Haftanın Eğlencesi: Mad Men’in içkileri (ve Old Fashioned tarifi)

old fashioned

Bize yedi yıldır Don Draper’ın hikâyesini anlatan Mad Men, dün oynanan finalle sona erdi. Diziyle ilgili birçok şey söylenebilir ama şimdilik neredeyse başrolü çalan bir şeye yöneltmek istiyoruz dikkatimizi: içkiye. Zira Amerikan modasının, siyasetinin ve tütün endüstrisinin farklı yıllarını bize neredeyse içten denecek bir üslup ve bazen sinemaya yaklaşan bir görsellik, ayrıca da şahane oyunculuklarla aktaran dizide sigaradan daha fazla tüketilen tek şey alkol.

Kadın-erkek, genç-yaşlı, reklamcı, müşteri, siyasetçi… bir odası olan herkesin odasında bar, odası olmayanların da odası olanlardan aldıkları kadehleri var. Sabah-akşam, hastalık-sağlık fark etmiyor. Başına herhangi bir şey gelen kendini şişenin önünde buluyor. Bu kadar içkiye bu kadar az sarhoşluk sahnesi oranı da herhalde yine bu diziye özgü. Gerçi geçen zaman zaman Don Draper’ın bile içkiyi kaldıramadığı anlar olduğunu gördük ve şaşırdık. Neredeyse yakıştıramadık.Devamı »

Reklamlar

Peri masallarıyla mimariyi iç içe geçiren bir yarışma

Fairy Tales

Koltukname olarak türlerin iç içe geçmiş hallerine bayılıyor, o türden bu türe farklı farklı geçişler hayal ediyoruz. Peri Masalları, bu tür geçişliliğin kendisini konu eden bir tasarım/mimari/öykü yarışması.

Blank Space‘in düzenlediği yarışma, peri masallarının yalnızca büyü ve periler içeren hikâyeler değil, aynı zamanda en temel öykü anlatma biçimleri de olduklarını hatırlatıyor. Çocuklarla yetişkinlerin bir araya gelip aynı hikâyelerden zevk alabildiklerini, dünyaya bu hikâyeler vasıtasıyla anlam verdiklerini, hatta bir zamanlar Hindistan’da doktorların hastalarına reçete olarak öykü verdiklerini aktarıyor. Yani koltuk başında bir araya gelerek dinlenen hikâyeler olduklarını…Devamı »

Dungeons&Dragons 40 yaşında

2014’te fantazi rol yapma oyunlarının en eskilerinden –hâlâ da en ünlüsü– Dungeons&Dragons’ın 40. yılı kutlanıyor olacak. Milyonlarca takipçi şirketin çıkardığı maceraların peşindeyken “kutlanmak” doğru terim oluyor. Bu kutlamaların bir parçası olarak Dungeons&Dragons: A Documentary çekilmekteymiş. Fragman belgeselin tam olarak ne anlatacağı konusunda bayağı iyi bir fikir veriyor.Devamı »

2013’ten Kalanlar // Film

2013, direnişin, skandalların, kısacası genel olarak siyasi gündemin kültür-sanat gelişmelerinden daha ağır bastığı bir yıl oldu. Biz de Koltukname olarak ne yazık ki sizlerden istemediğimiz kadar uzak kaldık. Yine de sanat candır, diyerek, bu heyecan dolu yılı geride bırakırken siz sevgili okurlarımıza 2013’te haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. SevillaportakalıOptimusminimus ve Koltukname olarak naçizane listemize filmle devam ediyoruz. İşte 2013′te bizi heyecanlandıran filmler. (Diğer yılların listelerine buradan ulaşabilirsiniz.)

Şaşırtan bilimkurgu: Yerçekimi / Alfonso Cuarón

Her ne kadar yönetmeni Alfonso Cuarón‘u sevsek de ve çoğumuz hiç değilse Harry Potter ve Azkaban Tutsağı‘ndan ve Children of Men‘den –ya da bambaşka bir grup Y Tu Mama Tambien‘den, belki bir grup üç filmden birden– tanısak da, Yerçekimi‘ni sevmeyi beklemiyorduk. Sandra Bullock ve George Clooney ne kadar orijinal bir iş yapmış olabilir ki, diyorduk. Zaten filmin insanı etkileyen ve uzay üzerine değil de dünya üzerine, yaşadığımız hayatların ritmi üzerine düşündürten kısmı oyunculara rağmen ortaya çıkmış bizce. Biraz kapalı, biraz daraltan bir film, tıpkı memleket kışı gibi. Bir de sonunda Amerikan filmi numarası çekilmeseymiş şaşırmanın ötesine geçip beğenecektik de.Devamı »

2013’te çıkan akademik kitaplar: Gezi Kitaplığı

2013’ten memlekete Gezi Direnişi kalacak ümidindeyiz. Gezi’nin izi kitaplarda görülmeye başladı bile. Memleketin yazar-çizerleri fotoğraf kitaplardan söyleşilere, resimli tarih kitaplarından kuramsal çalışmalara kadar Gezi’yle uğraştı. Henüz hepsini almadık, kesinlikle henüz hepsini okumadık. Ama 2014 yılında hepsi teker teker elimizden geçecek.

Bu kadar önemli bir direnişin kitaplarının bu kadar hızlı çıkması bazılarında kitapların niteliğine dair soru işaretleri yaratmış olabilir. Bu  mesele, “Burada yayıncıların fırsatçılığı mı söz konusu?” sorusu altında tartışıldı. Bizce bu yanlış bir soru. Yayıncılar elbette yayın fırsatlarını gözetecekler, bu konuda bazen fazla fırsatçı, bazen daha az fırsatçı olacak. Soru, bu kadar hızlı yazılan metinlerin doğası, okunurluluğu, niteliği olmalı.

Buradan bakınca yelpazede her kalite mevcut. Bazen nitelik anın kendisinden doğabilir, sonradan yapılan analizlerde retrospektif bakış çok hâkimken, anında yazılanlar ânı daha iyi kapsayabilirler; iki yıl sonrasının değil, o günün samimi tartışmalarını aktarabilirler. Kitapların niteliğinin tartışılmasının daha doğru olduğu kanısındayız.

Liste kesinlikle tam bir liste değil. Bizce öne çıkanları sıralamak istedik. Tahminimiz Gezi, bir araştırma konusu olarak 2014’e kesinlikle kalacaktır. Yeni yılın da bu kadar heyecan verici, bu kadar dirençli olmasını temennisiyle, işte 2013’te çıkan Gezi kitapları:Devamı »

Wolverine: Kurttan kuzuya

wolverineUzun bir aradan sonra Koltukname’ye bir çizgi roman uyarlamasıyla geri dönüyor olmak çok güzel! Maalesef söz konusu uyarlama (Wolverine) o kadar güzel değildi. Bu vesileyle fantastik çizgi roman / fantastik sinema ve siyaset konusunu biraz deşmek istiyoruz. Malum artık Hollywood’un yarısından fazlası uyarlama, onlarından yarısından fazlası fantastik edebiyat ya da çizgi roman uyarlaması oldu. Hobbit hakkında yazdıklarımız ve okunanların nasıl görselleştirildiğine dair bir tartışma için şuraya bakabilirsiniz. Popüler TV dizilerinden Game of Thrones tartışmaları için ise şuraya ve şuraya uğrayabilirsiniz.

Daha Wolverine’e gitmeden Sol Gazetesi‘nde Can Önen’in film eleştirisini okumuştuk. Yazının daha geniş halini Azizim Sanat Örgütü‘nün (mottoları — “Sanat Aydınlanma içindir”) e-dergisinde okuyabilirsiniz. Can Önen, Marvel karakterlerinin düzen karşıtı olmasalar da arada kaotik ya da anarşi yanlısı özellikler taşıyabildiklerini hatırlatıyor. Wolverine’in Marvel içinde önce bir yan karakter olarak ortaya çıkışını ve macerasının devamını aktarıyor. Argümanı ise Hollywood’un artık kısırlaşan piyasayı canlandırmak için uyarlamalara sarılması ve 3 boyutlu film çekeceğim diye çok boyutlu karakterleri tarihlerini de hiçe sayarak tek boyuta indirgemesi.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Film ve dizilerdeki baş belası bilgisayarlar

Pek sevdiğimiz io9 en belalı, en lanet, kendisine en sövdüren bilgisayarların bir listesini çıkarmış. On iki maddelik listelerinin robotları içermemesi özellikle dikkatimizi çekti. Robotlar da olsaydı bizim ilk adaylarımızdan biri kesinlikle geçtiğimiz sene gösterime giren Prometheus filmindeki Michael Fassbender’in sinir bozucu derecede iyi oynadığı David olurdu herhalde. Liste uzun, biz aralarında en kalpten sayıp sövdüklerimizi seçtik (büyük başlıklar) ve en sinir bozucu sahnelerini ekledik. David’i de ihmal etmedik.

1) HAL 9000, 2001: Uzay Macerası 

Hakikaten ses tonundan duraklamalarına ve filmin içindeki temel rolüne kadar HAL 9000 en akıllarda kalan bilgisayar olmalı. Unutanlar için filmden io9’unda bahsettiği sinir bozucu sessizlik ve arkasından gelen “özür dilerim Dave” repliğini aşağıya ekliyoruz.Devamı »

Neden yalnız kalabilmeliyiz: Tarkovski’den tavsiyeler

tarkovskyBrainpickings, yalnızlık üzerine bir dizi alıntıya, Tarkovski’nin bir videosunu eklemiş. (Biz de daha önce ustanın polaroidlerini paylaşmıştık.) Üstelik eksik olan İngilizce altyazıyı arkadaşına tamamlatmış. (Biz de bu altyazıları yakında Türkçeye çevirebileceğimizi umuyoruz.)

Yalnızlık ve can sıkıntısına odaklanmış Brainpickings. Biz ise daha çok “kendini yalnız hissetmemek için başkalarıyla beraber olmak” temasına takıldık. Türkçe edebiyatta aklımıza gelen ilk anı kitabı, Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk‘u ve oradaki sayısız aynı temalı kısımları. “Küçük burjuva” hayatın torba dolusu kalabalığından kaçan kadın, sırf yalnız hissetmemek için birileriyle olmayı reddeder.

Aklımıza gelen diğer bir kadın yazar ise Bachmann oldu. Otuzuncu Yaş derlemesinde yine aynı temalı bol bol bölüm bulunabilir. Kitabı açtık ve “Otuzuncu Yaş” adlı öyküden zamanında bizi etkilemiş olan bir pasajı, Tarkovski’nin öğütlerinin yanına yakıştırdık — yalnız kalamayan otuz yaşında birinin (evet, yani bir gencin) pek tanıdık öyküsünden bir kesiti ile Tarkovski’nin yalnız kalınabilecek en güzel yerlerin birindeki sohbeti:Devamı »

Stephen King’in Kubrick’e öfkesi

The Paris Review dergisi, belki yayımladığı eleştirilerden de çok yazar söyleşileriyle tanınan bir mecmua. 1950’lerden bu yana yapılan bu uzun ve nitelikli söyleşilerde, Ray Bradbury’den Joan Didion’a, Ernest Hemingway’den Paul Auster’a, birçok isimle karşılaşabiliyorsunuz.

Yine de kalabalık arşivin içinde Stephen King‘le karşılaşınca, açıkçası şaşırdık. Her ne kadar popüler kültürle aramız gayet sıkı fıkı olsa da, King’in Paris Review‘e fazla popüler kaçtığını düşünmemek elde değildi. Söyleşiyi okudukça yanıldığımızı anladık. Söyleşinin ana ekseni zaten King’in, kariyerinin son yıllarında, gittikçe daha çok ödüller ve komisyon üyelikleriyle onore edilmesi ve kendi edebiyatını Amerikan edebiyatının neresine koyduğuydu.

King hayranıysanız, söyleşiyi mutlaka okumalısınız. Yazarın hangi eserlerini daha çok katmanlı bulduğunu, hangi kitaplarını en çok beğendiğini ve en çok hangi kitabını aşmaya çalıştığını okumak mümkün. (Merak edenler için: Bir Aşk Hikâyesi‘nden daha iyi bir kitap yazmak istiyormuş kariyeri son bulmadan önce.)

Hep türler arası geçişlere odaklanmış olduğumuzdan olsa gerek, uzun söyleşinin en ilgimizi çeken kısımlarından biri King’in senaryo uyarlamalarıyla ilgili yorumları oldu. Herhalde bunların en ünlüsü, The Shining romanından (Türkçede Medyum) uyarlanan, aydı adlı Stanley Kubrick filmi. Aşağıda King’in bu uyarlamayla ilgili öfkesini okuyabilirsiniz. Bu sırada not düşmeyi de unutmayalım: King’in meşhur romanlarından Carrie, bir kez daha beyazperdeye aktarılıyor.

Devamı »

Haftadan Kalanlar // 1-7 Nisan 2013

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

Hanaa Malallah'ın bir çalışması; 2008'de bir gazetecinin Bush'a ayakkabı atmasından esinlenilmiş.
Hanaa Malallah’ın bir çalışması; 2008’de bir gazetecinin Bush’a ayakkabı atmasından esinlenilmiş.

* Öncelikle bir duyuru: Koltukname, haftaya Londra Kitap Fuarı‘na katılıyor. Bu yıl odak ülkenin Türkiye olduğu ve 15-17 Nisan arasında gerçekleşecek olan fuardan sizlere her gün haberler taşımayı umuyoruz. Bizi takibe devam!

* BBC Türkçe’nin hazırladığı özel bir dosya kapsamında, dünyadaki 7 milyar kişi içince yaklaşık olarak kaçıncı sırada olduğunuzu hesaplayabiliyorsunuz. Gerçekten ilginç ve eğlenceli bir çalışma.

* Şu sıralar uzayda yaşamakta olan Kanadalı astronot Chris Hadfield, düzenli olarak çektiği videolarda biz dünyalılara uzayı tanıtıyor. Uzayda ağlamanın neden hoş olmadığını açıklayan son videosunu özellikle tavsiye ediyoruz. Bu sırada ilgilenenler Hadfield’ın uzay maceralarını Twitter’dan da takip edebilir.

* Bugün Game of Thrones‘un ikinci bölümünü heyecanla bekliyor olacağız. Arada diziye doyamayanlara ve “Game of Thrones ne kadar tarihsel gerçeklere dayanıyor” konusuna ilgi gösterenlere, serinin yazarı G. R. R. Martin‘in bir Fransız tarih romanı yazarı, Maurice Druon hakkındaki yazısını tavsiye ediyoruz. Yüz Yıl Savaşları’nı ve kral ve kraliçeleri Martin’in nerelerden okuduğunu öğrenmiş oluyoruz böylece. Yazının sonunda, “İşte bu kitaplar orijinal Taht Oyunları,” diye açıklıyor.Devamı »

Tanışınız: Fareler Oyunda

Tanışınız: bölümümüze hoş geldiniz. Burada sizlerle, her zaman aklınızın bir köşesinde bulunması, düzenli olarak takip edilmesi yahut her gün ziyaret edilmesi gereken, her halükârda internet tarayıcınızın kitap ayracını  arasına koymanızı şiddetle tavsiye ettiğimiz internet sitelerini tanıtacağız.

fareleroyundaOyunun hep üzerine düşünülecek ciddi bir mesele olduğuna inandık. En son The Big Bang Theory‘den ilhamını alan kitap listesinde Huizinga’nın Homo Ludens kitabından bahsetmiştik. Oyun oynayan insanın tarihine dalan bir kitaptır. Oyunun sadece bir zaman öldürme ve gerçeklerden kopma (escapist) aktivitesi olarak değil de, tam tersi zamanı farklı düzenmenin, zamana ve mekâna müdahalenin bir yöntemi olarak düşünebileceğine inanıyoruz. Zaten insan sosyalleşmesindeki yeri de inkâr edilemez. İşte bu duyguları paylaşan ama çok daha fazlasına kafa yoran, dert edinen bir ekip bir araya gelmiş, blog maceralarını internet dergisine dönüştürmüşler. Adı Fareler Oyunda. Onların ağzından anlatmak gerekirse:

Oyundan sadece video oyununu, oyun yazısından da “inceleme”yi anlamıyor. Her türlü oyuna, tüm toplumsallığı ve tarihselliği içinde eleştiri getirmeyi, oyunlarla ilgili hikâyeler anlatmak gerektiğini düşünüyor. Mutfağında, oyun dergiciliği dahil yayıncılığın birçok alanında çalışmış K. Mehmet Kentel, Yiğitcan Erdoğan ve Ezgi Keskinsoy’un yer aldığı derginin ilk sayısında farklı çehreleriyle “Oyun Mekânları” masaya yatırılıyor. İlk sayının giriş yazısı, okurunu çağırıyor: “Bu dergiyi, dünya üzerine, hayat üzerine düşünen insanların okumasını istiyoruz. Bu dergiyi, oyun oynayan insanların okumasını istiyoruz. Bu dergiyi, oyun üzerine düşünen insanların okumasını istiyoruz.”Devamı »

Televizyondan kitaba – Game of Thrones

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

got_-_official_posterÜlkemizde kitapları Taht Oyunları olarak çevrilen Game of Thrones, yeni sezonuyla çok yakında karşımızda. 31 Mart’ta üçüncü sezonun ilk bölümünü seyredebileceğiz. Belki Mad Men en fazla Emmy Ödülü almış, Girls genç ve kadın olmayı çok farklı bir şekilde tartışıyor, Downton Abbey de 20. yüzyıla bir daha bakıyor olabilir; fakat Game of Thrones, bu kendi alanlarında çok başarılı olan dizilerin aksine, aynı anda birkaç alana el atması sayesinde popüleritesine ve kült konumuna hızla erişti.

Dizinin sadece ilhamını değil, doğrudan repliklerini aldığı kitap serisinin de başarısı burada. Hem fantastik edebiyat hem siyaset hem korku hem polisiyeyi hem de tarihsel roman planını bir arada başarılı bir şekilde tutabiliyor serinin yaratıcısı George R. R. Martin. Bu açıdan biz bu diziyi yine 2000’lerin şahane dizilerinden Battlestar Galactica‘ya benzetiyoruz. Orada da hem bilimkurgu hem macera hem romantik drama hem de korku ve polisiye bir aradaydı. Diziler ve kitap serileri uzun zaman yayıldıkları ve parça parça bir yapıyı benimsediklerinden bu türlerin birleşimine özel bir imkân sağlamış oluyorlar.

Bilmeyen için nedir Game of Thrones diye anlatmak gerekirse, hayali bir dünyada, Westeros’da farklı krallıkların arkalarında rekabet ve savaş dolu bir tarihle birlikte hem birbirleriyle hem de kuzeyden gelen kış ve kışın getirdiği kural tanımayan özgür kabileler ve fantastik yaratıklarla mücadeleleri diye özetlenebilir. Bizce, Game of Thrones‘un bir başarısı da bu kadar yüklü bir tarihi arka plan, bu kadar çok karakter ve temayı neredeyse pürüzsüzce birbirine bağlamasından kaynaklanıyor. Daha önce diziyi seyretmemiş olan, şimdi kara kara nasıl başlayacağını düşünenlere, ne kadar şanslınız iki sezon arka arkaya seyredebileceksiniz, diyoruz!

Özel efektlerine, müziğine, seçtiği görsel arka planlara ve çoğu oyunculuğuna bayıldığımız Game of Thrones kesinlikle sürükleyici bir dizi. Bu sürükleyiciliğe tekrar kapılmadan önce bir durup aklımıza getirdiği okumaları not etmek istedik.Devamı »

Aşk şarkıları ve tereyağlı ekmek

photo 1

Martın ortasını geçtik ve baharın geleceği bir kez daha belli oldu. Bahar diyince aklımıza gelen şairlerden T. S. Eliot’ın belki de en meşhur dizelerinden biri Çorak Ülke‘dendir (İngilizcesi için şuraya bakabilirsiniz, Cevat Çapan’ın güzel çevirisini Çağdaş İngiliz Şiiri Antolojisi‘nde bulabilirsiniz). Ezra Pound’a ithaf edilen şiir, “Ölülerin Gömülmesi” adlı bölümle, şu satırlarla başlar: “Ayların en zalimidir nisan, leylaklar / Açtırır ölü topraktan, yoğurup.”

Fakat henüz zalim nisan gelmedi. Bu yüzden bugün bir aşk şarkısından yola çıkarak bir tarif paylaşmak istiyoruz sizlerle. Türlü edebi incelemelere konu olmuş, tartışılmış bir aşk şarkısı: Alfred Prufrock’ın Aşk Şarkısı. Kahve kaşıklarıyla ömrünün tutarını çıkaran Alfred Prufrock’ın şiirine yakışacağını düşündüğümüz çok basit bir tarif hazırladık. İngilizcesini şuradan okuyabileceğiniz şiirin Can Yücel çevirisi tezlere konu olacak derecede ünlü. (Çeviri maalesef elimizde yoktu; internette yaptığımız araştırmada Yücel’e ait olduğunu düşündüğümüz, aşağıdaki çeviriyi bulduk. Belki elinde çevirinin baskısı olan okuyucular bizimle görselini paylaşabilirler.)

Devamı »

Yeni çıkan akademik kitaplar // Ocak-Şubat 2013

Akademik alanda yeni yayımlanan kitaplar listemizle bir kez daha karşınızdayız. Listede, sadece akademisyenlere hitap etmeyen ama kurmaca ya da anı da olmayan tarih, sanat tarihi, felsefe, siyaset, sanat ve edebiyat üzerine çalışmalardan seçkiler yaptık. Son aylarda bu alanlarda listeye almak istediğimiz ve yeni kitaplar basan yayınevlerine yer verdik.

Hazırlık aşamasında kişisel yönelimlerimiz de rol oynadığı açık: Nitekim bu listeyle, tüm yeni çıkanları haber vermektense, bir seçme sunarak daha önce belki de aklımıza düşmemiş ya da düşüp de unuttuğumuz konularda okumalar yapmak için hem kendimizi hem de sizleri teşvik etmeyi umuyoruz. Kitap listelerinin en çok romanlardan, bazen de anılardan oluştuğu memleketimizde, başkalarının da daha fazla ve daha sürekli bir biçimde kurmaca olmayan eser listeleri hazırlayacağına dair de bir hayalimiz var.

Gözden kaçırdıklarımızı, bu aylarda şahane kitap basıp da fark etmediklerimizi lütfen yorumla ya da e-postayla bize hatırlatın. Liste tekrarladıkça ve hep beraber kullandıkça gelişecek.Devamı »

Yemek üzerine okumak

Pieter-Claesz-naturmortYemek kültürüyle olan ilişkimizi bizi takip edenler artık biliyor. Sadece yemeyi, pişirmeyi, tarif okumayı değil, aynı zamanda yemeğin ve mutfak kültürünün edebiyatla, televizyonla, görsel sanatlarla ilişkisine bakmayı da çok seviyoruz. Bugün de Türkçede yemek tarifi değil de yemek üzerine, yemek kültürü, siyaseti, sosyolojisi üzerine okumak isteyenlerle paylaşmak için bir liste başlatmak istiyoruz. Başlangıç, diyoruz; zira her yeni liste gibi eksik ve sürekli güncellenmeye muhtaç olacak. Elbette yorumlarınızla da büyüyecek.

Listede yalnızca Türkçe (çeviri ya da telif) kitaplara yer verdik; çünkü başka dilleri de kapsayan bir liste hem imkânsız oranda büyüyecek hem de Koltukname’nin Türkçe internete katkıda bulunma çabasına özel bir yardımı dokunmayacaktı. Yabancı yayınevlerinin kataloglarında gezindiğimizde özellikle yemek sosyolojisi ve yemek siyaseti alanının hızla genişlediğini görüyoruz. Dileğimiz hem bu külliyat çevrilsin hem de Türkçe eserler yazılsın, Türkiye’de de akademide yemek kürsüleri olsun!Devamı »

Atina patatesleri, Romanya atları ve bir belgesel

ImageYunanistan’da krizin patlak vermesinin ardından neredeyse üç sene geçti. Yunan halkının geniş kesimleri, krize tasarruf tedbirleri ve IMF paketleriyle müdahale etmek isteyen hükümete öfkesini sokakta gösterdi, bazı zamanlarda çok da yaratıcı oldular. Bu üç sene zarfında gelen giden hükümetler, Almanların akıl göstermeleri, seçimler ve sağcıların seçim sandıklarındaki yükselişleri, gidişatı temelde değiştirmedi. Kriz derinleşti, insanlar yoksullaştı. Sonunda Yunanistan kendisini insani bir krizin içinde buldu

Sendikaların ve sol partilerin örgütlü mücadele çağrıları yankı buldu, geniş ve ses getiren grevler yapıldı. Fakat hayatın gündelik akışının çok ciddi bir biçimde bozulması ve insanların gıda alamamalarıyla birlikte daha spontane gelişen çözümler de ortaya çıktı. Aşağıda seyredebileceğiniz belgeselden öğreniyoruz ki, şu anda Yunanistan’da yirmi kadar para kullanmayan değiştokuş sistemi var. İnsanlar hükümeti, yasalarını ve bankalarını devre dışı bırakarak kendilerine geçici de olsa alternatif bir sistem yaratmaya çalışıyorlar.Devamı »

Haftadan Kalanlar // 11-17 Şubat 2013

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

* Mısır’da muhalefet de iktidar da direniyor. Direnirken kadına karşı şiddetin protesto edildiği bu haftada oralardan kadın düşmanı ilginç açıklamalar geliyor. Mısır başbakanı kırsal bölgelerdeki salgın hastalıkları kadınların çocuklarını emzirirken göğüslerini iyi temizlememelerine bağlamış. Zaten taciz ve tecavüzlerin tartışıldığı bir sene geçirdi Mısır, fakat şiddet durmuyor. Yine en çok öne çıkan olaylardan soyulup da sokak ortasında şiddet gören Hamada Saber’in hikâyesi ve video için Arabist‘e bakabilirsiniz.

* Aaron Swartz’ın ölümünü ve bilimsel çalışmaların dijital ortamda herkesin ulaşılabileceği açık erişim dahilinde olmasını daha önce tartıştık, “İnternet kimin?” diye sorduk. Bu ay okuduğumuz bir haber ise kafa karıştırıcı. Birleşik Krallık’ta hükümetin 2014 yılında kamu fonları kullanmış tüm araştırma ve projelerden çıkan rapor ve yayınların kamunun erişimine açma projesini akademisyenler protesto etmiş. Etraflıca düşünülmeden verilen aceleye getirilmiş bir karar olduğunu ve akademisyenlerin aleyhine olabilecek noktalar olduğunu öne sürüyorlar. Nasıl derseniz Jadaliyya‘da devamını okuyabilirsiniz.Devamı »

Televizyondan kitaba – Downton Abbey

Downton_Abbey

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

Downton Abbey son zamanların, Sherlock‘la beraber en popüler İngiliz dizisi. Son olarak “Noel Özel Bölümü“yle bazılarını katıla katıla ağlatan, bazılarına da bu kadar da olmaz ki, dedirten dizi Titanik’in batışıyla (1912) açılıyor. Downton Abbey‘de bölüm bölüm 20. yüzyılda ilerliyoruz ve aristokrasi, burjuvazi ile işçi sınıfının kendi gündelik yaşam kültürleriyle beraber önemli dönüşümlerini seyrediyoruz. Resimde de görüleceği üzerine aşağıdakiler yukarıdakiler ayrımı, belki tüm oyunculardan da daha fazla öne çıkan, kendi başına bir karakter. Burada aşağıdakiler bu malikanenin hizmetlileri, yukarıdakiler ise toprak sahibi soylular ve aralarına yavaş yavaş katılan burjuvalar.

Diziye yabancı olanlar için kısa bir özet geçelim: Downton Abbey malikânesi, Grantham Kont ve Kontesi’nin makamı. Bu unvanların sahibi 20. yüzyılın başında Crawley ailesi. Fakat bekleneceği üzere en büyük derdi toprakların mirası olan bu aristokratik aile mevcut kontun sonrasında bu unvanı, dolayısıyla da topraklarında ve üstünde çalışanların hayatlarında söz sahibi olma ayrıcalığını kimin miras alacağının peşine düşüyor. Zira kontun erkek çocuğu yok, üç kızı var. İşte bu kızlardan birinin yapacağı evlilik tüm dengeleri değiştirebilir.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Bir “creep” olarak Lance Armstrong

lance armstrongAranızda duyanlar olmuştur, ünlü bisikletçi Lance Armstrong, televizyonda Oprah‘ya kalbini açan ünlüler kervanına katılmıştı. Geçtiğimiz haftalarda bu televizyon söyleşisi daha ziyade Batı’da ufak çaplı bir skandal yaratmıştı. Bu söyleşide 2009 ve 2010 zaferleri hariç tüm yedi Fransa Bisiklet Turu’nda doping yaptığını itiraf eden Armstrong, bunun bir spor komplosu olmadığını, herkesin yaptığını, yarışmaya katılmanın ön koşulu gibi gördüğünü de eklemişti.

Öğrendiğimize göre, yetkililer itiraf sonrası Armstrong’un peşini bırakmıyorlar, tam tersi üstüne gitmeye devam ediyorlar. Bu olayın tarihte gelmiş geçmiş en büyük doping skandalı olduğu kanaatindeler, zira sadece ilaç kullanmak değil, bunu senelerce bu kadar başarılı bir şekilde saklayabilmek Armstrong’a yardım edenleri de suçlu konumuna getiriyor. Tek kişilik bir iş değil yani doping. Atletizm neydi üzerine bizi düşüncelere sevk eden bu hikâye aynı zamanda televizyonda gelen itiraf dolayısıyla televizyon popüler kültürünün hep hatırlanacak bir parçası oldu. Hatta televizyon kültürünün başka önemli bir meselesi olan müzikleri canlı değil de kayıttan aktarma konusunda Beyoncé‘nin skandalıyla yan yana tartışıldı, neden hep hile yapıyoruz sorusunu sordurttu.Devamı »

Haftadan Kalanlar // 21-27 Ocak 2013

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

agacinyuttugubisiklet* Altın Küre Ödülleri geçtiğimiz hafta açıklandı. Bu muhafazakâr ortamda yabancı düşmanlığı ve komplo teorileriyle öne çıkan Homeland‘in ödül almasına şaşırmadık. Fakat Lena Dunham‘ın diğer güçlü kadın komedyenlerin önüne geçip komedi/müzikal dalında en iyi kadın oyuncu ödülü almasına şaşırdık. Girls dizisine daha önce başlamadıysanız ama bu sezonu takip etmek istiyorsanız, konuyla ilgili yazımızı öneririz. Son dedikoduları ve neden Amerikan eğlence sektörünün Dunham’ın selülitlerini konuştuğunu merak ettiyseniz, “Enough About Lena Dunham’s Ass” (Lena Dunham’ın Kıçı Hakkında Daha Fazla Konuşmayın) adlı yazıya bakabilirsiniz.

* Bize Girls‘ün yanı sıra Six Feet Under gibi şahane yapımları sunan HBO’nun kült dizisi Bored to Death televizyon filmi oluyor. Yerimizde hoplayıp zıplamamıza neden olan bir haber!

Geleceğe Dönüş‘le Doctor Who birleşirse ne olur, hiç merak etmiş miydiniz? Yanıtı, Türkçe Bilimkurgu ve Fantastik’te.Devamı »