener’in, sesini, ecnebi lisanı ve popüler müziğin öğelerini ustaca kullandığı parçasıyla ve gurbetçi Türklerin telefon oylamasındaki yadsınamaz desteğini de alarak 2003 yılında kazandığı birincilik bir milat olmuştu. 2003’e kadar bir kez üçüncülük, bir kez de yedincilik gibi “şerefli mağlubiyetlerle” dolu mazimiz, hep, “Bize karşı birleşen haçlılar”, “Türkleri sevmeyen Avrupalılar”, “Birbirini kollayan komşular”, “Süregelen Kıbrıs ambargosu” gibi açıklamalarla rasyonelleştirilmişti.Devamı »

Pop ikonu olarak yaşamak ya da ölmek, işte bütün mesele bu

Popüler sanatçılar arasında efsane mertebesine çıkmak için erken ölmek kısa yollardan biri olarak görülebilir. Bu konuda 27 yaşında hayatını kaybedenlerin de özel bir yeri olduğu söylenegelir. Hatta “27’ler Kulübü” adıyla anıldıkları bile bilinir. Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jim Morrison, Kurt Cobain, Brian Jones gibi unutulmaz isimlerin üyesi olduğu kulübe son olarak, uzun zaman uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle ölüme meydan okuyan Amy Winehouse katılmıştı.

Bu 27 konusu, oldukça boş vakti olan bir takım istatistikçilerin de kafasını kurcalamış olsa gerek, oturup 1956-2007 yılları arasında İngiltere müzik listelerinde 1 numaraya yükselmiş bir albümü olan 1046 müzisyene ait bilgileri toplamışlar. Bu müzisyenlerin 71 adedi, yani %7’si hayatta değil. Ölümler ise 27 yaş etrafında toplanmıyor.Devamı »

Evlilik aşkı, formüller müziği öldürüyor mu?

David Gilmour ’75 yılının bir kış günü, arkadaşının kendisine ilettiği demoyu dinlediğinde “Bu kızda iş var,” demiş olsa gerek. Zira cebinden ödediği parayla o minik kızın düzgün birkaç kayıt yapmasını ve zamanın en büyük plak şirketlerinden EMI’a götürüp sözleşme yapmasını sağlamıştı. Gilmour’un yeteneği algılamakta mahir duyarlılığı sayesinde Kate Bush gizli bir elmas olmaktan kurtulmuştu.

Bugün işler artık pek böyle yürümüyor. Dijital devrim her şeyi olduğu kadar müzik endüstrisini de kökten değiştirdi. Eskiden plak şirketleri büyük hitler üretme potansiyeli olan müzisyen ya da grupları avlamak için işinin ehli uzmanlardan yardım alırdı. Grup ya da müzisyen bir büyük şarkı yazdığında, hemen mahir bir prodüktör devreye girer; o parçayı dillere pelesenk edecek şekilde düzenler; grubun ya da müzisyenin ve elbette şirketin çapına göre bir şehir, ülke ya da dünya turnesiyle desteklenirdi.Devamı »

Müzeyyen Senar’ın ardından: Benzemeyecek kimse sana

muzeyyensenarbbc

Muhtemelen biliyorsunuz, pek de hazzetmediği unvanıyla “Cumhuriyet Divası”nı kaybettik. Uzun, dopdolu hayatı boyunca neredeyse tüm Cumhuriyet tarihine tanıklık eden, görkemli sesiyle kurucusu dahil bir ülkeyi kendine hayran bırakan Müzeyyen Senar, artık yok. Koltukname olarak ardından bir kaç kelam etmememiz elde değil.

Senar’a benzemeye çalışan, ona öykünen ya da en basitinden bu büyük icracıyı kıskanıp kendine diva diyenler hep oldu. Ama o hep kendi kulvarında, farklı bir konumda olmayı başarmıştı. Ne bir neslin TRT radyolarından sadece sesiyle bildiği Samime Sanay, Serap Mutlu Akbulut, Mediha Şen Sancakoğlu gibi nadide solistleri; ne tüm sıradışılığına, değişkenliğine, şaşırtıcılığına rağmen sanat güneşi; ne popüler arabeskten de kaçmayan, magazin basınının gözdesi ve ülkenin belki de en afili şarkıcısı Bülent Ersoy onun durduğu yerdeydi. Eğer Syd Barrett gibi, ardından ağıt yakacak beceride bir grubu olsaydı, muhtemelen “Parılda çılgın elmas” misali bir şaheser de bugün onun için söyleniyor olabilirdi. Zira tıpkı Barrett gibi biraz sıradışı bir karakter, elmas gibi kıymetli nadir bulunur bir sanatçıydı.Devamı »

Perde kapanırken kulak kabartılanlar

Filmler; oyunculukları, senaryoları, sahneleri gibi müzikleriyle de hafızalarımızda yer edinirler. Bazılarında ise, o son sahnede çalan müzik, aklımızda kalan tek şey olur. Tüm filmin ruhunu taşıyan, darbesini vuran o son sahne, o unutulmaz parçayla mühürlenir. Bu gibi parçaları unutmak da o sahneden bağımsız düşünmek de imkânsızlaşır.

İşte size etle tırnak olmuş film sahneleri ve şarkılardan oluşan öznel bir liste:

Fight ClubPixies / “Where Is My Mind”

Fight Club, kuşkusuz tüm zamanların kült klasiklerinden biri. Chuck Palahniuk’ın aynı adlı kitabından senaryolaştırılmış bu David Fincher filmi, karakterleriyle, modern topluma vurduğu sert darbelerle, şaşırtıcı gerçekliğiyle tüm izleyenleri sarsmıştı.

Filmin son sahnesi ise, bize 80’lerin sonlarında kalmış, Kurt Cobain’in ilham kaynağı Pixies adlı grubu tekrar hatırlatmıştı. “Where Is My Mind” Fight Club sayesinde Pixies’in en bilinen parçası haline de gelmişti. O final ve Pixies parçası arasındaki kusursuz uyumu görmezden gelmek, dolayısıyla “Neymiş bu Pixies?” diye araştırmalara dalmamak elbette imkânsızdı.Devamı »

Bir Les Paul… bir Les Paul için krallığımı verirdim

Lester William Polsfuss, 2009 yılında hayatını kaybettiğinde, gitar dünyası yasa boğulmuştu. “Les Paul” adıyla bilinen Polsfuss sadece yetenekli bir caz gitaristi değil, bir enstrüman tasarımcısıydı da. Rock&roll herkesi kavrayan o müthiş, kıpır kıpır tınısına kavuştuysa, rock müziği ilerleyen yıllarda dünyayı etkisi altına aldıysa, Les Paul’un bunda payı küçümsenecek gibi değildi. Bu yüzden ünlü gitar üreticisi Gibson, 50’li yıllarda bu zatı muhteremi önce kendisine danışman seçmiş, sonra da Fender’in Telecaster ve Stratocaster’ıyla birlikte, tüm zamanların en unutulmaz gitar modellerinden biri olacak tasarımına onun adını vermişti.Devamı »

Hip hop ruhunu geri istiyor

Dünya, insanların yarattığı şiddete tarih boyu sahne oldu. Bununla birlikte, şiddet günümüzde belki de hiç olmadığı kadar yaygın ve kolay uygulanır hale geldi, hatta kendini gelişmiş ya da medeni tanımlayan toplumlarda bile sıradanlaştı.

Bunun son örneklerinden biri de kısa zaman önce ABD’nin Missouri eyaletinin Ferguson kasabasında yaşandı. Belki kendimizden başkalarına bakmaktan pek hoşlanmadığımızdan, belki şiddetin kanıksandığı bir coğrafyada olmamızdan, belki devlet şiddetini artık içselleştirdiğimizden, dünyanın öbür ucundaki olaylar basınımızda pek yer bulmadı, dolayısıyla gündemimize de giremedi. Oysa tarihindeki ilk siyahi devlet başkanına sahip ABD’de, silahsız siyahi bir gencin polis tarafından öldürülmesi ardından başlayan olaylar küçümsenecek gibi değildi.Devamı »

Geleceğin müziği ya da bir delinin şarkı defteri

L. Ronald Hubbard, 20. yüzyılın en ilgi çekici karakterlerinden biri. Eğer kendisini tanımıyorsanız, ABD’de 1993’te resmî bir din olarak tanınan “Scientology” tarikatının kurucusu olduğunu söylersek belki bir fikir vermiş oluruz.

Hubbard, 30’lu yıllarda dianetik alanında çalışmaya başlamıştı. Dianetik, ruhsal rehabilitasyona erişebilmek için geçmişin travmatik deneyimlerini ele almayı öngören ve psikoterapi öğelerine dayanan bir kişisel gelişim sistemiydi. Hubbard’ın çalışmaları, herkesi din değiştirmek için ikna etmese de, bu sistemin giderek bir inanç kimliğine bürünmesini sağladı. Özellikle de şöhretli insanların müritler arasına katılmasıyla sesini dünyaya duyurdu.Devamı »

40 yıllık akımda kesinti

Malcolm Young’ın, neredeyse yarım yüzyıl önce kardeşi Angus’la birlikte kurduğu AC/DC‘den ileri sağlık sorunları sebebiyle ayrıldı açıklandı. Açıklamada, 61 yaşındaki Young’ın hastalığının ne olduğu belirtilmemiş olsa da, şu anda gitar çalamayacak durumda olduğu ifade edildi.

Bu yılın ilk günlerinden itibaren, AC/DC’de bir şeylerin ters gittiği yolunda haberler gelmekteydi. Grubun solisti Brian Johnson, daha önce İngiliz basınına ekipten birinin can sıkıcı bir hastalığı olduğunu, ancak bunun duyulmasını istemediğini söylemişti.Devamı »

Gitar çalarak toplum hayatını öğrenmek

Rock müziğinin iyi amaçlara hizmet edebileceği ya da etmesi gerektiği konusunda U2 solisti Bono oldukça aktif çalışmıştı. Güney yarı küredeki fakir ülkelerin borçlarının silinmesi kampanyası, dünya politikacıları üzerinde bir baskı yaratmış ve kısmi sonuçlar elde etmiş olsa da, kalıcı bir etki oluşturduğunu söylemek olası değil. Bono gibi zengin ve meşhur değilseniz, müziğinizle ses getirecek, dünyaya faydalı işler çıkartmak kolay olmayabilir. Ama en azından bu müziğin köklerinde bulunan muhalif sesi kaybetmemek gerek.

Pete Seeger veya Woody Guthrie gibi egemenleri ve çarpıklıkları kıyasıya eleştiren müzisyenler, kendilerinden sonra kısmen politik tavır sergileyen Bob Dylan, Bruce Springsteen, The Clash, Dead Kennedys gibilerine de hem ilham vermiş hem de bir temel oluşturmuştu. Billy Bragg de, doğu Londra’dan 80’lerde çıkıp bu isimler arasına girmiş müzisyenlerden biriydi.

Bragg, Clash solisti Joe Strummer’ın 2002 yılındaki ölümü sonrasında, sayısız kez Strummer anma törenlerine davet edilmiş ve kendisinden Clash şarkıları çalması istenmiş. Bragg, müzikal olarak sıkıcı bu talebi genelde nazikçe geri çevirmiş ama Strummer’ın ruhunu ihya etmek için ne yapabileceğine kafa yormaya başlamış. Çok geçmeden bir tesadüf sonucu ne yapacağını bulmuş. Oturduğu mahalleden komşusu bir cezaevi çalışanı, Bragg’e kullanmadığı fazla bir gitarı olup olmadığını sormuş. Bazı mahkûmların hücrelerinde gitar çalmayı öğrenmeye çalıştıklarını ama tek bir gitarları olduğu için sorun çıktığını öğrenmiş.Devamı »

Yetim Ülke’den bir barış çığlığı

Gazze’de olup bitenler, dünyanın nasıl bir cehenneme dönüştüğünü bir kez daha gösterdi. Masum insanlar, siviller, çocuklar, tüm dünyanın gözleri önünde öldürüldü, binlerce insanın yaşam alanı yok edildi, hayat şartları kabul edilmez seviyeye indirildi. Bütün bunlar, İsrail devletinin iradesi ve dünyanın icazetiyle gerçekleşti. İsrail, yarattığı ve sürdürdüğü şiddet dalgasıyla elde etmek istediği sonucu aldı mı bilinmez; ama antisemitizmi körüklediği apaçık ortada.

Oysa İsrail devletinin şiddet politikasına İsrail’de de tavizsizce karşı çıkanların sayısı az değil. İsrail’den çıkan önemli heavy metal gruplarından “Orphaned Land”de, yıllardır sürdürdüğü barış yanlısı tavrıyla muhalifler arasındaki yerini aldı.

“Oprphaned Land”, progresif metal tarzında müzik yapmakta ve doğulu bir tınıya sahip olmasına sebep olan yerel enstrümanlardan da bolca faydalanmakta. Son albümleri All Is One‘ın kapağında da üç semavi dinin sembollerini bir araya toplanmış. Grubun hem şarkı sözlerinde hem de sanat tasarımlarında barış, bir arada yaşam ve insanlık kavramları ana temayı oluşturmakta.Devamı »

Bir fotoğrafla başladı her şey

Sanatçı her şeyden etkilenir, her şey sanatçıya ilham verir. Bir kitap okuyup resim yapanlar, resme bakıp şarkı yazanlar, fotoğraftan ilham alıp şiir yazanlar az olmasa gerek. The New Yorker dergisi, bir fotoğraftan etkilenip şarkı yazan müzisyenlere ait bir liste yayımlamış. Bu listeden en ilginç bulduklarımızı aşağıda okuyabilirsiniz:

1) Crosby, Stills, Nash & Young / “Teach Your Children”

Fotoğraf meraklısı Graham Nash, bir öğleden sonra Santa Clara’daki bir sanat galerisinde sergilenen portreye takılıp kalmıştı. Portre, II. Dünya Savaşı sırasında silah üretcisi olan Alman Arnold Krupp’a aitti. Krupp, muhtemelen sayısız insanın ölümüne yol açmış silahları üretmişti. Nash, bir başka ikonik fotoğrafı, Diane Arbus tarafından çekilmiş “Oyuncak elbombalı çocuk” fotoğrafını hatırlayıp savaş ve çocuklarla ilgili düşüncelere daldı.Devamı »