Necatigil’den Şipal’e: “Yazılmadan kaldı bazı şeyler, gene de yazılmış kadar oldu”

behcet necatigil ve kamuran sipal

Behçet Necatigil ile Kâmuran Şipal, hem özgün eserleri hem de Almancadan yaptıkları çevirilerle tanınan edebiyatçılarımız. Günümüzde Necatigil’in şiirleri çevirilerinin, Şipal’in ise belki çevirileri eserlerinin önüne geçse de, tüm girişimlerinin sonunda paha biçilemez işler ortaya koymuşlardır.

Necatigil’in Şipal’e yazdığı aşağıdaki mektup tam da bu yüzden değerli: bir yazarın, çevirmenin, öğretmenin sürecine ışık tuttuğu için. Teneffüslerde yazılan mektuplar, seçici kurul toplantıları, yeni çıkan kitaplar, çeviri telifleri, kapanan yayınevleri… Belki de tüm bu olan bitene duyulan bir kırgınlık göze çarpıyor Necatigil’in satırlarında.

Bu mektup, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Mektuplar (2001; haz. Ali Tanyeri ve Hilmi Yavuz) adlı kitaptan alındı. Behçet Necatigil’in eserleri çoğunlukla Yapı Kredi’den yayımlanıyor; bunların haricinde Varlık’tan çıkan Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Sel’den çıkan Mitologya Sözlüğü ve Can’dan çıkan Sevgilerde sayılabilir. Çok çeşitli çevirileri içinse buraya bakabilirsiniz. Kâmuran Şipal’in eserleri ise Yapı Kredi Yayınları ve Cem Yayınevi‘nce basılıyor. Çevirilerini ise buradan görebilirsiniz.Devamı »

Burçlar ve yazarlar: İkizler

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

İkilemlerle Dolu İkizler

İkizler konusunda gözden kaçan şey İkizlerin çoğul olduğudur. Herkes onların İkizler olduğu için çift kişilikli olduğunu düşünür. Oysa ikiz olmaları herhangi bir konuda bir o fikre bir bu fikre kapılmalarına, “ler” oluşları ise aynı anda binlerce konuya ilgi duymalarına yol açar. Yani İkizler sayısız konuda kafası ikilemlerle dolu bir garip âdemdir.

Lillian Hellman insanların değiştiğini ama değiştiklerini birbirlerine söylemeyi unuttuklarını yazmıştır. Lillian Hellman bu bakımdan tipik bir İkizler’dir. İhtimal ki bu da kendi başına gelmişti, iki arada bir derede değişivermiş, bunu etrafa söylemeyi unutmuştu. Aslında İkizler, konuşma, söyleme, anlatma fırsatlarını kaçırmazlar ama herhalde o sırada tartışacak daha cazip bir konu vardı. İkizler tartışmayı sever. W.B. Yeats, başkalarıyla yaptığımız tartışmalardan retorik, kendimizle yaptığımız tartışmalardan ise şiirin çıktığını yazmıştı. İkizler böyledir. Tartışacak kimseyi bulamazsa kendiyle tartışır. Hatta bu konuda kendinin en iyi dostudur. Kafasının içi fikirlerle doludur ve onları tokuşturup durur.Devamı »

Sartre’dan De Beauvoir’a: “Gerçek mutluluğun ne olduğunu hatırlattınız bana”

sartrebeauvoir

Bir yanda varoluşçuluğun babası, diğer yanda ikinci dalga feminizmin annesi. Ortada, edebiyat tarihinin en meşhur aşklarından biri… Gerçekten de edebiyat dünyasının en meşhur ilişkilerinden biridir Jean-Paul Sartre’la Simone de Beauvoir’ınki. Belki de en sansasyonelidir. Hiç evlenmeyen, hatta hiç beraber yaşamayan ikili, dönemin toplumsal ve kültürel değer yargılarına uyum sağlama ihtiyacı hissetmemiştir. Aşağıda, Sartre’ın de “Castor” olarak hitap ettiği de Beauvoir’a yazdığı mektupta, hem aşklarından hem de günlük hayatlarından bir kesit bulabilirsiniz.

Sartre’ın eserleri Can ve İthaki Yayınları’nca basılmakta. De Beauvoir’ın eserlerinin İmge’den ve Payel Yayınevi’nden çıkan eski baskıları bulunsa da, yazarın en meşhur eseri, İkinci Cinsiyet, ancak Kadın başlığı altında, üç kitaba ayrılmış bir halde sahaflarda bulunabiliyor. Bunların ötesinde, ikilinin aşklarının bir biyografisi için, Claudine Monteil’in Özgürlük Âşıkları‘na, Sartre’ın bir biyografisi için Denis Bertholet’in aynı adlı kitabına, De Beauvoir’ın bir biyografisi için sahaflarda bulabilirseniz Özgürlüğü Yazmak‘a, Sartre’ın tiyatro metinleriyle ilgili bir çalışma için de Ahmet Bozkurt’un Varlık Tutulması‘na göz atabilirsiniz. (Des Lettres aracılığıyla.)Devamı »

Haftadan Kalanlar // 19-25 Mayıs 2014

Son haftaların karanlık gündeminden sonra, Nuri Bilge Ceylan’ın 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülü’nü almasıyla birlikte biz de kültür sanat haberlerine geri dönüyoruz.

winter_sleep_poster_2* Dediğimiz gibi, Nuri Bilge Ceylan dün 67. Cannes Film Festivali’de Kış Uykusu‘yla Altın Palmiye Ödülü’ne layık görüldü. Kendisini tebrik ediyor, filmin vizyona girmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.

* Sabırsızlıkla beklediğimiz bu ve diğer filmlerin fragmanları: Kış Uykusu, Mood Indigo (Michel Gondry), Magic in the Moonlight (Woody Allen), Wish I Was Here (Zach Braff).

* Cannes demişken, Ingmar Bergman’ın bu büyük festivalle ilgili düşüncelerini de hatırlayalım. Üstat festivali, “et pazarı ve ruhsal utanç kaynağı” olarak tanımlamıştı.

* Dövme yapılma ânı, ileri derece yavaş çekimde.

* Koray Löker’den defterler üzerine.

* Heyecan verici bir yeni kitap haberi: Sevgi Soysal’ın gazete yazıları, Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri adlı kitapta İpek Şahbenderoğlu tarafından derlendi ve yazarın tüm eserlerini yayımlayan İletişim Yayınları‘ndan bu ay çıktı.Devamı »

En iyi New York romanları

Ah, New York. Büyük Elma. Uyumayan Şehir. Orada yaşayanlar için dünyanın merkezi, geri kalanlarımız için belki pis ve gürültülü, belki romantik bir şehir…

Sizin için New York ne olursa (ya da ne olmazsa) olsun, bu eşsiz şehrin dünya kültüründe özel bir yer tuttuğu yadsınamaz. Bu, elbette edebiyat alanını da kapsıyor. Flavorwire sitesi, New York’ta yaşamanın nasıl bir deneyim olduğunu en güzel ifade eden yirmi beş romanı derlemiş. Bu romanların hepsi de New York’tan bağımsız olarak muhteşemler, o yüzden şehirle ilgilenmeyenlerin de mutlaka okumaları tavisye edilir.

Her zaman olduğu gibi Türkçede bulabileceğiniz romanlara bağlantılar verdik. Kitapların arasından okuduklarınız var mı? Varsa nasıl buldunuz? Yorumlarınızı bekliyoruz.Devamı »

Haftadan Kalanlar // 28 Nisan-4 Mayıs 2014

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

1950’den günümüze pit stopların akıl almaz gelişimi. Galiba teknolojinin yanı sıra kurallar da değişmiş. 

* İthaki Yayınları’nın yeni dizisi Kalem ve Yaşam kapsamında yayımlanan Jack Kerouac ve Allen Ginsberg: Mektuplar kitabından daha önce bahsetmiştik. Kitabın çevirmeni Seda Ersavcı, çeviri süreciyle ilgili bir yazı yazmış. Meraklı okurlar kaçırmasın.

* Cep telefonları artık mini bilgisayar olmayı da aşıp birer oyun konsoluna dönüştüler. Hikmet Hükümenoğlu, cep telefonları için hazırlanmış en iyi sanatsal oyunları sıralamış. Daha önce fark etmediğimiz bir kategori…

* Dövme moda mı oldu?Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Studio Ghibli karakterleri 8-bit halinde

Dünyaca ünlü animasyon stüdyosu, Studio Ghibli, kuruluşundan bu yana aynı anda hem heyecan verici hem de dokunaklı filmler sundu izleyicilere. Muazzam görseller, incelikli müzikler ve elbette harikulade hikâyelerle karakterler… Ruhların Kaçışı, Yürüyen Şato ve Prenses Mononoke gibi filmlerle ayrıca ciddi bir hayran kitlesine de ulaşmış durumda Studio Ghibli (ve elbette kurucularından Hayao Miyazaki). 

Bu hayranların arasından İngiliz tasarımcı Richard J. Evans, Studio Ghibli karakterlerini 8-bit’lik olarak çizmiş. Bu filmlerde çoğunlukla bir nostalji havası da olduğu düşünülürse, gerçekten çok hoş bir proje olmuş. Bu çalışmanın devamı ve sanatçının diğer işleri burada. Siz en çok hangisinden hoşlandınız? (Flavorwire aracılığıyla.) 

gib1Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Boğa

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Dedikoducu Boğa

Herkes Boğa’yı inatçı olarak bilir; ama bu bilgi eksiktir. Boğa sabit burçtur, sebatlıdır, inatçılık da sebatkâr davrandığı konulardan sadece biridir. Annem Ayhan Bozfırat da Boğa’ydı, beni zorlu bir gebeliğin ardından, iki gün süren doğum sancıları sonucunda ölümü göze alarak doğurmuştu.

Boğa güzel şeyleri sever ve onlara sahip olmak ister ama kıskançtır da. Bu nedenle Anita Loos, erkeklerin güzel sarışınlara meraklı olup onların bavullarını taşımalarına yardım ettiklerini görünce, tepesi atıp sarışınların aptallığını kendine temel alan bir kitap yazmıştır: Erkekler Sarışınları Sever. Boğa’nın gözü bazen böyle kararır, gerçekleri gözden kaçırır, Anita Loos Boğa’ydı ama sarışın değildi.

Aslında Boğa’nın mizah duygusu başkalarının açıklarını iyi yakalamaktan geçer. Murathan Mungan’ın o çok eğlenceli kitabı Yüksek Topuklar da bir dolu kadın modeliyle dalga geçiyordu. Ama Boğa estetik olmakta da sebatlıdır, bu nedenle alaycılığından bile mizah dolu bir edebiyat yapıtı çıkartmayı başarır. Zaten Angela Carter da “Komedi başkalarının başına gelen felakettir,” diyerek Boğa’nın mizah anlayışını içtenlikle itiraf etmiştir. Boğa başkalarına güler, kendine değil. Yüksek Topuklar‘ın başarısı kahramanın kendine de gülmesinden kaynaklanıyordu. Kahraman doğal olarak Mungan’ın kendisi değildi. Boğa kendine gülmez ama göz önünde olmayı sever.Devamı »

Haftadan Kalanlar // 21-27 Nisan 2014

Geç olsun güç olmasın, diyor, geçtiğimiz haftanın notlarını bir gün geç iletiyoruz. Gecikmenin sebebinin Koltukname bebeğinin 1. doğum günü olduğunu söylersek bizi affeder misiniz?

mehmetguleryuz* Yeni bir HBO dizisi! Üstelik Lost‘un yapımcısından! Justin Theroux ve Liv Tyler’lı The Leftovers (Kalanlar) Amerika’da 15 Haziran’da ekranlarda. Fragmanı burada.

* Tembeller için pratik (!) sayfa çevirici.

* Kolektif Kitap editörü Evrim Öncül, Grafik Kanon‘u anlatıyor. Bizim de daha önce haberini paylaştığımız Grafik Kanon, deli işi projelerden biri. Henüz açıklanmamış bir başka deli işi proje haberini de yakında sizlerle paylaşacağız.

* David Sedaris Yunancada da komik midir? Çeviri üzerine hoş bir deneme.

* iPhone için atlanmaması gereken bir uygulama: Her Gün Bir Film. Yakında Android’e de gelmesi ümidiyle…Devamı »

Haftadan Kalanlar // 14-20 Nisan 2014

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

depp_jolie_apartment_01* Christopher Walken’ın 50 farklı filmdeki dansları bir arada. Başlık zaten yeterince açıklayıcı.

* Nick Hornby’yle Will Self’in bu yıl yeni kitaplarının yayımlanacağı duyuruldu. Biz de Twitter üzerinden Sel Yayıncılık‘a haber verme cürettinde bulunduk.

* Uzun yıllardır beklenen bir yazar nihayet Türkçede: Thomas Pynchon, 49 Numaralı Parçanın Nidası‘yla İthaki Yayınları‘ndan çıktı (Türkçesi Feride Evren Sezer). Yazarın diğer eserleri ne zaman yayımlanacak, hangi kitabı kim tarafından sinemaya uyarlanacak gibi soruların yanıtı için şu haberimize göz atabilirsiniz.

Gezi Tanıklığı belgeseli, Word Press Photo tarafından “online belgeseller” dalında birincilik ödülüne layık görüldü.Devamı »

Sorun değil

Berlinli illüstratör Thoka Maer, “It’s no biggie” (Sorun değil) adlı çalışmasında hayatın monoton anlarını yakalıyor. Bir türlü kulak arkasında durmayan bir saç teli, şemsiyeyi açınca kesilen yağmur, çatalda durmayan zeytin, Maer’in naif animasyonlarında sonsuza dek tekrarlanıyor.

Maer’in çalışmasından en sevdiklerimizi aşağıda derledik. Geri kalanları görmek için sanatçının Tumblr sitesini ziyaret edebilirsiniz. Başka başka işlerini görmek isterseniz kendi sitesi burada. Eserlerini satın alabileceğiniz bir dükkân da bulunuyor sitede. Ufak sıkıntılara kafayı takmamanız dileğiyle.

tumblr_lt4cygopVz1r4ibs7o1_500Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Muppet’lar Twin Peaks karakterlerine dönüşürse

David Lynch’in dizisi Twin Peaks, günümüzde artık kült bir klasiğe dönüşmüş durumda. Dizi için festivaller düzenleniyor, dizinin çekildiği bütün mekânların listesi çıkarılıyor ve dünya üzerinde diziyle alakalı her şey internette derlenip toplanıyor.

Diziden esinlenen sanat çalışmalarını da unutmamak gerek. Amerikalı grafik tasarımcı Justin DeVine, Muppet‘ları Twin Peaks‘ten karakterler olarak canladırmış. Bizim favorimiz elbette Kermit. Henüz altı tane suluboya resim yapan DeVine, projeyi sürdürecekmiş. Devamı ve başka çalışmaları için Tumblr’ına göz atabilirsiniz. (Flavorwire aracılığıyla.)

dr-lawrence-teethDevamı »

İthaki Yayınları’ndan yeni bir dizi: Kalem ve Yaşam

bramstokerGeçtiğimiz yıllarda, Steinbeck’in oğluna aşk tavsiyeleri verdiği bir mektubu çevirirken, yazarların mektuplaşmalarının, güncelerinin, anılarının Türkçeye çok az çevrildiğinden yakınmıştık. İthaki Yayınları, sanki bu şikâyetimizi duymuş gibi, yeni bir diziye başladı: Kalem ve Yaşam.

Yayınevine göre ocak ayında başlayan dizinin amacı ve dizideki ilk kitabın Bram Stoker’ın Kayıp Günlüğü olmasının sebebi şöyle:

İthaki Yayınları olarak, yıllardır eserlerini okuyup takipçisi olduğumuz yazarların masalarına, odalarına, günlüklerine, mektuplarına, anılarına, yaşamöykülerine sızma fikriyle, yeni bir diziye, Kalem & Yaşam’a başladık. Edebiyatın mahrem odalarına yapacağımız ziyaretlerin ilki için Bram Stoker’ı seçtik ve onun Kayıp Günlük’ünü yayımladık. Başlangıç için günlüklerle, mektuplarla, notlarla kurgulanan bir roman olan Dracula’nın yazarı Bram Stoker’dan daha iyi bir seçim olamazdı herhalde.

Stoker’ın kayıp olan günlüğü, bir süre önce torununun oğlununun evinde, evet, doğru tahmin ettiniz, “tozlu” tavan arasında bulunmuş. Günlüğü yayına hazırlayanlar Dacre Stoker ile Elizabeth Miller, Türkçeye çeviren ise Uğur Ceyhan.Devamı »

Fitzgerald’dan yeni bir öykü: “Kibrit İçin Teşekkür Ederim”

Geçtiğimiz yıllarda, The New Yorker dergisinin vakti zamanında reddettiği bir F. Scott Fitzgerald öyküsünü aradan 76 yıl geçtikten sonra yayımlayacağını duyurmuştuk. Şimdi de “Kibrit İçin Teşekkür Ederim” adlı bu öyküyü, İskenderiye Dörtlüsü; Tüfek, Mikrop ve Çelik gibi kitapların yanı sıra Fitzgerald’ın Caz Çağı Öyküleri ve Uçarı Kızlar ve Filozoflar’ının usta çevirmeni Ülker İnce‘nin bize özel yaptığı çeviriyle sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.

“Kibrit İçin Teşekkür Ederim”i dilerseniz aşağıda okuyabilir, dilerseniz bu bağlantıdan PDF olarak indirebilirsiniz.  Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Koç

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Koç’a Koç’tan Dost

Koç, zodyağın ilk burcudur, şuursuzdur. Burçların baştan aşağı bir hurafe olduğunu savunan aydınlanmacı kafalıların çoğu da zaten Koç’tur. Burçlara inanmadıkları gibi, burçların, insanların yüzüne söylemenin pek hoş kaçmayacağı gerçekleri genelleyerek söylemenin bir yolu olduğunu da kabul etmezler.

Zaten genellikle hiçbir şeyi kabul etmezler. İnatçıdırlar. Bildiklerinden şaşmamak anlamında değil, bilmediklerini kabul etmemek konusunda. Bildiklerini okurlar. Yalnızca kendilerininkini. Mesela Descartes’ın adı Renee idi, ailesi, arkadaşları binlerce kez ona bu adla seslenmişti ama o ikna olmadı, varlığına inanmak için kendi düşüncelerine güvendi ve “Düşünüyorum, öyleyse varım,” dedi. Doğruydu, düşünüyordu, Koç olmak düşünmeyi engellemez ama sık sık fikir değiştirmeye neden olur. Bakınız Erdal Öz aynı kitabı bir hafta içinde iki kere raflara koydu, kaldırdı. Son durumun ne olduğunu kimse hatırlamıyor ama önemli değil, Koç da zaten hafızasıyla tanınmaz. Bazen o kadar hafızasız davranır ki insan onun kötü niyetli olduğuna bile inanabilir. Ama bir Koç nadiren kötü niyetli olur. Ancak o kafasının karışık olmadığını, onun yerine iyi bir karışım oluşturduğunu savunur. En azından Tennessee Williams durumu böyle dile getirmişti. Henry James ise kahramanlarından birini tanımlarken, “Ufacık fırsatlara büyük hataları sığdırabilmek gibi karşılığı olmayan bir yeteneğe sahipti,” der. Koç olduğu için portresini çizdiği hanım da bir türlü hatalarından ders almayı bilmezdi ve hep yeniden başlayacak, yeni bir hataya daha atılacak gücü kendinde bulurdu. Devamı »