Yüzümün orta yeri

Fotoğrafçı Eray Eren, “Asimetri” adlı çalışmasında, insan yüzünün, evet, bildiniz, asimetrikliğini olmadığını ortaya çıkarıyor. Eren, önden çekilmiş portrelerde yüzü ortadan bölüp sağ ve sol tarafın ayna görüntüsüyle birleştiriyor ve ortaya kimi zamanlar son derece normal kimi zamanlar hafif bir tuhaflık varmış gibi kimi zamanlarsa hepten imkânsız görünen yüzler çıkıyor. Tabii insan hemen kendinin böyle bir çalışmada nasıl görüneceğini merak ediyor.

“Asimetri”, aşağıda. Sanatçının diğer işleri için Tumblr sitesini ziyaret edebilirsiniz. (Onedio aracılığıyla.)

52fef5ca391b86276200002aDevamı »

Burçlar ve yazarlar: Akrep

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Akrep “İdeal”i Sever

Akrep derin suların gamlı yolcusudur. Hep daha derine inmeye çalışır, indikçe iner, inmenin sonu yoktur, çıkmaya çalışır, o zaman tehlikeli olur. Akrep’in kuyruğu vardır, derinlerde kuyruk uyur, sakin durur, yüzeye yaklaşınca harekete geçer. Yüzey Akrep için tehlikelerle dolu bir yerdir, Akrep’in kuyruğu da yüzeydekiler için tehlike arz eder. Astrolojinin en doğru mitolojilerinden biri Akrep’in soktuğudur. Akrep sokar! Kötü niyetinden değil, iyi niyetinden de değil, yapısı gereği. Akrep kendini tehlikede hisseder, savunmaya geçer, savunması saldırıdır, bir tür savaş! Ancak Akrep bu konuda dürüstlükten yanadır. Ezra Pound’un sorunu savaşın kendisiyle değildi, modern savaşın koşullarıylaydı, modern savaşın kimseye doğru insanı öldürme şansı tanımadığından yakınıyordu. Yani öldürmeye değil, yanlış insanı öldürmeye karşıydı.

Akrep zaten toplu yapılan şeyleri de pek sevmez, tekil işlerin insanıdır, keşiş ruhludur. İnzivaya çekildiği yer ise kendi düş dünyasıdır. En azından John Keats bu fikirdeydi. Bir Akrep’in düş dünyasında ise geçmişin derin ve engin izleri vardır. Dostoyevski okulda hepimize birçok şey öğretildiğini ama gerçek eğitimin belki de çocukluğa ilişkin güzel ve kutsal bir anıdan öte bir şey olmadığını söylerdi. Aynı Dostoyevski, insanlığa olan sevgisi arttıkça insanlardan uzaklaştığını da söylerdi. Bu da tam Akrep’lik bir şeydi, idealleri gerçeklerden çok sevmek. Ama zaten Schiller de tüm dünyanın tanrının bir fikri olduğuna hükmetmişti.Devamı »

Terk edilmiş bir akıl hastanesinde peydahlanan gölgeler

lead_large

Brezilyalı sanatçı Herbert Baglione‘nin “1000 Gölge” adlı çalışması kapsamında, İtalya, Parma’daki terk edilmiş bir akıl hastanesinde hayaletler peydahlanmış bulunuyor. Sandalyelerin, masaların ayaklarından çıkarak yerlere, duvarlara uzayan gölgeler, ıssız binanın eski sakinlerinden arta kalan ruhları andırıyor.

Aklımıza da ister istemez American Horror Story‘nin ikinci sezonu, “Asylum” geliyor.

Terk edilmiş akıl hastanesinin gölgeleri aşağıda. Baglione’nin diğer çalışmaları için Facebook sayfasını ziyaret edebilirsiniz. (City Lab aracılığıyla.)Devamı »

Lovecraft’ten “garip” öyküler yazmak isteyenler için 5 kural

H. P. Lovecraft
Michael Daye çalışması. Daha fazla bilgi için resmin üstüne tıklayınız.

Korku edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan H.P. Lovecraft, kendi eserlerini tanımlamak için, 19. yüzyılda kullanılmaya başlanan “garip kurgu” terimini tercih ediyordu. Lovecraft, korku öykülerinin yanı sıra, korku edebiyatı ve garip kurgu üzerine de denemeler vermiş bir yazar. Merak edenler bunların iki örneğine, 1927 tarihli “Supernatural Horror in Literature” (Edebiyatta doğaüstü korku) ile 1937 tarihli “Notes on Writing Weird Fiction”a (Garip kurgu yazmak üzerine notlar) göz atabilir.

Bu ikinci denemede, Lovecraft garip kurgunun “özel, belki de dar” bir alan olduğunu söylüyor, “korku ile bilinmeyen ya da garip olan arasında her zaman bir bağ bulunan” ve “insanın en derin, en güçlü hissi olan korku öğesini sık sık vurgulayan” bir alan. Ama Lovecraft’in kendini bu alanda “naçiz bir amatör” olarak tanımlaması, korku ya da garip kurgu yazarı adaylarının gözünü korkutmasın; zira üstat, öyküleri yakından incelendiğinde ortaya çıktığı söylenebilecek şu beş kuralla, garip kurgu yazmak isteyenlere yol gösteriyor.Devamı »

Gitar çalarak toplum hayatını öğrenmek

Rock müziğinin iyi amaçlara hizmet edebileceği ya da etmesi gerektiği konusunda U2 solisti Bono oldukça aktif çalışmıştı. Güney yarı küredeki fakir ülkelerin borçlarının silinmesi kampanyası, dünya politikacıları üzerinde bir baskı yaratmış ve kısmi sonuçlar elde etmiş olsa da, kalıcı bir etki oluşturduğunu söylemek olası değil. Bono gibi zengin ve meşhur değilseniz, müziğinizle ses getirecek, dünyaya faydalı işler çıkartmak kolay olmayabilir. Ama en azından bu müziğin köklerinde bulunan muhalif sesi kaybetmemek gerek.

Pete Seeger veya Woody Guthrie gibi egemenleri ve çarpıklıkları kıyasıya eleştiren müzisyenler, kendilerinden sonra kısmen politik tavır sergileyen Bob Dylan, Bruce Springsteen, The Clash, Dead Kennedys gibilerine de hem ilham vermiş hem de bir temel oluşturmuştu. Billy Bragg de, doğu Londra’dan 80’lerde çıkıp bu isimler arasına girmiş müzisyenlerden biriydi.

Bragg, Clash solisti Joe Strummer’ın 2002 yılındaki ölümü sonrasında, sayısız kez Strummer anma törenlerine davet edilmiş ve kendisinden Clash şarkıları çalması istenmiş. Bragg, müzikal olarak sıkıcı bu talebi genelde nazikçe geri çevirmiş ama Strummer’ın ruhunu ihya etmek için ne yapabileceğine kafa yormaya başlamış. Çok geçmeden bir tesadüf sonucu ne yapacağını bulmuş. Oturduğu mahalleden komşusu bir cezaevi çalışanı, Bragg’e kullanmadığı fazla bir gitarı olup olmadığını sormuş. Bazı mahkûmların hücrelerinde gitar çalmayı öğrenmeye çalıştıklarını ama tek bir gitarları olduğu için sorun çıktığını öğrenmiş.Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Terazi

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Terazi’nin Hüznü

Scott Fitzgerald eylemin karakter olduğunu söylemişti ama bu, durumu tam açıklamaz. Böyle söylenince kararlı bir şeyden söz ettiği sanılıyor. Oysa Terazi’nin eylemi salınmadır, yani eylem değil, harekettir. T.S. Eliot biraz daha geniş açıklamaya çalışmıştı: “İnsan olduğumuza göre yaptığımız her şey ya iyi olacaktır ya da kötü. Bu durumda ister iyi şeyler yapalım ister kötü, insanız işte; hem kötü de olsa bir şeyler yapmak hiçbir şey yapmamaktan iyidir, böylece hiç değilse var oluruz.” Ama bu da fazla karmaşıktır. Aslında şunu söylemek istiyordu: Terazi’yiz işte, durduğumuz yerde duramayız.

Terazi durmaktan nefret eder, durmak ona huzura ermeyi değil ölümü çağrıştırır, ölüm ise en baş edemeyeceği şeydir. Graham Greene maneviyatın, merakın kaybolmasıyla gelişen hüzünlü bir bilgelik olduğunu bu yüzden idda etmiştir. Terazi, merakını yitirince hüzünlenir. Hüzünlü bir burçtur zaten, Jacques A. Bertrand’ın yazdığı burç kitabı da bu adı taşır: Terazi’nin Hüznü ve Diğer Burçlar. Düzeltiyorum, Terazi’nin Hüzünlü Salınması ve Diğer Burçlar. Terazi’yi hep düzeltmek gerekir çünkü kendi hakkında sık sık yanılır. Kendini samimiyetle Don Kişot sanan bir yeldeğirmenidir. Cervantes bir Terazi olduğu için yeldeğirmenlerini değil, Don Kişot’u başkişi seçmişti. Devamı »

2013’ün en iyi 50 kitap kapağı

Design Observer’ın her yıl yaptığı 50 Books/50 Covers (50 Kitap/50 Kapak) yarışmasının 2013 sonuçları açıklandı. Her yıl yapılan yarışma, son iki yıldır her dilden yayımlanmış kitaplara açık. Seçilen kapakların arasında, geçen yıl da olduğu gibiGeray Gencer‘in bir çalışması (İyi Hisset, Patrick Holford, Çev. Elif Ayla, Doğan Kitap), ayrıca Utku Lomlu‘nun Berlin-Aleksander Meydanı (Alfred Döblin, Çev. Ahmet Arpad, Everest Yayınları) için yaptığı kapak da bulunmakta.

Berlin-Aleksander Meydanı‘nın kapağını her zaman çok beğenmiştik. Ayrıca seçilenler arasında üstünde kitap adı yazmayan iki tane kapağın bulunması gerçekten çok ilginç. Biri, J.M Geever’ın Black Cat (Kara Kedi) kitabı. Diğeri ise gördüğümüz anda vurulduğumuz bir kitap, Orwell’in 1984‘ü. Penguin Books, yanılmıyorsak Orwell’in 110. doğum yıldönümü için hazırlatmıştı bu özel kapağı.

Yine de genel olarak 2012’de daha başarılı kapaklar var gibiydi. Sizin düşüncelerinizi de yorumlara bekliyoruz.

22-4967-NineteenEighty-FDevamı »

Yetim Ülke’den bir barış çığlığı

Gazze’de olup bitenler, dünyanın nasıl bir cehenneme dönüştüğünü bir kez daha gösterdi. Masum insanlar, siviller, çocuklar, tüm dünyanın gözleri önünde öldürüldü, binlerce insanın yaşam alanı yok edildi, hayat şartları kabul edilmez seviyeye indirildi. Bütün bunlar, İsrail devletinin iradesi ve dünyanın icazetiyle gerçekleşti. İsrail, yarattığı ve sürdürdüğü şiddet dalgasıyla elde etmek istediği sonucu aldı mı bilinmez; ama antisemitizmi körüklediği apaçık ortada.

Oysa İsrail devletinin şiddet politikasına İsrail’de de tavizsizce karşı çıkanların sayısı az değil. İsrail’den çıkan önemli heavy metal gruplarından “Orphaned Land”de, yıllardır sürdürdüğü barış yanlısı tavrıyla muhalifler arasındaki yerini aldı.

“Oprphaned Land”, progresif metal tarzında müzik yapmakta ve doğulu bir tınıya sahip olmasına sebep olan yerel enstrümanlardan da bolca faydalanmakta. Son albümleri All Is One‘ın kapağında da üç semavi dinin sembollerini bir araya toplanmış. Grubun hem şarkı sözlerinde hem de sanat tasarımlarında barış, bir arada yaşam ve insanlık kavramları ana temayı oluşturmakta.Devamı »

Haftadan Kalanlar // 15-21 Eylül 2014

Görsel: James Gurney.
Görsel: James Gurney.

Downton Abbey‘nin yeni sezonu başlamak üzere. Peki bu reklam fotoğrafındaki yanlışı bulabilecek misiniz?

* Kulaklarınızın kaç yaşında olduğunu hiç merak etmiş miydiniz? Dilerseniz şu YouTube videosuyla test edebilirsiniz.

* Dinozorların dadıları varmış!!!

* İstanbul’da yaşanan kuraklık yüzünden ortaya çıkan su skandalları malum. Musluklar bu yaz, nereden geldiği belli olmayan, kokan, koyu renklerde akan sularla şenlendi. Ee, Melih Gökçek geri kalır mı, hemen Ankara’nın suyunu da bir rezalete döndürme ihtiyacı hissetti. “Musluk suyu içebilirsiniz” kampanyası dahilinde kaç kişinin hastanelik olduğu hiç açıklanmayacak; ama sebebini, şu vatandaşın yaptığı deneyi izleyerek öğrenebilirsiniz. Dikkat, mide bulandırır, öfkelendirir.Devamı »

Spike Jonze’dan Karen O için doğaçlama müzik klibi

Karen O, Spike Jonze

Being John Malkovich ve Adaptation. gibi filmleriyle tanıdığımız yönetmen Spike Jonze, geçtiğimiz haftalarda New York Moda Haftası’nda Opening Ceremony için tek perdeli bir oyun sahneye koymuştu. Jonze, fırsattan istifade, Her filminde birlikte çalıştığı Karen O‘nun yeni albümünden bir parça için doğaçlama bir klip çekmiş. Crush Songs‘da yer alan “Ooo”nun klibinde Elle Fanning yer alıyor. Jonze klip hakkında şunları söylüyor:

Bu hafta sevgili dostum Karen, çok kıymetli, şahsi, aşk ve kalp kırıklığı parçalarıyla dolu, Crush Songs adındaki ilk solo albümünü çıkarıyor. Bu şarkıları birkaç yıl önce çok özel bir şekilde, doğaçlama olarak yatak odasında tek başına yazdı; öyle ki, geleneksel bir şekilde hazırlanmış bir albümden ziyade, onun yüreğinden gelen, savunmasız yakalanmış fısıltıları andırıyor bu albüm. İşte bu yüzden pazar günü, Met’te prova ve ışıklandırma yaparken verdiğimiz on dakikalık arada, Karen için albümü gibi son derece doğaçlama bir “müzik klibi” çektik. Elinizin altında bir opera binası, bu şarkı ve Elle Fanning varsa fırsatı kaçırmamalıymışsınız gibi geldi bana. Bu yüzden Karen’ı yeni albümü için tebrik etmek adına ona bu sürpriz hediyeyi hazırladık. Bu klibi sizlerle aynı anda izleyecek. Umarım beğenirsiniz.

Herkesin Spike Jonze gibi arkadaşlara sahip olması temennisiyle, işte söz konusu klip. Karen O’nun Her filmi için yazdığı harikulade “Moon Song”u ise buradan dinleyebilirsiniz. (HUH. Magazine aracılığıyla.)Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Dünyanın en meşhur gitarları

1

Daha önce “Meşhur Gözlükler” adlı çalışmasını paylaştığımız Federico Mauro, Ferzan Özpetek’le de çalışmış, bol ödüllü bir İtalyan tasarımcı. “Meşhur Gitarlar”da, adından da anlaşılabileceği üzere, dünyanın meşhur gitar üstadlarının gitarlarının ilüstrasyonlarını derlemiş. B.B. King’den Hendrix’e, Mark Knopfler’den Paco de Lucia’ya çok sayıda gitaristin özel gitarlarının portreleri aşağıda. Biz özellikle solaklarınkinden hoşlandık. Sizin en çok hangilerini sevdiğinizi de yorumlara bekliyoruz. Mauro’nun diğer çalışmaları için internet sayfasını ziyaret edebilirsiniz.Devamı »

GAP’ten David Fincher imzalı reklamlar

Zosia Mamet'li Dress Normal reklamı, Odakule'de. Fotoğraf: Koltukname.
Zosia Mamet’li Dress Normal reklamı, Odakule’de. Fotoğraf: Koltukname.

İki yıl önce GAP’in yaratıcı yönetmen koltuğuna oturan Rebekka Bay’den beklentiler yüksekti. 2007’de, H&M’in minimalist çizgide giysiler satan alt markası COS’u yaratarak dikkatleri üzerine toplayan Bay’in, tüm Danlığıyla GAP’e eski Amerikan kimliğini geri kazandıracağı umuluyordu. Bay beklentileri boşa çıkarmadı. Artık klasikleşmiş bir marka sayılan GAP, gerçekten de beyaz tişörtler ve kotlardan başlayarak eskisi gibi “basitleşti.”

Bay, bu sonbahar yeni bir hamleyle karşımızda: David Fincher yönetmenliğinde reklamlar. Siyah-beyaz olan bu dört reklam filmine, tam da Fincher’dan beklenecek şekilde karanlık ve esrarengiz bir hava hâkim. “Kimse sizi izlemiyormuş gibi giyinin”, “Sizin karmaşıklaştırmanızı bekleyen basit giysiler” ve “Başkaldırı ve riayetin üniforması” gibi spotlar, şu sıralar Odakule’de de görülebilecek geniş çaplı “Dress Normal” (Normal giyinin) kampanyasının bir parçası. Satın almamız istenen kıyafetlerin ve markaların bir yaşam tarzı, kimlik, hatta ilişki biçimi olarak sunulduğu reklam dünyasında ürünün kendisinin ön plana çıkartılması gerçekten hoş bir değişiklik.Devamı »

Bir fotoğrafla başladı her şey

Sanatçı her şeyden etkilenir, her şey sanatçıya ilham verir. Bir kitap okuyup resim yapanlar, resme bakıp şarkı yazanlar, fotoğraftan ilham alıp şiir yazanlar az olmasa gerek. The New Yorker dergisi, bir fotoğraftan etkilenip şarkı yazan müzisyenlere ait bir liste yayımlamış. Bu listeden en ilginç bulduklarımızı aşağıda okuyabilirsiniz:

1) Crosby, Stills, Nash & Young / “Teach Your Children”

Fotoğraf meraklısı Graham Nash, bir öğleden sonra Santa Clara’daki bir sanat galerisinde sergilenen portreye takılıp kalmıştı. Portre, II. Dünya Savaşı sırasında silah üretcisi olan Alman Arnold Krupp’a aitti. Krupp, muhtemelen sayısız insanın ölümüne yol açmış silahları üretmişti. Nash, bir başka ikonik fotoğrafı, Diane Arbus tarafından çekilmiş “Oyuncak elbombalı çocuk” fotoğrafını hatırlayıp savaş ve çocuklarla ilgili düşüncelere daldı.Devamı »

Turgenyev ile Tolstoy’un düellosu (ve Dostoyevski’nin halleri)

Sevdiğimiz yazarların hayatları da ilgimizi çeker ister istemez. Nerede, hangi dönemde, kiminle yaşadıklarının ötesinde, neye benzediklerikaçta kalkıp yattıkları, en çok hangi kokteyllerden ve hangi atıştırmalıklardan hoşlandıkları, pasaportları, ex-libris’leri, evleri, burçları ve daha niceleri de heyecanla, ilgiyle takip ettiğimiz konulardandır. Dolayısıyla aradığımız şeyi her zaman “ciddi” bir biyografinin sayfalarında bulamayabiliriz. Devamı »

Haftadan Kalanlar (Video Baskısı) // 1-7 Eylül 2014

Haftadan Kalanlar‘ın bir başka Video Baskısı‘yla karşınızdayız. Çünkü sonbaharın ilk günlerinde hava her gün biraz daha erken kararırken eve kapanıp rasgele videolar izlemek gibisi yoktur!

vf_une_david_lynch_9432.jpeg_north_240x320_white* Dikkat, uçmaktan korkanlar izlemesin! Temmuz ayında Barselona Havaalanı’nda iki tane uçak pistte çarpışmaktan son anda kurtuldu. Rus havayolu UTair’in Boeing 767 uçağı tam iniş yapmak üzereyken Aerolineas Argentineas’ın Airbus A340’ı kalkış için pistte karşısına çıkıyor ve Rus uçağı acilen tekrar yükselişe geçiyor. Ve kıl payı önlenen bu kaza, tam o sırada tesadüfen çekim yapan biri tarafından YouTube’a yüklenerek büyük dikkat çekiyor. Videonun milyonlarda insan tarafından izlenmesi üzerine, İspanyol yetkililer, aslında hiçbir çarpışma tehlikesi olmadığına, iki uçak arasında iniş yapılacak kadar mesafe bulunduğuna dair bir açıklama yaptı. İnanıp inanmamak artık size kalmış. (RT aracılığıyla.)Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Başak

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Oyuna Gelen Başak

Başak her şeyi denetim altında tutma merakıyla bilinir. Öyle değildir. Başak her şeyi denetim altında tutmak zorunluluğundan nefret eder, sıkılır, istemez öyle bir şey. Ama gelin görün ki her şey de kendi başına yolunda gitmez, işin ucu kaçar, Başak işin ucunun kendi başına yolunu bulamayacağından endişe eder, duruma müdahale eder, bunu kendine dert eder, sonra da şikâyet eder.

Başak şikâyet eder. Kendinden, hayattan. Kendi ve hayat her daim yolunda olsaydı Başak mutlu olurdu. Ama dünya bir tek Başak için kurulmamıştır, sürprizlerden hoşlanan insanlar da vardır, Başak bundan rahatsız olur. Bencil olduğu için değil, insanların başına geleceklerden endişe ettiği için. Bu durumda Başak akıl verir. Verdiği akıllar işlerin çığrından çıkması korkusunu taşır; herkesin her şeyi bozmaya niyetli olduğu zannına kapılabilir, dünyayı düşman belleyebilir, onun için de zaten yeteri kadar sorunlu olan durumların bile titizlikle korunmasına taraftar olan akıllar verebilir. Özdemir İnce Hürriyet‘teki yazılarında bunu yapmaktadır. Ama aslında Hegel de, bir şeyi yeni öğrenmeye başlayanlar hata bulur, akademisyenler ise her şeyin iyi yanını görür, diye buyurmuştu. Bu durumda bizler, yani mevcut durumda bir hata olduğunda kuşkulananlar genç öğrenciler oluyoruz da, İnce kemale mi ermiştir?Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Cinsiyet ayrımcılığı yapmayan paparazi manşetleri

Adlarını Fellini’nin La Dolce Vita‘sına borçlu olan paparazilerin, paparazi dergileri ile haberlerinin artık yalnızca popüler kültürün değil, günlük hayatlarımızın da kaçınılmaz bir parçası olduğu yadsınamaz. Zira haber almak için girdiğiniz gazetelerin internet siteleri bile bilmem kimin şok pozları, çarpıcı açıklamaları, şunun bunun kavgasıyla karşılaşıyoruz.

Paparazi ve paparazi haberlerinin yanlışları saymakla bitmez. Fakat Vagenda Magazine, özellikle manşetlerde göze batan cinsiyet ayrımcılığı meselesini ele almaya karar vermiş. Twitter takipçilerinden, meşhur kadınların giysilerine, makyajlarına, saçlarına, kilolarına odaklanan manşetleri yeniden yazarak “normalleştirme”lerini istemişler. Sonuç, her gün göre göre ne yazık ki alıştığımız, belki yadsımamız gerektiği kadar yadsımadığımız birçok yorumun ne kadar acayip olduğunu ortaya koyuyor.

Aşağıda, bu yeni manşetlerden bir seçki bulabilirsiniz. Tamamı ise, habere dikkatimizi çeken Huh. Magazine’de.

rewritten_headlines_02

ONLAR, “Dışarı makyajsız çıkan Amy Adams, Los Angeles’taki süpermarketin reyonlarında çıldırırken hiç de ihtişamlı değil,” DİYORLAR.

BİZ, “Kadın market alışverişi yapıyor, hâlâ beş tane Akademi Ödülü adaylığı var,” DİYORUZ.

Devamı »

Elveda Messenger (1999-2014)

msn-messenger-3

Microsoft, 15 yılın ardından MSN Messenger’ı kaldıracağını açıkladı. WhatsApp’lardan, Viber’lardan, SnapChat’lerden, hatta yine Microsoft’un sahip olduğu Skype’tan önce MSN Messenger vardı. Bugünkü emoji‘lerin atası sayılabilecek sarı sarı suratlarla (emoticon‘lar) yazışır da yazışırdık. Ama ürünlerin 15 yıldan sonra “eski” ve “köklü” sayıldığı teknoloji dünyasında fazla nostaljiye mahal yok…Devamı »

Gidemeyenler için seyahat rehberi: Tromsø

Rehberimiz, “Dünyada görülüp gezilecek, yaşanıp tadılacak o kadar çok yer, kültür ve yemek var ki!” diyenler için geliyor. Herhangi bir seyahat rehberine göz gezdirdiğinizde size, havalimanından şehir merkezine gidiş yolunu veya görülmesi gereken belli başlı turistik alanları gösterebilir; fakat sizi yerli halka karıştırmaz. Gidemeyenler için seyahat rehberiyle klasik anlamda seyahat rehberlerinin gözden kaçırdığı ve şehre esas havasını veren detayları paylaşmayı hedefliyoruz.

Norveçli Balıkçılara ve Narin Ellerine Selam Olsun

Havalar bize kışı özletecek kadar ısınmışken kuzeylere doğru planlar yapmanın vakti geldi bence. İskandinav ülkelerinin büyüsünü bir yana bırakın, Kuzey Kutup çizgisi çevresindeki yerlerin ayrı bir havası vardır. Lafın gelişi de değil, gerçekten gece yarısı güneşi, Kuzey Işıkları, fiyortlar derken kendinizi Disney çizgi filmlerinin açılış sahnesinde gibi hissedebilirsiniz.

1280px-Panorama_fjellheisen-improved
Tromsø

Vikingler, Samiler derken Orta Avrupa’dan çok farklı bir kültürle karşılaşıyor insan İskandinavya’da. Tanıştığı anda soğuk nevale olan insanları, paylaşılan sohbet ve alkolle birlikte içi yumuşacık tatlı birer sufleye dönüşüyor adeta. Biz şerefine, diyorsak onlar da skøl, diyor sonuçta. Bir nevi Viking şerefi, öldürdükleri kurbanlarının kafataslarının birbirine tokuşturulmasından çıkan sesten türediği söyleniyor… İçkilerini neyle içtiklerini söylememe gerek yok herhalde.Devamı »