Ülkeden ülkeye değişen güzellik anlayışı

oncevesonra

Amerikalı gazeteci Esther Honig, makyajsız bir fotoğrafını dünyanın çeşitli ülkelerindeki Photoshop’çulara göndererek “Beni güzelleştirin,” diyor. Amacı, güzellik anlayışının ülkeden ülkeye nasıl değiştiğini görmek.

Before & After (Önce ve Sonra) adını verdiği proje aslında geçtiğimiz yıl ortaya çıkmıştı. Yine de güncelliği koruyan bir mevzu olduğunu düşündüğümüzden sizlerle paylaşmak istedik. Fotoğrafların birçoğu insana güzel olduğu kadar komik de gelebiliyor. Zaten tüm mesele de birinin güzelinin diğerinin palyaçosu sayılabilmesi değil mi…

Sizce en güzel ya da en çirkini hangisi? Yorumlarınızı bekliyoruz. (Bigumigu aracılığıyla.)Devamı »

Reklamlar

Haftanın Eğlencesi: Enstantane buluşmalar

Amerikalı sanat yönetmeni Stephen McMennamy, basit arka planlar buluyor, iki tane ayrı fotoğraf çekiyor, sonra bu fotoğrafları stratejik bir biçimde birleştiriyor. Kesinlikle Photoshop kullanmadan yapılan çalışmanın sonucu, insanın algısını allak bullak eden buluşmalar. McMennamy sürecini şöyle anlatıyor:

Sadece etrafa bakıp ilginç bir şekilde uyum sağlayabilecek ya da birleştikten sonra hoş bir tezat yaratabilecek şeyler arayıp bulmakla alakalı. Sürece gelince, sadece bir şeyler bulup en temiz açıdan fotoğraf çekmeye çalışıyorum.

Basit ama yaratıcı. Biz en çok dondurma üstünde kayaktan hoşlandık, sizin de beğendiklerinizi yorumlara bekliyoruz. İlgilenenler için McMennamy’nin Tumblr’ı burada, Instagram’ı ise burada. (Bored Panda aracılığıyla.)

funny-photo-mashup-combo-stephen-mcmennamy-1Devamı »

MoMA koleksiyonuna yüzlerce August Sander fotoğrafı kattı

Otoportre, 1925.
Otoportre, 1925.

New York’taki Modern Sanat Müzesi, MoMA, Alman portre ve belgesel fotoğrafçısı August Sander’in 619 fotoğrafını satın aldı. Fotoğraflar, Sander’in büyük projesi, “20. Yüzyılın İnsanları” kapsamında yer alıyor.

Sander, 60 yıl boyunca çeşit çeşit meslekten, yerden, sınıftan insanları fotoğrafladı. Neredeyse insanlığın bir fotoğraf arşivini çıkarmak istiyordu. Bu çalışmasını kendi ülkesi Almanya’da yürüttüyse de amacı ve nihayetinde ortaya çıkan sonuç, evrenseldi. John Berger‘ın “The Suit and the Photograph” (Takım Elbise ve Fotoğraf) adlı denemesinden alıntılamak gerekirse:

Tam amacı, 1876’da doğduğu Cologne yöresinde her türden, sosyal sınıftan, alt sınıftan, işten, meslekten, ayrıcalıktan gelenleri temsil edecek arketipler bulmaktı. Toplamda 600 portre çekmeyi umuyordu. Projesi, Hitler’in III. Reich’ı yüzünden yarım kaldı.

Sosyalist ve Nazi karşıtı olan oğlu Erich, toplama kapmında öldü. Babası arşivlerini kırsal bölgede gizledi. Bugün geride kalan şey, olağanüstü bir sosyal ve insani belge. Bugüne kadar hemşerilerinin fotoğraflarını çeken hiç kimse bu derece şeffaf bir belgesel oluşturamadı.

Denemenin adı, Sander’in en meşhur fotoğraflarından biri olan “Genç Çiftçiler”den geliyor. Bir köy dansına gitmekte olan üç delikanlının fotoğrafında Berger, işleri gereği fiziken hareketli olan, dolayısıyla da rahat giyinmeleri beklenen çiftçilerin üstlerinde neden takım elbiseler olduğunu irdeliyor. Yazı, Berger’ın Understanding a Photograph adlı kitabında. Söz konusu fotoğrafı ve “20. Yüzyılın İnsanları”ndan sevdiğimiz birtakım diğer fotoğrafları aşağıda görebiliriniz. (The New York Times aracılığıyla.)Devamı »

Falda gecekondu çıktı

Adalet
Adalet

“Ghetto Tarot” (Gecekondu Mahallesi Tarotu), belgesel fotoğrafçı Alice Smeets ile Atis Rezistans adındaki bir grup Haitili sanatçının ortak projesi. Proje, 78 kartlık tarot destesini alıp her bir kartı fotoğraflarla yeniden oluşturmayı amaçlıyor: adından da anlaşılabileceği gibi, gecekondu mahallesinde çekilen fotoğraflarla…

Smeets projeyi şöyle açıklıyor:

Ghetto Tarot projesinin temelinde olumsuzu eğlenerek olumluya dönüştürme arzusu yatıyor. “Atiz Rezistans” adlı sanatçı grubu, çöpleri kullanarak kendi bakışlarını yansıtan sanat eserleri yaratıyor ve bu eserler atıkların arasında gizlenmiş buldukları güzelliği yansıtıyor. “Gecekondu” kelimesini kendi istedikleri anlamda kullanıyor, böylece aşağılayıcı imasından kurtularak özgürleşiyor ve onu güzel bir şeye dönüştürüyorlar.

Smeets çekimler sırasında yaşanan tuhaflıklardan da bahsediyor:Devamı »

7 günlük çöplerinin içinde yatan insanlar

Çevreyi korumak adına elektrik, su vb. tüketimimizi azaltmak gerektiğinden bahsediyoruz hep ama peki ya çöplerimiz? Bir gün, bir hafta ya da bir ay içinde ne kadar çok şeyi çöpe attığınızı bir düşünün — ne kadar çok atık ürettiğinizi tahmin edebiliyor musunuz?

Amerikalı fotoğrafçı Gregg Segal, bu soruna dikkat çekmek için “7 Days of Garbage” (7 günlük çöp) adlı bir projeye başlamış. İnsanları bir hafta içinde ürettikleri çöplerin içinde yatarken fotoğraflayan Segal, etkileyici olduğu kadar da rahatsız edici görüntüler koyuyor ortaya. “Bu elbette insanları hayatlarındaki fazlalıklarla yüzlştirmeye yönelik bir proje. Ümidim, ürettikleri çöplerin büyük bir kısmının gereksiz olduğunu fark etmeleri,” diyor sanatçı Slate’e.

O zaman hep birlikte düşünelim: Bir hafta içinde evimizden ne kadar çöp çıkıyor? (Bored Panda aracılığıyla.)

7-days-of-garbage-environmental-photography-gregg-segal-2Devamı »

Yüzümün orta yeri

Fotoğrafçı Eray Eren, “Asimetri” adlı çalışmasında, insan yüzünün, evet, bildiniz, asimetrikliğini olmadığını ortaya çıkarıyor. Eren, önden çekilmiş portrelerde yüzü ortadan bölüp sağ ve sol tarafın ayna görüntüsüyle birleştiriyor ve ortaya kimi zamanlar son derece normal kimi zamanlar hafif bir tuhaflık varmış gibi kimi zamanlarsa hepten imkânsız görünen yüzler çıkıyor. Tabii insan hemen kendinin böyle bir çalışmada nasıl görüneceğini merak ediyor.

“Asimetri”, aşağıda. Sanatçının diğer işleri için Tumblr sitesini ziyaret edebilirsiniz. (Onedio aracılığıyla.)

52fef5ca391b86276200002aDevamı »

Bir fotoğrafla başladı her şey

Sanatçı her şeyden etkilenir, her şey sanatçıya ilham verir. Bir kitap okuyup resim yapanlar, resme bakıp şarkı yazanlar, fotoğraftan ilham alıp şiir yazanlar az olmasa gerek. The New Yorker dergisi, bir fotoğraftan etkilenip şarkı yazan müzisyenlere ait bir liste yayımlamış. Bu listeden en ilginç bulduklarımızı aşağıda okuyabilirsiniz:

1) Crosby, Stills, Nash & Young / “Teach Your Children”

Fotoğraf meraklısı Graham Nash, bir öğleden sonra Santa Clara’daki bir sanat galerisinde sergilenen portreye takılıp kalmıştı. Portre, II. Dünya Savaşı sırasında silah üretcisi olan Alman Arnold Krupp’a aitti. Krupp, muhtemelen sayısız insanın ölümüne yol açmış silahları üretmişti. Nash, bir başka ikonik fotoğrafı, Diane Arbus tarafından çekilmiş “Oyuncak elbombalı çocuk” fotoğrafını hatırlayıp savaş ve çocuklarla ilgili düşüncelere daldı.Devamı »

Memurlar ve bürokrasi

Bürokrasiyle son derece içli dışlı olmamızı gerektiren bir ülkede yaşıyoruz. İnsanlar sıra beklerken bilgisayarda oyun oynayan memurlar, yukarıdan aşağı gönderildikten sonra aşğıdan yukarı gönderilmeler, “bugün git yarın gel”ler… Hastanelerden emniyetlere, nüfus müdürlüklerinden muhtarlara, bürokrasinin nasıl bir şaka olabileceğine gereğinden fazla aşinayız.

Devlet daireleri bürokrasinin kapısıysa, memurlar da vücut bulmuş halidir. Şimdi, Hollandalı tarihçi ve belgesel fotoğrafçı Jan Banning sayesinde, bürokrasinin bu baş temsilcilerinin dünyanın diğer ülkelerindeki hallerini görebiliyoruz. Paylaşması bizden, yorumlar ve sosyolojik çıkarımlar sizden. (Brain Pickings aracılığıyla.)

Bolivya, polis, 2005
Bolivya, polis, 2005

Devamı »

Meşhur yapılara uzaklardan bakmak

Seyahatin en önemli öğelerinden biri de fotoğraftır. Kimi meşhur yapılar öyle çok fotoğraflanmışlardır ki, gerçeklerini görmek insanda bir fotoğrafa bakıyormuş izlenimi uyandırır.

İnternette “Giza piramitleri” ya da “Tac Mahal” gibi bir arama yaparsanız, çoğu tarihi yapının da benzer açılardan fotoğraflandığını görebilirsiniz. Bunun sebeplerinden biri, en güzel fotoğrafın tek bir açıdan çıkması olabilir belki. Fakat göz ardı edilen bir başka gerekçe daha var: şehirleşme. Yüzyıllar, bin yıllar önce inşa edilen bu yapılar zamanla şehirle çepeçevrelendiler; kimi durumlarda şehir tarafından yutuldular. Meşhur yapılara uzaklardan bakarak bu anıtların manzaranın bütünü içinde nasıl durduklarını ortaya koyan aşağıdaki çalışmayı işte bu yüzden çok sevdik.

Özellikle Branderburg Kapısı’nın çok ilginç durduğu kanaatindeyiz. Sizin de konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyoruz. (This Isn’t Happiness üzerinden Huh. aracılığıyla.)

Tac Mahal
Tac Mahal

Devamı »

Biricik kar tanecikleri

snow4Her kar taneciğinin özel, hepsinin birbirinden farklı olduğu öğretilir bize. Kuşkusuz bir bildikleri vardır da konuşuyorlardır, diye düşünürüz ama kanıt olarak yılbaşına özgü hediye paketlerinden fazlasını da görmemişizdir.

İşte Rus fotoğrafçı Alexey Kljatov, bize bu kanıtı sunuyor.

Kljatov, kendi balkonunda kurduğu düzenekle kar tanelerini fotoğraflıyor. Evet, kar tanecikleri gerçekten biricikmiş, diyebiliyoruz. En ilginci ise, yukarıda bahsi geçen hediye paketi formatının dışına çıkan, silindir, vb. şekillerdeki taneler.

Cam bir sehpa, plastik şişeyle lensi uzatılmış bir fotoğraf makinesi ve yün bir kazak içeren düzeneğin fotoğraflı anlatımına buradan ulaşabilirsiniz (hatta isterseniz siz de kendinize böyle bir düzenek kurabilirsiniz!) Sanatçının bütün fotoğrafları ise burada. Bizlereyse yalnızca kara bir kez daha hayran kalmak düşüyor… (The Atlantic aracılığıyla.)Devamı »

Bir an için bile olsa

Mimi Foundation Gives Cancer Patients Atrocious Makeovers É On Purpose

 

2004 yılında Belçika’da kurulan Mimi Vakfı, muhteşem bir projeye imza atmış.

Vakıf, 20 kanser hastasını sürpriz bir saç-makyaj yapımı için fotoğraf stüdyosuna çağırıyor ve onlardan, ekibin çalışma süresi boyunca gözlerini kapalı tutmalarını rica ediyor. Bu süre zarfında da tabiri caizse fotoğraf objelerine yapmadıklarını bırakmıyor. Tek taraflı camların önüne oturtulan hastaların, gözlerini açıp da kostümlerini görünce verdikleri tepkiler fotoğraflanıyor.

Amaç, bir an için bile olsa hastalıklarını unutmalarını sağlamak. 

If only for a second adlı projenin fotoğrafçısı, İrlandalı sanatçı Vincent Dixon. Projenin sürecini anlatan video ile ortaya çıkan fotoğraflar aşağıda. Özel, sınırlı baskı kitabı almak için Mimi Vakfı’na e-posta atmanız yeterli. Ayrıntılı bilgiler burada. (TIME aracılığıyla.)Devamı »

Taş olursun taş

ku-xlarge

“Dokunma, taş olursun” tehditlerinin gerçekleştiği yer: Tanzanya.

Tanzanya’daki Natron Gölü civarında ölen hayvanların bedeni taşa benzer bir görünüm alıyor. Sebebi, gölün pH ölçüsünün istikrarlı bir şekilde 9 ile 10,5 arasında kalması — bu aşırı bazlılık, hayvanların sonsuza dek bir heykel misali korunmasına yol açıyor. Bilimsel olmasına bilimsel bir fenomen belki ama gerçeklerin insana gerçeküstü geldiği anlardan da biri.

Nick Brandt, gölün kıyısında bulduğu, bu şekilde “taş kesmiş” hayvanları gölün üstüne yerleştirip fotoğraflayarak tüyler ürpertici bir çalışmaya imza atmış. Fazla yoruma gerek yok, diyerek sözü Brandt’e bırakıyoruz. (Gizmodo aracılığıyla.)Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Çeşitli sanat eserlerine bürünen Julianne Moore

Büyüklü küçüklü çeşit çeşit rolünden tanıdığımız ve sevdiğimiz Julianne Moore, 2008 yılında Harper’s Bazaar dergisine verdiği bir söyleşiyi takip eden fotoğraf albümünde, ünlü sanatçıların tabloları (ve bir durumda heykeli) olarak poz vermiş. İnternet bu ya, fotoğraflar geçen yıl Tumblr’da yeniden ortaya çıktıktan sonra, bu yıl da bizim dikkatimizi çekti.

Meşhur moda fotoğrafçısı Peter Lindbergh imzalı çalışma, hem mizansen hem de Moore’un pozlarına kattığı duygu itibariyle sanat eserlerini çok güzel yansıtıyor. Bu etkileyici uyarlamayı aşağıda görebilirsiniz. Hepsini öyle beğendik ki, aralarından en sevdiğimizi seçemiyoruz. Ya siz? (Flavorwire aracılığıyla.)

14 Yaşındaki Küçük Dansçı / Edgar Degas
14 Yaşındaki Küçük Dansçı / Edgar Degas

Devamı »

Okyanusun derinliklerindeki balinalar

Fotoğrafçı Bryant Austin, portre çalışmalarından hoşlanıyor. Ama insanların değil, suyun altına dalıp balinaların portrelerini çekiyor Austin. Bu devasa yaratıkları ya bütünüyle fotoğraflayan ya da gözleriyle suratlarındaki ayrıntılara odaklanan Austin gerçekten büyüleyici ve tüyler ürpertici bir çalışmaya imza atmış. Biz projeyle io9’da karşılaştık; Auistin’in daha da fazla fotoğrafını görmek isteyenler Beautiful Whale (Güzel Balina) adlı kitabına göz atabilir.

original

Devamı »

Sevgililerin uykusu

01

Avusturyalı fotoğrafçı Paul Schneggenburger, üniversitede mezuniyet projesi olarak başladığı, “Der Liebenden Schlaf” (Sevgililerin Uykusu) adlı projede, sevgililerin bir gece boyunca nasıl uyuduğunu fotoğraflıyor. Projeye katılmak isteyen çiftlerin, Schneggenburger’in Viyana’daki evinde kurduğu beyaz duvarlı, siyah yataklı özel stüdyoda uyuması (ve elbette Viyana’da bulunması) yeterli. Meraklısı için başvurular buradan.

Projeyi, Schneggenburger’in kendi ağzından dinleyelim:

Sevgililer uyurken ne yapar? Yalnızca yan yana ama aslında tek başına mı uyurlar yoksa belirli yerleri ve duyguları paylaşırlar mı? Sevgililerin gece dansı mıdır uyku, belki de bilinçsizce gösterilen bir nevi şefkat; yoksa birbirlerine sırtlarını mı dönerler? Sevgililer birbirleriyle, kendileriyle bir araya gelirler mi?

“Sevgililerin Uykusu” 2010’da, Vienna Uygulamalı Sanatlar Üniversitesi’nde mezuniyet projem olarak doğdu ve o zamandan bu yana devam eden bir çalışmaya dönüştü.

Sevgili fotoğraflarının her biri, tek bir uzun pozdan oluşuyor. Poz süresi altı saat, geceyarısından sabah altıya kadar. Yataklı oda benim stüdyo dairemde bulunuyor; ben hiçbir zaman odada bulunmuyorum. Yalnızca mumları yakıyor, sahneyi hazırlıyorum.

İşte sevgililerin uykusundan kareler. (Pek Güzel Şeyler aracılığıyla.)Devamı »

İçinde bir keklik eksik olan çantalar

İtalyan tasarımcı Francesco Mugnai‘nin popüler bloğunda paylaştığı, “Çantanızda ne var?” projesi, dünyanın dört bir yanından kırk çantayı bir araya getiriyor. Sahiplerinin, çantaların içindekileri saçıp fotoğrafladığı proje belki de meraklı ve röntgenci ruhumuza hitap ettiği için bu kadar ilgi çekici.

Çantalarda en sık rastlanan nesne herhalde fotoğraf makinesi. Bunu, ister telefon olsun ister bilgisayar, bir Apple ürünü izliyor. Açıkçası kitap sayısının eksikliği bizi hayal kırıklığına uğrattı ama bu kadarına bile şükretmek gerekiyor herhalde. (Hikmet Hükümenoğlu aracılığıyla.)

bags1-620x520Devamı »

“Tut kolumdan, çek götür beni”

iTBs0eu-600x600

Rus fotoğrafçı Murad Osmann‘ın Follow Me (Beni İzle) adlı projesi son günlerde internette epey ses getirdi. Osmann’ın  kız arkadaşıyla birlikte çektiği fotoğrafların hepsinin konusu aynı: Bize arkası dönük olan kız arkadaşı, yalnızca kolunu gördüğümüz Osmann’ın elinden tutmuş, onu bir yerlere çekiştiriyor. Bu “bir yerler”, Londra’dan Singapur’a, Barselona’dan Disneyland’e, değişiyor.

Osmann, projenin başlangıcını Huffington Post’a şöyle açıklıyor:

İlk fotoğrafı Barselona’da tatildeyken çektim. Kız arkadaşım her şeyi fotoğraflamama biraz gıcık olmuştu, o yüzden elimi tutup beni çekiştirdi. Tabii bu, beni çekiştirirken fotoğraf çekmeme engel olmadı.

Aşağıdaki fotoğrafların yanı sıra, Osmann’ın Instagram hesabında bu şekilde yüzlerce fotoğraf bulunuyor. Kız arkadaşı Natali Zakharova’nın yüzünü merak edenleriyse buraya buyurabilirler. (Hikmet Hükümenoğlu üstünden Exposure Guide aracılığıyla.)Devamı »

Sundance portreleri

Amanda Seyfried, Lovelace'te.
Amanda Seyfried; Lovelace’te.

Yılın izlenilesi filmlerinin ilk işareti sayılabilecek olan bir Sundance Film Festivali daha geride bıraktık… Bağımsız filmlerin yarıştığı festivalde, FruitvaleBlood BrotherThe Spectacular Now ve In a World… gibi filmler ödülü kaptı (tüm listeyi buradan görebilirsiniz).

Sundance’te neredeyse filmlerden çok ilgi gören bir oluşum söz konusu: Portreler. Film ekiplerinin hem topluca hem tek tek çektirdiği bu fotoğraflar, Park City, Utah’nın soğuğundan korunmak adına giydikleri kot ve kazaklarla, diğer tüm ödül törenleri, galalardaki ışıltılı takım ve tuvaletlerden çok daha farklı bir görüntü oluşturan yıldızlarıyla dikkat çekiyor. Farklı fotoğrafçılar farklı gazeteler için çalıştıklarından birden fazla portre oturumları mevcut fakat 2013’te bizim en çok hoşumuza giden Victoria Will‘in The Guardian için yaptığı çalışma oldu. Fotoğrafların tamamını yazının devamında görebilirsiniz. (Bant Mag aracılığıyla.)Devamı »