Virginia Woolf’un eşine veda mektubu: “Kimselerin bizden daha mutlu olabileceğini sanmıyorum”

Virginia Woolf, paltosunun cebine taşlar doldurup evinin yanındaki ırmağa girdiğinde elli dokuz yaşındaydı. Hayatı boyunca faklı farklı dönemlerde akıl hastalığıyla boğuşan Woolf, bu döngüyü daha fazla sürdüremeyeceğini hissetmişti. İntiharından önce kocası Leonard Woolf’a yazdığı veda mektubunda bunu açıkça ortaya koyuyor. Trajik bir hayatın hazin sonunu okuyoruz bu mektupta.

Woolf geriye dokuz roman, öykü derlemeleri ve birçok deneme bıraktı. Toplu eserlerine Türkçede İletişim Yayınları ile Kırmızı Kedi Yayınevi‘nden ulaşabilirsiniz. Yazarın hayatını merak edenlerse Anthony Curtis‘in ya da Quentin Bell‘in yazdığı biyografilere göz atabilirler. (Des Lettres aracılığıyla. Görsel, Michael Daye.)Devamı »

Vicdan

richard
III. Richard’ın, bir otoparkın altında bulunan kemikleri.

 

Yok, pek bulaşmak istemem ona…
Ürkek yapıyor insanı; çalacak olsan suçlar,
Küfredersin ayıplar;
Komşunun karısıyla yatamazsın, yakalar;
Vicdan, insanın içinde durmadan başkaldıran
Yüzü kızaran, utangaç bir ruhtur.
Hep sorun yaratır: Bir gün
Rastlantıyla bulduğum bir kese altını
Zorla geri verdirdi sahibine
Eğer vicdana sahipsen hazır ol dilenmeye.
Tehlikeli diye kovulur kentlerden, kasabalardan.
İyi yaşamak isteyen insan kendine güvenir,
Onsuz yaşamaya çalışır.

 

III. Richard, William Shakespeare, Çev. Özdemir Nutku, İş Bankası Kültür Yayınları

Mark Twain’den çocuklara okuma önerileri

UnknownDaha önce “bıyık altından gülme ustası” olarak tanımladığımız Mark Twain, Papaz Charles D. Crane’e yazdığı aşağıdaki mektupta, papazın ricası üzerine bir kız bir de oğlan çocuğu için kitap önerilerinde bulunuyor. Ayrıca en sevdiği on iki yazarı sıralaması istenen Twain, tam da kendinden beklenecek komik bir yanıtla, bunun evlilikten bile daha büyük bir sorumluluk olduğunu belirtiyor.

Twain’in çocuklara yaptığı öneriler oldukça ağır şey eserler. Buradan çocuklara her zaman yetişkin muamellesi yaptığını bir kez daha anlayabiliriz galiba.

Mark Twain Project‘ten Neda Salem’e göre, Twain’in en sevdiği kitaplar arasında saydığı kendi eseri, “BB”, muhtemelen “1601” adlı Elizabeth Çağı taşlaması. Neden “BB” olarak andığı bilinmiyor.

Devamı »

Haftadan Kalanlar // 17-23 Mart 2014

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

Semsiye_KKK* Biraz eski ama zamansız sayılacak bir haber: The Los Angeles County Museum of Art (Los Angeles Bölgesi Sanat Müzesi), 20.000 sanat eserini, indirilebilecek şekilde dijital ortama taşımış. Bu, müzedeki eserlerin çeyreğini oluşturuyor. Yine de elbette en önemli nokta, eserlerin bedavaya indirilebilecek olması. Open Culture’ın, müzeyle ilgili ayrıntılar da içeren haberi burada. Müzenin sayfası ise burada.

* Zezine yeni sayısıyla ekranlarda! Uzun zamandır beklediğimiz üçüncü sayının teması Zanaat, rengi sarı, içeriği şahane. Zezine’in Koltukname yazıları burada.

* İstanbul’un kedileriyle ilgili belgesel çekilmiş. Sokakta kedi sevmeye doyamayan İstanbullular ve İstanbullu olmayıp da şehrin kedilerini merak edenler için. Fragman burada.Devamı »

“Küçük Prens öldü”

1509875_10152225138979318_421703739_n

Antoine de Saint-Exupéry, kimliği bilinmeyen yirmi üç yaşındaki bir “küçük kız”a yazdığı mektupta, onunla randevusuna haber bile vermeden gelmediği için kadına sitem eder. Öyle derinden yaralanmıştır ki, Küçük Prens ölmüştür artık.

De Saint-Exupéry’nin mektubunu, tek tweet‘i bir aşk acısıyla ilgili olan Berkin Elvan’ın anısına paylaşıyoruz… (Des Lettres aracılığıyla.)

Mayıs 1943

Şimdiden, sabahın beşinden uyuyacağım saate kadar tek başıma olacağım çünkü tüm dostlarıma yorgun olduğumu,  kimseyi görmek istemediğimi söyledim. Bunca uzun bir zaman ayırmaya özen gösterdiğim küçük kız, gelmeyeceğini bildirmek için telefon etme zahmetine bile katlanmadı.Devamı »

Haftadan Kalanlar // 3-9 Mart 2013

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

0d9b80f0369247bf244e9bc175f37baec95cdba89e002* Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nün İngilizce kapağının macerası internete dönedursun, Tanpınar’ın Garip şiirini taklit ettiği karalamaları bulundu. Üstelik Mîna Urgan hocasının şiirlerini Ankara’ya, Orhan Veli’ye yollamış. Edebiyat camiasındaki bu eski ilişkiler ağı insana gerçekten de tuhaf geliyor. 

* Dün Dünya Kadınlar Günü’ydü. Kadınlar Taksim Meydanı’na alınmadı; polis kalkanları mora boyandı. Kültür, sanat, siyaset, vb. alanlarında etkili kadınların hayatlarını merak edenlere Everest Yayınları’nın Unutulmayan Kadınlar dizisini tavsiye ediyoruz. 

* Dün aynı zamanda Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ın 70. ölüm yıldönümüydü. Yazarın Heybeliada’daki şu an müze olan evinin meslek kursuna dönüşmesi söz konusu. İBB meslek kursu açacak başka ev mi bulamadı, diye düşünüyor insan ister istemez. Eminiz ki Gürpınar hayatta olsaydı son derece hicivli bir laf yapıştırırdı. Örnek isteyenler, hiç eskimeyen yazarın hiç eskimeyen şu sorusuna göz atabilirler: “Hâlâ mı Yobazlar?” 

* Son olarak, dolmakalem meraklılarına geliyor: Kartuş takma sorunu.

 

Dövmelenen ünlüler

“Instagram sanatçısı” Cheyenne Randall (sanatçı türleri gün geçtikçe artıyor), ünlülere dövme yapıyor — ama iğne ve mürekkep değil, Photoshop kullanarak.

Dergilerin üstlerinde insanların vücutlarına dövmeler çizdikten sonra kendine Photoshop öğreten Randall, Marilyn Monroe’dan Elizabeth Taylor’a, hatta kraliyet ailesine kadar herkesi “dövmeliyor”. Üstelik tek tük dövmeler de değil söz konusu olan, tüm vücudu kaplayan çizimler.

Aşağıda Randall’ın çalışmalarından bir seçki bulabilirsiniz. Sanatçının Instagram hesabı burada, başka kolaj çalışmalarının bulunduğu Tumblr sitesi ise burada. (Refinery29 aracılığıyla.)

01Devamı »

Haftadan Kalanlar // 24 Şubat-2 Mart 2014

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

Her zamankinden de yoğun olarak kasetlerle geçen bir haftadan kalanlar, ancak kasetlerin izi olabilir. İşte bu hafta ortaya çıkan (yahut bu hafta hatırlanan) çeşitli internet siteleri. Listeye ekleyebileceğimiz siteleri yorumlara bekliyoruz.

* Paraları Sıfırla.

* Başbakan Konuşma Generator.

* Sümeyye Geldi mi?

* Hükümet Düştü mü?

* Lobini Seç!

* Son olarak, Can Kazaz‘ın “Başbakan in Hadi” remiksine Koff Animation‘dan bir animasyon:Devamı »

Yerel lezzetlerle oluşturulan ülke bayrakları

Crave Sidney Uluslararası Yemek Festivali, çeşitli güzelliklere vesile olmayı sürdürüyor. Daha önce festival kapsamında yapılan ve yemeğin sanatla ilgisini irdeleyen sergiden çalışmalara yer vermiştik. Şimdi de festivalin reklam kampanyasıyla karşınızdayız.

Dünya çapında tanınan reklam ajansı, TBWA (İstanbul ayağı da burada),  festival için yerel lezzetleri kullanarak çeşitli ülkelerin bayraklarını oluşturdu. Kimilerini diğerlerinden daha başarılı bulsak da, çoğunun midemizi kazındırdığını itiraf etmemiz gerekiyor. Sizce en iştah açıcı görünen hangisi? (Oi! Blog aracılığıyla.)

 

İtalya; fesleğen, makarna ve domates.
İtalya; fesleğen, makarna ve domates.

Devamı »

Yabancı yazarlar kendi eserlerini okuyor

Severek takip ettiğimiz, birçok haberini de paylaştığımız Flavorwire sitesi yine güzel bir derlemeyle karşımızda: edebiyata damgasını vurmuş yazarların kendi eserlerini okuması. Sevdiğimiz yazarın çoğuyla hiç yüz yüze gelemeyeceğimiz için yaptıklarını belirttikleri çalışmadan, çağdaş da olsa klasikleşmiş yazarların videolarını biz de sizlerle sunuyoruz.

Flavorwire’ın yaptığı seçkinin ötesinde yazarların seslerini duymak isteyenler, The Rodgers and Hammerstein Archives of Recorded Sound’a göz atabilir. New York Public Library’nin arşivi, yazarların yalnızca kendi çalışmalarını değil, başka ünlü edebi eserleri okumalarını da içeriyor. Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Balık

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Balık Derinlerde Gezer

Bütün ömrünü dere tepe zıplamaya adamış olan Jack Kerouac, “İnsanın bütün ömrü bir yabancı ülkedir,” demişti. Bunu ancak bir Balık söyleyebilirdi çünkü insan karada, Balık suda yaşar, yani Kerouac kendini hep yaban ellerde hissetmekte haklıdır. Balık ters yöne doğru yol almaya çalışan iki balıkla temsil edilir. Victor Hugo, “İnsanlık tek kutuplu bir daire değil, iki kutuplu bir elipstir,” diyerek bu durumu çok güzel dile getirmiştir (tek sorun Balık yerine insan demiş olmasıydı ama zaten Balık insancıldır).

Elipsin bir kutbunda gerçekler, diğer kutbunda ise idealler vardır, yani düşler, hayaller. Balık elipsin ikinci kutbunda salınır, hayalperesttir, duygusaldır, düşçüdür, imgelemi geniştir. W.H. Auden duruma açıklık getirmek için düşçülüğü imgelerin yendiği bir sofraya benzetir. Bu sofrada “bazıları ağzının tadını bilir bazıları ise pisboğazdır. Birçokları ise imgelerini pişirmeden konserve kutularından bir lokmada, düşünmeden, tadını almadan yalayıp yutarlar.” Balıklar ise sindire sindire, tadını çıkartarak yerler, mizah duyguları gelişmiştir. Nitekim Lale Müldür, “Depresyon Efendisi” adlı yazısıyla depresyonun bile nasıl tadını çıkarttığını anlatmıştı. Balık olmayanlar ile Balıkların ruh kardeşi Oğlak olmayanlar pek anlamamıştı espriyi ama bu zaten Balığın kaderidir. Balığı kendi bile zor anlar.Devamı »

Haftadan Kalanlar // 17-23 Şubat

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

* Kadınla erkek rollerini değişerek kadın olmanın nasıl bir his olduğunu aktarmaya çalışan bu Fransız kısa filmi gerçekten çarpıcı.

* Kısa film demişken, Türkçe Bilimkurgu ve Fantastik‘in Kısa Film sayfasını şiddetle öneriyoruz. Animasyonlardan maceraya, her türlü kısa filmi bulabilirsiniz. Özellikle miskin pazar günleri için ideal.

* Simpsons’dan bir kesit — yedi farklı dilde!

* Özellikle Bereket Denizi dörtlemesiyle tanınan Yukio Mişima’dan ender bir söyleşi görüntüsü, üstelik İngilizce. Bereket Denizi‘ni tamamladığının ertesi günü seppuku (bir intihar ayini) yapan Mişima söyleşide ulusalcı görüşlerini açıklıyor.

* Sait Faik Abasıyanık’ın, uzun zamandır Birtakım İnsanlar adıyla satılan romanı, nihayet sansürlenen kısımları yeniden eklenerek, özgün adıyla, Medarı Maişet Motoru olarak İş Bankası Yayınları’nca yayımlandı.

* Siren Yayınları’ndan sonra Labirent Yayınları da Grooveshark’ta! Daha önce edebi müzik listelerinden bir iki kere bahsetmiştik, tahmin edersiniz ki yayınevlerinin müzik seçkileri oluşturmalarını bayılıyoruz.

* Son olarak, Goodreads’deki “En İyi Türkçe Klasikler” listemize bekleriz.

Henry Miller’dan Anaïs Nin’e: “Tenimde senden parçalarla ayrıldım yanından”

henrynin.jpg

Çağdaş klasik yazarların başında gelen iki isim: Henry Miller ve Anaïs Nin. 1932’de, Paris’te tanıştıktan sonra, evli olmalarına rağmen birlikte olmaya başlayan sevgililer. İkilinin uzun yıllar süren tutkulu aşk ilişkisi, aralarında yoğun bir mektuplaşmanın başlamasına neden olmuştu. Aşağıda bu mektuplaşmanın çarpıcı bir örneğini bulabilirsiniz: Miller’dan Nin’e, ilişkilerinin henüz başlarındayken yazılan bir aşk mektubu.

Yazarların eserlerini okumak isteyenler için Türkçede ulaşılabilecek kitaplar şöyle: Miller’ın Yengeç Dönencesi ile Clichy’de Sessiz Günler‘i, Avi Pardo çevirisiyle Siren Yayınları’nda, Uykusuzluk‘u ise Notos Kitap’taOğlak Dönencesi de yakında Siren’de. Anaïs Nin’in eserleriyse Püren Özgören çevirisiyle Everest Yayınları’nda. Yani iki yazarın da Türkçe çevirmen açısından şanslı olduğu söylenebilir. (Des Lettres aracılığıyla.)

14 Ağustos 1932

[Anaïs]

Bir daha aklıselime kavuşabileceğimden emin değilim. Mantıklı davranalım. Bu bir Louveciennes evliliği oldu, yadsıyamazsın. Tenimde senden parçalarla ayrıldım yanından; bir kan okyanusunda, senin arı ama zehirli Endülüs kanının okyanusunda yürüyorum, yüzüyorum. Yaptığım, söylediğim, düşündüğüm her şey bu evlilik ekseninde dönüp duruyor. Seni evin hanımefendisi olarak gördüm, koyu tenli bir Mağripli, beyaz bedenli bir zenci, tüm bedeni her yanı gözden ibaret — kadın, kadın, kadın. Senden uzakta yaşamaya nasıl devam edebileceğimi bilemiyorum. Bu ayrılıklar ölüm artık. Hugo geri dönünce ne hissettin? Ben hâlâ orada mıydım? Onunlayken de benimle olduğun gibi olduğunu hayal edemiyorum. Sıkıştırılmış bacaklar. Kırılganlık. İhanet edenin tatlı boyun eğişi. Kuş uysallığı. Benimle tekrar kadın oldun. Neredeyse dehşete kapılmıştım. Otuz yaşında değilsin — bin yaşındasın adeta.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Rastlantısal tarihi edinimler

Grafik tasarımcı Kursat Sevim‘in “Rastlantısal tarihi edinimler” başlıklı çalışması, başbakanın özlü sözlerini, o sözlere uygun meşhur filmlerden karelerle bir araya getiriyor. Film karakterleri tarafından sarf edilmiş gibi görünen sözler, Sevim’in deyimiyle özünde sevdiklerinin ve sevmediklerinin bir karışımı.

Sevim’in tüm çalışmaları için internet sitesine göz atabilirsiniz. Tasarımcısının Twitter’ı ise burada.

Line sitesinde paylaştığı çalışmasında favorimiz galiba “Ananı da al git John Connor”. Ya sizinki?

6206_614536488584200_1522582375_nDevamı »

House dizisi Almanya’daki bir hastanın hayatını kurtardı

Almanya’da bir doktor, House, MD dizisini izlediği için bir türlü teşhis konulamayan bir hastanın hayatını kurtardı.

Bir sağlık merkezine ileri derece kalp yetmezliği, yüksek ateş, körlük, sağırlık ve lenf büyümesi bulgularıyla gelen 55 yaşındaki hastanın durumunun hızla kötüye gitmesi diğer doktorları şaşkına çevirirken, Doktor Juergen Schaefer söylediğine göre beş dakikada teşhisi koydu.

Schaefer doğru teşhis için tıp bilgisinden değil, House bilgisinden yararlandı. Dizide aynı bulgularla gelen bir hastanın, kalça eklemi protezinden kobalt zehirlenmesi yaşadığını hatırlayan sıradışı doktor, gerçek hayatta da hastanın kalça eklemi protezinden kobalt zehirlenmesi yaşadığını teyit etti.Devamı »

Haftadan Kalanlar // 3-9 Şubat 2014

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

* Fontlardan esinlenen güneş gözlükleri. Şimdilik Helvetica ve Garamond var ama yakında yeni modeller de gelecekmiş. (Siren’in Sesi aracılığıyla.)

* Monograf’ın yeni sayısı, Edebiyat ve İktidar yayında. Gelecek sayıya yazmak isteyenler için, konu Edebiyatta Görsellik Temsilleri.

* TOKİ sessiz sedasız bir fotoğraf yarışması yapmış. TOKİ binalarını, inşaatlarını en güzel yansıtanı ödüllendiren bir fotoğraf yarışması. Ortaya çıkanlar gerçekten içler acısı.

* Kanser gitgide artıyor mu, yoksa eskiden teşhis konulamadığı için mi bize öyle geliyor? Dünya Sağlık Örgütü’ne göre yanıt, ne yazık ki arttığı, üstelik artışının hızlanacağı.

* Bitter çikolata tutkumuz kakao fiyatlarının delice yükselmesine neden oluyormuş. Çikolatadan vazgeçemeyeceğimize göre, bir bittere iki sütlü çikolata yiyelim en iyisi.

* Daft Punk‘ın maskesi düştü! O robot kasklarının altında neye benzediğini görmek isteyenler şu paparazi fotoğraflarına göz atabilirler.

1942’den bu yana el değmemiş bir Paris dairesi

239446-original1-0k31y

2010 yılında, Paris’te bir apartman dairesi keşfediliyor — 1942’den bu yana içine hiç adım atılmamış bir daire.

Dairenin sahibi Madam de Florian adında bir oyuncu. De Florian, II. Dünya Savaşı sırasında, sahip olduğu her şeyi ardında bırakarak Fransa’nın güneyine kaçıyor. Paris’e bir daha asla dönmüyor ama 91 yaşında ölene dek dairesinin aidatını ödemeye devam ediyor. 

Ancak de Florian’ın ölümünden sonra biri, bir mezatçı daireye giriyor ve 1942’den bu yana hiçbir şeye el değmediğini görüyor. Devamı »