Stephen King’in Kubrick’e öfkesi

The Paris Review dergisi, belki yayımladığı eleştirilerden de çok yazar söyleşileriyle tanınan bir mecmua. 1950’lerden bu yana yapılan bu uzun ve nitelikli söyleşilerde, Ray Bradbury’den Joan Didion’a, Ernest Hemingway’den Paul Auster’a, birçok isimle karşılaşabiliyorsunuz.

Yine de kalabalık arşivin içinde Stephen King‘le karşılaşınca, açıkçası şaşırdık. Her ne kadar popüler kültürle aramız gayet sıkı fıkı olsa da, King’in Paris Review‘e fazla popüler kaçtığını düşünmemek elde değildi. Söyleşiyi okudukça yanıldığımızı anladık. Söyleşinin ana ekseni zaten King’in, kariyerinin son yıllarında, gittikçe daha çok ödüller ve komisyon üyelikleriyle onore edilmesi ve kendi edebiyatını Amerikan edebiyatının neresine koyduğuydu.

King hayranıysanız, söyleşiyi mutlaka okumalısınız. Yazarın hangi eserlerini daha çok katmanlı bulduğunu, hangi kitaplarını en çok beğendiğini ve en çok hangi kitabını aşmaya çalıştığını okumak mümkün. (Merak edenler için: Bir Aşk Hikâyesi‘nden daha iyi bir kitap yazmak istiyormuş kariyeri son bulmadan önce.)

Hep türler arası geçişlere odaklanmış olduğumuzdan olsa gerek, uzun söyleşinin en ilgimizi çeken kısımlarından biri King’in senaryo uyarlamalarıyla ilgili yorumları oldu. Herhalde bunların en ünlüsü, The Shining romanından (Türkçede Medyum) uyarlanan, aydı adlı Stanley Kubrick filmi. Aşağıda King’in bu uyarlamayla ilgili öfkesini okuyabilirsiniz. Bu sırada not düşmeyi de unutmayalım: King’in meşhur romanlarından Carrie, bir kez daha beyazperdeye aktarılıyor.

Devamı »

Oscar Wilde’ın 22 bin sterlinlik tavsiyeleri

Oscar Wilde, daha önce hiç görülmemiş bir mektubunda, yazarlara ofis işlerini bırakmamalarını söylüyor.

Geçtiğimiz kasım ayında, bir dolabın arkasındaki toz kaplı bir kutuda bulunan on üç sayfalık mektup, “Bay Morgan” adındaki, kim olduğu bilinmeyen bir yazar adayına gönderilmiş. Kutuda aynı zamanda, Wilde’ın sevgilisi Lord Alfred Douglas‘a yazdığı meşhur sonesi, “The New Remorse”un da ilk taslağı da var. Belgelerin bulunduğu kutu, Victoria Çağı’nda yaşamış bir bira fabrikası sahibinden kalmış ve torunu öldükten sonra uzmanlar Oxfordshire‘daki mülkiyetini incelerken ortaya çıkmış.Devamı »

Nâzım Hikmet’in Kürk Mantolu Madonna eleştirisi

Sabahattin Ali’nin en meşhur eseri, Kürk Mantolu Madonna, bu yıl 70. yaşına girdi. Yapı Kredi Yayınları, bunu özel bir baskıyla kutlarken, editör Sevengül Sönmez Radikal Kitap‘ta yazdığı bir yazıda, “Kürk Mantolu Madonna‘yı neden çok sevdik?” diye soruyor.

Sabahattin Ali’nin romanı, ikinci kez askerlik yaptığı Büyükdere’de bir çadırda yazmaya başlamasından, romanın gazetede tefrika edilişine kadar (18 Aralık 1940-8 Şubat 1941 arasında, Hakikat gazetesinde Büyük Hikâye başlığı altında) Kürk Mantolu Madonna‘nın var oluş macerasına değinen Sönmez’in yazısı, döneme ve Sabahattin Ali’nin başyapıtına dair çeşit çeşit bilgiyle dolu. Bunların arasında en çok ilgimizi çekeni, Nâzım Hikmet‘in eleştirisi oldu.Devamı »

Nabokov’dan sinestezi üzerine

Kelime anlamı “birleşik duyu” olan, Yunanca kökenli sinestezi kelimesi, herhangi bir şeyin, normalde tetiklemeyeceği bir duyuyu tetiklemesi anlamına gelir. Örneğin, sineztesik kişiler için bir rengin tadı ya da bir melodinin rengi olabilir.

Ünlü yazar Vladimir Nabokov da, grafem-renk sinestezisine sahipmiş. Yani belli harfleri belli renklerde görüyormuş. BBC’ye 1962’de verdiği bir röportajda, “Buna renkle duyma diyorlar,” diye açıklamış Nabokov. “Belki bin insanda bir görülüyor. Ama psikologlara göre çoğu çocukta var; ama sonraları, aptal anne babaları hepsinin saçmalık olduğunu, A’nın siyah olmadığını, B’nin kahverengi olmadığını, zırvalamayı bırakmaları gerektiğini söyleyince bu  kabiliyetlerini yitiriyorlar.”

Kendi başharflerinin renkleri sorulduğunda şöyle yanıt vermiş Nabokov:

V soluk, saydam bir tür pembe, sanırım kuvars pembesi deniliyor: V’yle özdeşleştirebildiğim en yakın renk bu. Diğer yandan, N’yse yeşilimtırak-sarımtırak bir yulaf ezmesi renginde. Devamı »

Televizyondan kitaba – Game of Thrones

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

got_-_official_posterÜlkemizde kitapları Taht Oyunları olarak çevrilen Game of Thrones, yeni sezonuyla çok yakında karşımızda. 31 Mart’ta üçüncü sezonun ilk bölümünü seyredebileceğiz. Belki Mad Men en fazla Emmy Ödülü almış, Girls genç ve kadın olmayı çok farklı bir şekilde tartışıyor, Downton Abbey de 20. yüzyıla bir daha bakıyor olabilir; fakat Game of Thrones, bu kendi alanlarında çok başarılı olan dizilerin aksine, aynı anda birkaç alana el atması sayesinde popüleritesine ve kült konumuna hızla erişti.

Dizinin sadece ilhamını değil, doğrudan repliklerini aldığı kitap serisinin de başarısı burada. Hem fantastik edebiyat hem siyaset hem korku hem polisiyeyi hem de tarihsel roman planını bir arada başarılı bir şekilde tutabiliyor serinin yaratıcısı George R. R. Martin. Bu açıdan biz bu diziyi yine 2000’lerin şahane dizilerinden Battlestar Galactica‘ya benzetiyoruz. Orada da hem bilimkurgu hem macera hem romantik drama hem de korku ve polisiye bir aradaydı. Diziler ve kitap serileri uzun zaman yayıldıkları ve parça parça bir yapıyı benimsediklerinden bu türlerin birleşimine özel bir imkân sağlamış oluyorlar.

Bilmeyen için nedir Game of Thrones diye anlatmak gerekirse, hayali bir dünyada, Westeros’da farklı krallıkların arkalarında rekabet ve savaş dolu bir tarihle birlikte hem birbirleriyle hem de kuzeyden gelen kış ve kışın getirdiği kural tanımayan özgür kabileler ve fantastik yaratıklarla mücadeleleri diye özetlenebilir. Bizce, Game of Thrones‘un bir başarısı da bu kadar yüklü bir tarihi arka plan, bu kadar çok karakter ve temayı neredeyse pürüzsüzce birbirine bağlamasından kaynaklanıyor. Daha önce diziyi seyretmemiş olan, şimdi kara kara nasıl başlayacağını düşünenlere, ne kadar şanslınız iki sezon arka arkaya seyredebileceksiniz, diyoruz!

Özel efektlerine, müziğine, seçtiği görsel arka planlara ve çoğu oyunculuğuna bayıldığımız Game of Thrones kesinlikle sürükleyici bir dizi. Bu sürükleyiciliğe tekrar kapılmadan önce bir durup aklımıza getirdiği okumaları not etmek istedik.Devamı »

Bağımsız kitapçıları gezinen resimli Don Quijote sayfaları

donki

San Francisco’lu sanatçı Boethius, şehirdeki bağımsız kitapçılardaki kitapların içine resimli sayfalar bırakıyor. “Portraits of an Ingenious Gentelman” (Maharetli Bir Centilmenin Portreleri) adındaki proje kapsamında, hepsi Don Quijote‘nin sayfalarına resmedilen birbirinden farklı çizimler her yerde ortaya çıkmaya başladı.

Melville House’tan Dustin Kurtz‘le yaptığı söyleşide, son iki yıldır kitabın her yaprağına (tek tarafına) bir resim çizdiğini söylüyor Boethius. “Yani yaklaşık 470 tane çizim var; arada birkaçı kayboldu, yırtıldı ya da yanlışlıkla benim kitaplarımdan birinin arasında kaldı.” Sanatçı, bunların arasından 375 tanesini dağıtacağını, geri kalanlarıysa sergilemek istediğini söylüyor. “Yarısı dağıtıldı, geri kalanlar bu haftanın sonuna kadar dağıtılacak.” Neden kitapçıları seçtiği sorusunaysa şöyle yanıt veriyor:Devamı »

Independent Dünya Edebiyatı Ödülü 2013 aday adayları

İngiliz The Independent gazetesinin her yıl verdiği Independent Dünya Edebiyatı Ödülü’nün (Independent Foreign Fiction Prize) 2013 aday adayları açıklandı. Listede Orhan Pamuk’un Sessiz Ev‘i de bulunuyor.

Aday listesi önümüzdeki ay açıklanacak olan ödülün kazananı mayıs ayında belli olacak. Arts Council England, Booktrust ve Champagne Taittinger’ın sponsorluğunda yapılan ödülün ucunda 10 bin sterlin bulunuyor. Para, yazarla çevirmen arasında eşit olarak bölüştürülüyor. Jüride bu yıl Boyd Tonkin, Frank Wynne, Elif Şafak, Gabriel Josipovici ve Jean Boase-Beier bulunuyor.

Ay başında yaptığımız bir haberde de, Three Percent‘in verdiği En İyi Çeviri Ödülü’nün 2013 aday adaylarını açıklamıştık. Bu ödülde de, son iki yıldır Amazon’un sponsorluğu sayesinde verilen toplam 25 bin dolar, yazar ve çevirmenler arasında eşit dağıtılıyordu.

İşte Independent Dünya Edebiyatı Ödülü’nün 2013 aday adayları. Her zamanki gibi, Türkçe olarak ulaşılabilen eser ya da yazarlara link verilmiştir:Devamı »

Jonathan Strange ve Bay Norrell televizyona uyarlanıyor

İki kere büyük bir heyecanla okuduğumuz, hatta üçüncü okuyuşumuzu iple çektiğimiz Jonathan Strange ve Bay Norrell, BBC tarafından televizyona uyarlanıyor.

Susanna Clarke‘ın, “alternatif tarih” adındaki alt bilimkurgu türünde yazdığı roman, İngiltere’deki büyü yapmayan, centilmen büyücülerin, bu büyücülerle görüşmeyi reddeden huysuz Bay Norrell’in ve Bay Norrell’e öğrenci olarak dadanıp büyüyü pratik olarak da çalışmaya başlayan Jonathan Strange’in hikâyesini anlatıyor.

Bu neredeyse 800 sayfalık kapsamlı romanı kuşkusuz sinemaya aktarmak imkânsıza yakın olurdu. Bu yüzden Peter Harness, altı bölümlük bir senaryo hazırlıyor olacak. Yönetmen koltuğundaysa Doctor Who ve Sherlock gibi dizilerden tanınan Toby Haynes var.Devamı »

Yeni çıkan akademik kitaplar // Ocak-Şubat 2013

Akademik alanda yeni yayımlanan kitaplar listemizle bir kez daha karşınızdayız. Listede, sadece akademisyenlere hitap etmeyen ama kurmaca ya da anı da olmayan tarih, sanat tarihi, felsefe, siyaset, sanat ve edebiyat üzerine çalışmalardan seçkiler yaptık. Son aylarda bu alanlarda listeye almak istediğimiz ve yeni kitaplar basan yayınevlerine yer verdik.

Hazırlık aşamasında kişisel yönelimlerimiz de rol oynadığı açık: Nitekim bu listeyle, tüm yeni çıkanları haber vermektense, bir seçme sunarak daha önce belki de aklımıza düşmemiş ya da düşüp de unuttuğumuz konularda okumalar yapmak için hem kendimizi hem de sizleri teşvik etmeyi umuyoruz. Kitap listelerinin en çok romanlardan, bazen de anılardan oluştuğu memleketimizde, başkalarının da daha fazla ve daha sürekli bir biçimde kurmaca olmayan eser listeleri hazırlayacağına dair de bir hayalimiz var.

Gözden kaçırdıklarımızı, bu aylarda şahane kitap basıp da fark etmediklerimizi lütfen yorumla ya da e-postayla bize hatırlatın. Liste tekrarladıkça ve hep beraber kullandıkça gelişecek.Devamı »

Nabokov’dan Dostoyevski eleştirileri: “Dostoyevski’yi madara etmek için sabırsızlanıyorum”

Vladimir NabokovVladimir Nabokov’un Dostoyevski’den pek hazzetmediğini biliyorduk. Lakin, geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları’ndan, Yiğit Yavuz, Fatih Özgüven ve Ayşe Nihal Akbulut çevirisiyle çıkan Rus Edebiyatı Dersleri bizi yine de afallattı. Nabokov’un 1948-58 yılları arasında ABD’de çeşitli üniversitelerde verdiği derslerin notlarından oluşan kitapta, önemli Rus yazarlar, eser eser gidilerek ele alınmış. Tolstoy, Gogol, Turgenyev, Çehov, Gorki ve elbette Dostoyevski.

Nabokov derse, “Dostoyevski’yi madara etmek için sabırsızlanıyorum,” diyerek başlayınca ister istemez biz de sabırsızlandık ve ilginç bulduğumuz tespitleri sizler için not ettik.

Dostoyevski’nin Sibirya’da yaşadığı talihsiz olayı (dört yıl ağır ceza almıştı fakat felaket bir prosedürle önce vurularak idam edileceği beyan edilmiş, idam gömleğini giyip direğe bağlandıktan sonra gerçek cezası yüzüne okunmuştu) onun için kırılma noktası kabul ederek, Sibirya’dakiler gibi acımasızca bir tespit yapıyor Nabokov: “Bunun üstesinden hiç gelemedi.

Bu olaydan önce yazdığı romanlardan Öteki’yi gerçek bir sanat eseri olarak kabul ediyor (gerçi onu da Gogol taklidi olarak gördüğünü söylüyor sonraları) ve Dostoyevski’ye gerçek ününü kazandıran efsanevi romanların tümünü çöpe atıyor. (Aman Allahım!)Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Yazarların ex-libris’leri

Bugünkü Haftanın Eğlencesi, bir okurumuzun ricası üzerine geliyor: Ünlü yazarların ex-libris’leri. Latince “…’nın kitaplarından” anlamına gelen ex-libris, kitapların girişine basılan isim damgalarından çok daha öteye gitmiş, başlı başına bir sanat türüne dönüşmüştür. Resimler, şekiller, süslemeler… estetik bir araç olmanın yanı sıra ex-libris sahibinin kişiliğini de yansıtırlar.

Yazarların ex-libris’lerini biz bulduk, onlardan kişiliklerine dair çıkarımlar yapmayı da size bırakıyoruz.

Sir Arthur Conan Doyle
Sir Arthur Conan Doyle

Devamı »

En İyi Çeviri Ödülü 2013 aday adayları

Three Percent adlı bloğun, Amerika’da yayımlanan dünya edebiyatı eserlerine dikkat çekme amacıyla 2007’den beri edebiyat ve şiir alanında verdiği En İyi Çeviri Ödülü’nün 2013 aday adayları açıklandı.

Three Percent, adını Amerika’da bir yılda yayımlanan kitapların yalnızca %3’ünün çeviri eser olmasından alıyor. Rochester Üniversitesi‘nin çeviri programının bir parçası olan Three Percent, bugüne dek yazılmış en iyi kitapların hepsinin İngilizce olmadığını, İngilizce konuşan dünyanın da yabancı edebiyat eserlerine ulaşabilmesi gerektiğini söylüyor. Amaçları, çağdaş dünya edebiyatıyla ilgilenen okur, editör ve çevirmenlerin uğrak adresi olmak.

2013’ün aday adayı listesi aşağıdaki gibi. Türkçede yayımlanmış eser ve yazarları not düştük.Devamı »

Yemek üzerine okumak

Pieter-Claesz-naturmortYemek kültürüyle olan ilişkimizi bizi takip edenler artık biliyor. Sadece yemeyi, pişirmeyi, tarif okumayı değil, aynı zamanda yemeğin ve mutfak kültürünün edebiyatla, televizyonla, görsel sanatlarla ilişkisine bakmayı da çok seviyoruz. Bugün de Türkçede yemek tarifi değil de yemek üzerine, yemek kültürü, siyaseti, sosyolojisi üzerine okumak isteyenlerle paylaşmak için bir liste başlatmak istiyoruz. Başlangıç, diyoruz; zira her yeni liste gibi eksik ve sürekli güncellenmeye muhtaç olacak. Elbette yorumlarınızla da büyüyecek.

Listede yalnızca Türkçe (çeviri ya da telif) kitaplara yer verdik; çünkü başka dilleri de kapsayan bir liste hem imkânsız oranda büyüyecek hem de Koltukname’nin Türkçe internete katkıda bulunma çabasına özel bir yardımı dokunmayacaktı. Yabancı yayınevlerinin kataloglarında gezindiğimizde özellikle yemek sosyolojisi ve yemek siyaseti alanının hızla genişlediğini görüyoruz. Dileğimiz hem bu külliyat çevrilsin hem de Türkçe eserler yazılsın, Türkiye’de de akademide yemek kürsüleri olsun!Devamı »

Inherent Vice beyazperdede, Thomas Pynchon Türkçede

Inherent ViceHer filmi arasında en az beş yıllık bir mola vermeyi seven usta yönetmen Paul Thomas Anderson, anlaşılan bu sefer soluklanmaya ihtiyaç duymamış. Son filmi The Master 2012 yılında vizyona giren yönetmenin 2013 projesi hazır bile: Thomas Pynchon‘ın, aynı adlı romanından uyarlanacak olan Inherent Vice.

Bakınız’ın haberine göre, New York Times‘la yaptığı söyleşide Anderson, elinde halihazırda bir senaryo bulunduğunu ve filmin, Upton Sinclair‘in Oil! adlı romanından uyarlanan There Will Be Blood‘dan daha sadık bir çalışma olacağını açıklamış. Şu an için filmde rol alacağı kesinleşen tek oyuncu, The Master‘da Anderson’la birlikte çalışan Joaquin Phoenix. Romanın yazarı Pynchon’ın sürece dahil olup olmayacağı henüz bilinmiyor.

Aslında kameralardan ve gazetecilerden J. D. Salinger’vari köşe bucak kaçan Pynchon hakkında zaten postmodern Amerikan edebiyatının en önemli ve şimdiden klasikleşmiş isimlerinden biri olduğu dışında pek bir şey bilinmiyor. Yazarın eserlerinin bir gün Türkçeye çevrilip çevrilmeyeceği de bugüne kadar büyük bir muammaydı.Devamı »

Sherlock mahkemede

Daha önce Türkçede de yayımlanacağı müjdesini verdiğimiz kapsamlı Sherlock Holmes edisyonunun editörü (ve filmlerinin baş danışmanı) Leslie S. Klinger, “Sherlock Holmes ve Dr. John H. Watson karakterlerinin artık telif hakları korumasında olmadıklarını kanıtlamak” amacıyla Sir Arthur Conan Doyle‘ın vârislerine dava açmış bulunuyor.

Klinger, Sara Paretsky, Michael Connelly, Lev Grossman gibi farklı yazarların Sherlock Holmes karakterini içeren öykülerinden oluşan bir derleme hazırlamaktaydı. (Bu fan fiction çok yaygın bir hadisedir. Türkçedeki bir örneği için bkz. İpek Ev, İthaki Yayınları.) Klinger’a göre, derlemeyi basacak olan yayınevi varislerden tarafından tehdit edildi:

Conan Doyle vârisleri yayıneviyle iletişime geçtiler … ve eğer kendilerine lisans ücreti ödenmezse, kitabımızın büyük dağıtımcılara satılmamasını sağlayacaklarını ima ettiler. Yayıncımız elbette kaygılanmıştı, bu konu çözülmeden kitabı basamayacaklarını söylediler … Conan Doyle’ın Holmes öykülerinden bir kısmının Amerika’da hâlâ telif haklarıyla korunmakta olduğu doğrudur. Ama Conan Doyle’ın yazdığı öykülerden bir çoğu artık telif hakları kapsamında değildir. Holmes, Watson ve diğer karakterler şu an telifsiz olan bu elli öyküde iyice oturtulmuştur. Bu Amerikan yasalarında, isteyen herkesin Holmes ve Watson’lı hikâyeler yazabileceği anlamına gelmelidir.

Telif haklarının edebiyat, müzik, hatta yemek alanlarındaki işleyişlerine Koltukname’de epeyce yer verdik, vermeye de devam edeceğiz. Edebiyat ve Türkiye özelinde, günümüzde kabul edilen Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu‘na göre, yazarların teliflerinin kalkması için ölümlerinin üzerinden 70 yıl geçmiş olması gerekiyor. (Konuyla ilgili daha fazla bilgi için buraya bakabilirsiniz.) Bu durumda Sir Arthur Conan Doyle’ın tüm eserlerinin, haliyle yaratmış olduğu karakterlerin, telif hakkı 2000 yılında doldu.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Jay-Z Gatsby’ye karşı

Sinemaseverler mayısta vizyona girecek olan, başrolünde Leonardo DiCaprio’nun bulunduğu yeni Muhteşem Gatsby filmini bekleyedururken, biz Koltukname olarak Gatsby’nin yaratıcısı Fitzgerald’la ilgili çeşitli haberleri okurlarımıza sunmaya devam ediyoruz. Bugünkü paylaşımımız ise haberden ziyade bir test!

Yılın başında, Muhteşem Gatsby‘nin müziklerinin bir parçasını Jay-Z‘nin yazacağı duyurulmuştu. Vulture, bunun isabetli bir karar olduğu görüşünde. Jay-Z’nin şarkılarıyla Fitzgerald’ın klasiklerinin birçok ortak noktası olduğunu vurgulayan Vulture yazarı Margaret Lyons, örnek olarak ikisinin de eserlerinde mücadeleye, cinsiyet rollerine, toplumsal sorunlara, zenginliğin ihtişamına ve tuzaklarına, Amerikan hayalinin çekiciliğine, ayrıca partilere, arabalara ve  modaya yer vermesini gösteriyor.

Jay-Z’nin şarkı sözleriyle Fitzgerald’ın cümlelerinin birbirine gerçekten de ne kadar çok benzediğini kanıtlamak için bir test hazırlamış Vulture. Bakalım siz Jay-Z ile Jay G’yi birbirinden ayırabilecek misiniz. Yanıtlar yazının altında. Tüm Gatsby alıntıları Püren Özgören çevirisinden alınmıştır.Devamı »

Roberto Bolaño’dan öykücülere tavsiyeler

Son yıllarda çağdaş dünya edebiyatının hızla yükselen yıldızlarından biri Roberto Bolaño. Özellikle de ölümünden sonra çıkan 2666‘yla birlikte tüm eserleri İngilizcede teker teker (ve tekrar tekrar) yayımlanmaya başladı. Elbette İngilizce konuşan dünyanın ilgisi, çoğunlukla olduğu gibi uluslararası bir ilgilye dönüşüyor. Bolaño’nun durumunda, iyi ki de öyle oldu, diyebiliriz sanırım.

2666‘nın şanından önce Şilili yazarın üç kitabı (Vahşi Hafiyeler, Uzak Yıldız, Katil Orospular) Metis Yayınları’ndan çıkmıştı (Uzak Yıldız Zerrin Yanıkkaya, diğerleri Peral Bayaz çevirileriyle). 2666 ise, Zeynep Heyzen Ateş çevirisiyle, açıkçası yayın çizgisinin çok uzağında durduğu için şaşırtıcı bir biçimde Pegasus Yayınları’nca yayımlandı.

Hayatını çok genç bir yaşta kaybeden Bolaño, ölümünden birkaç yıl önce öykücülerin dikkat etmesi gereken on iki maddelik bir liste hazırlamış. Bu listeyi Koltukname için İspanyolcadan çeviren Süleyman Doğru’ya teşekkürlerimizi iletiyoruz. Yazarlıkla ilgili daha fazla tavsiyeler için buraya bakabilirsiniz. İşte, “Artık kırk dört yaşında olduğuma göre, öykü yazma sanatıyla ilgili tavsiyelerde bulunacağım,” diyen yazarın listesi. (Okuma Günlüğüm aracılığıyla.)Devamı »

Televizyondan kitaba – Downton Abbey

Downton_Abbey

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

Downton Abbey son zamanların, Sherlock‘la beraber en popüler İngiliz dizisi. Son olarak “Noel Özel Bölümü“yle bazılarını katıla katıla ağlatan, bazılarına da bu kadar da olmaz ki, dedirten dizi Titanik’in batışıyla (1912) açılıyor. Downton Abbey‘de bölüm bölüm 20. yüzyılda ilerliyoruz ve aristokrasi, burjuvazi ile işçi sınıfının kendi gündelik yaşam kültürleriyle beraber önemli dönüşümlerini seyrediyoruz. Resimde de görüleceği üzerine aşağıdakiler yukarıdakiler ayrımı, belki tüm oyunculardan da daha fazla öne çıkan, kendi başına bir karakter. Burada aşağıdakiler bu malikanenin hizmetlileri, yukarıdakiler ise toprak sahibi soylular ve aralarına yavaş yavaş katılan burjuvalar.

Diziye yabancı olanlar için kısa bir özet geçelim: Downton Abbey malikânesi, Grantham Kont ve Kontesi’nin makamı. Bu unvanların sahibi 20. yüzyılın başında Crawley ailesi. Fakat bekleneceği üzere en büyük derdi toprakların mirası olan bu aristokratik aile mevcut kontun sonrasında bu unvanı, dolayısıyla da topraklarında ve üstünde çalışanların hayatlarında söz sahibi olma ayrıcalığını kimin miras alacağının peşine düşüyor. Zira kontun erkek çocuğu yok, üç kızı var. İşte bu kızlardan birinin yapacağı evlilik tüm dengeleri değiştirebilir.Devamı »

Depoların Amazon’u

Amazon depo 10

İnternet devi Amazon’un bir iki yıl içinde Türkiye’de de açılacağı haberi 2012’de yayılmıştı. Koltukname’de az biraz değinmiştik: Amazon son yıllarda yalnızca satış politikalarıyla değil, bizzat yayıncılık yaparak da dünya devlerini tabiri caizse kışkırtıyor. (Konuyla ilgili İngilizce haberleri buradan takip edebilirsiniz.) Amazon.com.tr’nin Türkiye’deki yayın piyasasını, kitapçıların yanı sıra dağıtımcı ve yayıncıları da nasıl etkileyeceği merak konusu. Nitekim yalnızca internet üzerinden kitap satan bir başka şirket olarak kalmayacağı aşikâr. Türkiye’nin en büyük online alışveriş dükkânlarından İdefix’in 2012’nin son günlerinde Doğan Online’a satılması da bu konudaki teorileri renklendiriyor.

Amazon’un gerçekten ne kadar büyük olduğunu merak edenler için internet devinin deposunun resimlerini paylaşıyoruz. Karşılaştırma yapmak isteyenlerse en altta İdefix’in dağıtım ağı olan Prefix’in tanıtım videosuna göz atabilirler. (Sirenin Sesi aracılığıyla.)Devamı »

Menderes’e yalvarmak (ya da Sanatın halleri)

Aralarında birçoklarına göre Türkçe şiirin en büyük isimlerinden olan Necip Fazıl’ın da olduğu bir grup yazarın örtülü ödenekten pay almak için Menderes yönetimine ve bizzat Menderes’e nasıl yalvardıklarını Habertürk’ün manşetleriyle öğrendik.

Elbette yazarların iktidardan maddi manevi fayda sağlamaları, iktidar yararına çalışmaları, hatta meslektaşlarını ispiyonlamaları yeni değildir; maalesef çok büyük bir sürpriz de olmamakta. Komünizm düşmanlığının en yoğun olduğu Soğuk Savaş yıllarında Amerika’dan Türkiye’ye bu savaşın dinamikleriyle şekillenen siyasi yapı içerisinde bu tür örneklere rastlanmaktadır. George Orwell ve CIA bağlantısı ünlüdür ama Malraux‘un, Eliot‘ın, hatta müzisyenlerden Stravinski‘nin CIA’in ödeneklerinden faydalandıklarını biliyor muydunuz?Devamı »