Yazar: koltukname
Haftanın Eğlencesi: Ünlü markalara dürüst sloganlar
Amerikalı grafik tasarımcı Clif Dickens‘ın bir Tumblr sitesi projesi olarak başlattığı Honest Slogans (Dürüst Sloganlar), reklam sloganlarını baş aşağı ederek ünlü markaların gerçek yüzlerini ortaya çıkarıyor. Hepsi de o kadar hoşumuza gitti ki, aralarında sizlerle paylaşmak için bir seçim yapmakta çok zorlandık. Aşağıda, en sevdiklerimizden bir demet bulabilirsiniz. Çalışmanın tamamı burada. Markaların görselleriyle ilgili bir başka –oldukça garip– çalışma içinse şu sayfaya göz atabilirsiniz. (Bored Panda aracılığıyla.)

İyi okur bulmak zor

Flannery O’Connor, çağdaş Amerikan edebiyatının en önemli öykücülerinden. Güney gotiği olarak tabir edilen edebiyat akımının da öncülerinden. Hayatı boyunca sistemik lupus hastalığıyla cebelleşen ve 39 gibi genç bir yaşta ölen O’Connor’ın öyküleri de hayatı gibi acı doludur. Derindir; belki yer yer zor anlaşıldığı da söylenebilir ama asla da aşağıdaki abuk yorumlara açık değildir. 1961’de, bir İngilizce profesörü O’Connor’a öğrencileri adına bir mektup göndererek “İyi İnsan Bulmak Zor” öyküsüne açıklık getirmesini rica etmiş. Aşağıdaki örnek paragraftan da görebileceğiniz üzere, sevgili hoca ile öğrencileri, “şair burada ne demek istiyor”u iyice uç noktalara taşımışlar. DİKKAT! Bu paragraf öykünün sonuna dair bilgiler içeriyor!
Birkaç olası yorumu uzun uzun değerlendirdik; hiçbiri bizi tam tatmin etmedi. Genel anlamda, Misfit’in ortaya çıkışının, öykünün ilk yarısındaki olaylar gibi “gerçek” olduğuna inanmıyoruz. Bailey’nin Misfit’in ortaya çıktığını hayal ettiği kanaatindeyiz; çünkü seyahatten önceki gece ve bir de yol kenarındaki lokantada mola verdiklerinde Misfit’in uğraşlarından haberdar olmuştu. Dahası, Bailey’nin kendini Misfit’le özdeşleştirdiği, bu yüzden öykünün son yarısındaki hayali bölümde iki rol oynadığını düşünüyoruz. Ama tüm çabalarımıza rağmen gerçeğin bir ilüzyona ya da hayale hangi noktada dönüştüğünü bir türlü belirleyemedik. Kaza gerçekten yaşanıyor mu yoksa bu Bailey’nin rüyasının bir parçası mı? İçine düştüğümüz bu zorluktan kolay bir çıkış yolu bulmaya çalıştığımızı sanmayın lütfen. Öykünüzü çok beğendik ve büyük bir titizlikle inceledik ama anlamamızı istediğiniz mühim bir noktayı kaçırdığımıza eminiz. Yukarıda özetini geçtiğim yoruma dair görüşlerinizi ve “İyi İnsan Bulmak Zor”u yazmaktaki hedeflerinize dair yorumlarınızı iletebilirseniz size müteşekkir kalacağız.
O’Connor’ın ağzına sağlık, lafı yetiştirmekte gecikmemiş. Yazardan, öyküsünü hiçbir şekilde anlamadıklarını belirten bu mektubu aldıktan sonra öğrencilerin ama daha önemlisi profesörlerin edebi metinleri irdeleyeceğiz derken cıvkını çıkarmamak konusunda iyi bir ders aldıklarını umuyoruz.Devamı »
Haftadan Kalanlar // 14-20 Temmuz 2014
Gecikmiş ve kısa bir Haftadan Kalanlar‘la karşınızdayız. Geçtiğimiz haftanın gündemi yalnızca Gazze’ydi, geriye de yalnızca Gazze kaldı…
* Etgar Keret’ten barış çığlığı. Avi Pardo’nun çevirisiyle Radikal Kitap’ta.
* “Alternatif haber bülteni” sunucusu Jon Stewart, Amerikan medyasındaki Gazze haberleri ile Gazze’deki durumu değerlendiriyor. Türkçe altyazıyla.
* Merak edenler için Ortadoğu dosyamız. Ortadoğu uzmanı Sevillaportakalı‘nın yorumlarıyla.
* “This Land is Mine”, Ortadoğu’nun kanlı tarihini özetleyen, harika bir animasyon. (Globe Today aracılığıyla.)
Victor Hugo: “Medeniyetin bu çok karanlık ânında, sefilin adı insandır”
Yaşamı boyunca çeşit çeşit eser veren Victor Hugo, günümüzde yine de Notre-Dame’ın Kamburu ve Bir İdam Mahkûmunun Son Günü gibi birkaç eseriyle tanınıyor. Elbette en meşhur eserinin Sefiller olduğu su götürmez bir gerçek. Kitapla ilgili ilgisiz birçok kişinin adını bildiği romanın ne kadar okunduğuysa başka bir mesele. Çok kalın olmasının yanı sıra kısaltılmış çocuk kitabı baskılarına ve filmlerine de yaygınca ulaşılabildiği göz önüne alınırsa aslında pek de fazla okunmadığını varsayabiliriz herhalde.
Victor Hugo’nun Mösyö Daelli’ye Sefiller üzerine yazdığı aşağıdaki mektup, edebiyat severleri meraklandıracak, bu dev romanı okumaya teşvik edecek nitelikte. Hugo, romanını anlattığı bir mektupta bu kadar çarpıcı sözleri kaleme alıyorsa, kitabın kendisinde neler yazmıştır acaba, diye düşünmeden edemiyor insan.
Mektuptan sonra Hugo okumak için esinlenenler, Notre-Dame’ın Kamburu ve Bir İdam Mahkûmunun Son Günü için İş Bankası ve Can yayınlarına bakabilirler. Sefiller‘in eksiksiz ve güvenilir baskısı şu an İletişim Yayınları’nda mevcut; ama bize bu mektubu (ve başka birçok mektubu) bulup çeviren Birsel Uzma’nın Sefiller çevirisinin de yıl sonuna kadar Oğlak Yayınları‘ndan çıkacağını bu vesileyle duyurmuş olalım. Uzma’nın en sevdiğimiz çevirilerinin başında Gargantua ve Pantagruel ile Maupassant’ın öyküleri geliyor. Tüm çevirilerinin listesine Robinson’un sitesinden ulaşılabilir. (Des Lettres aracılığıyla.)Devamı »
Dünyanın elyazısının ortalaması (ya da Evrensel font)
Geçtiğimiz hafta ünlü eserlerinelyazmalarını paylaşmış, elyazısının kullanım alanının gitgide daraldığından, bu şekilde devam ederse bir alışveriş listesinin bile “nadir esere” dönüşeceğinden dem vurmuştuk. Neyse ki bu hafta Wired dergisinde gördüğümüz haber, o günlere henüz ulaşmadığımıza, elyazısının hâlâ önemini koruduğuna dair yüreğimize su serpti.
Dünyada belki de en yaygın kullanılan tükenmezkalemlerin üreticisi BIC, devasa bir elyazısı veritabanı oluşturuyor. The Universal Typeface Experiment (Evrensel Yazı Karakteri Deneyi) adını verdikleri çalışmaya dünyanın neresinde olursa olsun katılabiliyorsunuz. Siz internet sitesine alfabeyi teker teker çiziyorsunuz, yazılım da sizin elyazınızı veritabanına ekleyip tüm harflerin ortalamasını alıyor. Böylece ortaya ortalama bir elyazısı ya da BIC’in deyimiyle evrensel bir font çıkıyor. Şimdiye kadar veritabanına 99 farklı ülkeden 434,000 harf eklenmiş durumda.Devamı »
Haftanın Eğlencesi: Ünlülerin ikizleri
Her insanın bir yerlerde bir ikizi vardır derler. Bunun kendimiz için geçerli olup olmadığını belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz ama internet sağ olsun, ünlülerin ikizlerini öğrenmekle kalmayıp resimlerini de yan yana görebiliyoruz. Distractify’da gördüğümüz bu liste, yabancı oyuncu ve şarkıcıların tarihî ikizlerini sıralıyor. Aşağıda en sevdiklerimizden bir seçki bulabilirsiniz. Listenin tamamıysa burada. Mahir Çayan’a dikkat!

Memurlar ve bürokrasi
Bürokrasiyle son derece içli dışlı olmamızı gerektiren bir ülkede yaşıyoruz. İnsanlar sıra beklerken bilgisayarda oyun oynayan memurlar, yukarıdan aşağı gönderildikten sonra aşğıdan yukarı gönderilmeler, “bugün git yarın gel”ler… Hastanelerden emniyetlere, nüfus müdürlüklerinden muhtarlara, bürokrasinin nasıl bir şaka olabileceğine gereğinden fazla aşinayız.
Devlet daireleri bürokrasinin kapısıysa, memurlar da vücut bulmuş halidir. Şimdi, Hollandalı tarihçi ve belgesel fotoğrafçı Jan Banning sayesinde, bürokrasinin bu baş temsilcilerinin dünyanın diğer ülkelerindeki hallerini görebiliyoruz. Paylaşması bizden, yorumlar ve sosyolojik çıkarımlar sizden. (Brain Pickings aracılığıyla.)

Klasik eserlerin elyazmaları
Elyazmaları güzeldir. Elyazısı kullanımının günbegün azaldığı tablet ve akıllı telefon dünyasında elyazmaları değerlidir. Günümüzde, yazarın eserinin özgün kopyasının, yani yazarın bilgisayardaki Word belgesinin kendi içinde (yani metnin içeriği haricinde) bir değeri olduğu söylenemez. Böylece zaten zaman geçtikçe değerlenen elyazmaları, giderek nadir bir nesneye dönüştükleri için de değerlenirler.
Aşağıda, günümüzde hâlâ sevgiyle ve ilgiyle okunan klasik eserlerin elyazmalarından bir seçki bulabilirsiniz. Ne kadar “çağ dışı” kalacak olursa olsun, zamansızlığını her daim koruyacak bir seçki.
Not: Kitapların Türkçeleri için resmin altında isimlerinin üstlerine tıklayabilirsiniz. (Flavorwire aracılığıyla.)

Haftanın Eğlencesi: Topsuz futbol
Dört yıllık aradan sonra kavuştuğumuz Dünya Kupası her seferinde göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor. Bugün final maçında kimlerin karşılaşacağı belli olacak (gerçi ne Arjantin ne de Hollanda dünkü maçtan sonra Almanya’nın karşısına çıkmak isteyecektir). Biz de Dünya Kupası şerefine tuhaf bir Haftanın Eğlencesi‘yle karşınızdayız: topsuz futbol. “Football minus Balls” adlı Tumblr sitesi, futbol çekişmelerinde topu silince ortaya çıkan komik görüntülerden bir kısmını aşağıda bulabilirsiniz. İyi olan kazansın!Devamı »
Neruda’nın hiç yayımlanmamış aşk şiirleri bulundu
Pablo Neruda’nın daha önce hiç yayımlanmamış 20 tane şiiri bulundu. Şili’de Nobel Edebiyat Ödülü sahibi şairin çalışmalarının arasında bulunan ve çoğu aşk temasını işleyen şiirler bu yıl Güney Amerika’da, önümüzdeki yıl ise İspanya’da yayımlanacak.
Şiirleri bulanlar, Şili’deki Pablo Neruda Vakfı’nın çalışanları. Şiirlerin 1950 ve ’60’lara dayandığı düşünülüyor. El Pais, şiirlerden aşağıdaki alıntıyı paylaşmış:
Reposa tu pura cadera y el arco de flechas mojadas / extiende en la noche los pétalos que forman tu forma.
İngilizcesinden çevirmek gerekirse: Saf kalçan durağan ve ıslak okların yayı / uzuyor gecenin içinde şeklini biçimlendiren çiçek yaprakları.Devamı »
Burçlar ve yazarlar: Yengeç
Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.
Kabuk ve Kıskaç
Yengeç suda yaşar ama balık değildir. Yengeç suda yaşayan, kendi dünyasını kabuğunun içine yerleştiren, bildiğimiz dünyayı da kıskaçlarıyla yakalamaya çalışan bir yumuşakçadır. Yengeç insanı da ilk bakışta yumuşak, son bakışta kabuğunun içine saklanmış, kıskaçlarıyla insanın sinirlerini kaşıyan biridir. Kabuğuna kaçmış bir yengeci orada bırakın, kalsın. Hatta yampirik yampirik çıkmaya çalışırsa siz uzaklaşın.
Yengeç ısıtılıp yenecek bir meze değildir. Çok az Yengeç kafasını kabuğundan çıkarttığında Marcel Proust kadar ilginç olur. O da aslında mızmızın tekiydi, Joyce’un purolarıyla onu öldürmeye çalıştığını düşünüyordu, yakınında bulunmanın eğlenceli olacağı insanlardan biri değildi. Jean Jacques Rousseau da Yengeç’ti ve hiç kimsenin aklına bile getirmediği bir işe kalktığını iddia ettiğinde sözünü ettiği kendi hayatını yazmaktı. İtiraflar gerçekten olağanüstüdür ama Rousseau da hayatın kendine haksızlık ettiğine inanırdı. Yengeç böyledir. Hep hayatın kendisine adil davranmadığına inanır, acı çeker, suçu insanlıkta bulur. 1984 adlı kitabıyla insanlıktan umudu kesmişlerin başucu yazarı olan George Orwell de doğal olarak Yengeç’ti.Devamı »
Haftadan Kalanlar // 30 Haziran-6 Temmuz 2013
* Willem Dafoe, Jonathan Safran Foer ve Shalom Auslander, Etgar Keret öyküleri okuyorlar. Ünlü yazarların çeşitli eserlerden okumaları için buraya, kendi kitaplarından okumaları için de buraya göz atabilirsiniz.
* Şeker bağımlılık yapar, derler. Peki bunun doğru olup olmadığını, şekerin vücudumuzda nasıl bir etki yarattığını hiç düşünmüş müydünüz? Nicole Avena, şekerin vücuttaki yolculuğunu bir TED videosunda baştan sona anlatmış. Evet, şeker gerçekten de bağımlılık yapıyor ve beynimizin şekere verdiği tepki, başka bir yemek grubuna verdiği tepkiden ziyade uyuşturucu ya da alkole verdiğini andırıyor. Videoyu buradan izleyebilirsiniz.
* Selim İleri’den Emrah Serbes’e açık mektup. “Bütün kıskançlığımla başarınızı kutlamak zorundayım,” diyor İleri.
* En popüler egzersiz şarkıları hangileridir? Billboard, yaptığı anket sonucunda spor faaliyetine göre en sevilen şarkıları sıralamış.
* Casey Ligon, muzun üstüne yazı yazıyor. (This Isn’t Happiness aracılığıyla.)
Haftanın Eğlencesi: Ünlü karakterler Osmanlı olsaydı
İllüstratör Berk Şentürk, süper kahramanlardan ünlü film kahramanlarına, birçok karakteri Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşıyormuşçasına resmetmiş. Han Solo’dan Wonder Woman’a, geniş bir yelpaze içeren çalışmada her karakterin bir de Osmanlı adı var. Kimileri diğerlerinden daha başarılı sayılabilecek karakterlerin arasında bizim favorimiz Blues Brothers ile Taxi Driver, ya sizinki?
Şentürk’ün diğer çalışmalarını görebileceğiniz Behance sayfası burada.
The Justice League / Fevc-ül AdâletDevamı »
2 Temmuz 1993
Bobby Womack (1944-2014)

Apple’ın uygulama dükkânında bulamazsınız
Akıllı telefonların hayatımızı fethetmesiyle birlikte iPhone’un uygulama dükkânı, İngilizcesiyle “app store”, başlı başına bir kültür öğesine dönüştü. “Her şeyin bir uygulaması vardır” lafı dillere yerleşirken, birçok eşyanın, derginin, şunun, bunun, her şeyin üzerinde “Uygulama dükkânında bulunur” yazıları peydahlandı.
Hyper Island‘dan üç öğrendi, Caio Andrade, Rafael Ochoa ve Linn Livijn Wexell, uygulama dükkânında aslında her şeye ulaşılamayacağını, hayattaki güzelliklerin bir çoğunun telefon ekranının ardında gizlenmediğini insanlara, özellikle de çocuklara hatırlatmak için bir projeye girişmişler: “Uygulama dükkânında bulunmaz”. Üstünde bu yazının bulunduğu etiketleri salıncaklara, köpeklere, kaydıraklara yapıştıran grup, etiketleri isteyen herkesin kullanabilmesi için internete de koymuş. 1 dolara satın almak isteyenler buraya, bilgisayara indirip çıkış almak isteyenler ise buraya bakabilir.
Başkalarının “Uygulama dükkânında bulunmaz” etiketini yapıştırıp çektikleri fotoğrafları da paylaştıkları Tumblr sitesi de burada. (Colossal aracılığıyla.)
Televizyondan kitaba — Buffy the Vampire Slayer
TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. “Bu diziyi seviyorsanız şu kitapları da okumalısınız” mantığından yola çıkan bu listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.
Seveninin büyük bir tutkuyla sevdiği dizilerden Buffy the Vampire Slayer. Joss Whedon‘ın yarattığı dizi, vampir avcısı olan lisedeki genç bir kızın hikâyesini anlatıyor. Dizinin jeneriğinden alıntılamak gerekirse: “Her nesilde bir avcı doğar: tüm dünyada yalnızca bir kız, seçilmiş kişi. Vampirlerle, şeytanlarla ve karanlığın güçleriyle savaşacak; kötülüğün yayılmasını, sayıca katlanmasını engelleyecek güce ve yeteneğe yalnızca o sahip olacaktır. O, Avcı’dır.”
İşte Buffy, kendi neslinin avcısıdır. Yanında gözetmeni ve bir cadı ile kurtadamı da içeren sıradışı arkadaşlarıyla vampirler ile diğer doğaüstü yaratıkları avlar, çeşit çeşit kötülük planlayanlara engel olur. Buffy‘yi özel kılan elbette bu basit çerçevenin ötesindeki ayrıntılar. Öncelikle vampirlerin ve seçilmiş bir vampir avcısının bulunduğu bir dünyada, iyilik ile kötülük algısının klişeleşmiş olmaması. Dizide saf iyi ile saf kötü bulunmadığı gibi, diğer Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz lise tipleri de –ponpon kız, sporcu erkek, popüler grup, inek öğrenci, vb.– birer karikatürden ibaret değil. Tüm karakterler ve olaylar üç boyutlu.Devamı »
Haftadan Kalanlar // 23-29 Haziran 2014
Biraz gecikmiş de olsa geçtiğimiz haftanın notlarıyla karşınızdayız.
* Yazar ve çevirmen Tim Parks’tan çeviri ile çevirmenlerin önemi üzerine, 2010 yılında yazılmış fakat güncelliğin her daim koruyacak olan bir yazı. Biz yeni keşfettik, sizler de kaçırmayın istedik.
* Mısırlıların piramit taşlarını nasıl taşıdığının gizemi çözüldü.
* Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz seti %40 indirimde! Yerdeniz‘i henüz okuma zevkine erişememiş olanların kaçırmaması gereken bir fırsat.
* Dergilerin kapaklarında, Hollywood filmlerinde ve başka çeşitli mecralardaki kadınların, kadın vücudunun nasıl olması gerektiğine dair sağlıksız bir imge oluşturduğu onlarca yıldır tartışılmakta. Daha tartışılmaya da devam edilmeli. Bu yüzden H&M gibi küresel markaların reklamlarında nasıl tektip bir kadın imgesi oluşturduğunu irdeleyen The Illusionists adlı belgeseli heyecanla bekliyoruz. Fragmanı için buraya bakabilirsiniz.
* Game of Thrones‘da bir sezon daha sona erdi. Vulture, sezon sonunun şerefine Sibel Kekilli’yle Shae ve fantastik edebiyat üzerine konuşmuş.
Meşhur yapılara uzaklardan bakmak
Seyahatin en önemli öğelerinden biri de fotoğraftır. Kimi meşhur yapılar öyle çok fotoğraflanmışlardır ki, gerçeklerini görmek insanda bir fotoğrafa bakıyormuş izlenimi uyandırır.
İnternette “Giza piramitleri” ya da “Tac Mahal” gibi bir arama yaparsanız, çoğu tarihi yapının da benzer açılardan fotoğraflandığını görebilirsiniz. Bunun sebeplerinden biri, en güzel fotoğrafın tek bir açıdan çıkması olabilir belki. Fakat göz ardı edilen bir başka gerekçe daha var: şehirleşme. Yüzyıllar, bin yıllar önce inşa edilen bu yapılar zamanla şehirle çepeçevrelendiler; kimi durumlarda şehir tarafından yutuldular. Meşhur yapılara uzaklardan bakarak bu anıtların manzaranın bütünü içinde nasıl durduklarını ortaya koyan aşağıdaki çalışmayı işte bu yüzden çok sevdik.
Özellikle Branderburg Kapısı’nın çok ilginç durduğu kanaatindeyiz. Sizin de konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyoruz. (This Isn’t Happiness üzerinden Huh. aracılığıyla.)




