Haftanın Eğlencesi: Bıyıklı süper kahramanlar

Tarihe damgasını vuran bıyıkları sizlerle paylaşırken belirttiğimiz üzere, geçtiğimiz ay Movember‘dı. Erkekler prostat ve testis kanserine dikkat çekmek için bıyık bırakılan kasım ayını geride bıraktık, yine de Wes Montgomery imzalı bu Superstaches (Süper bıyıklar) dizisiyle Movember hareketine son bir kere şapka çıkartmak istedik. Kendi deyimiyle, “Biraz daha zarifleşen meşhur karakterler”den oluşan bu diziye biz bayıldık (özellikle de Süpermen’in kirli sakallarına); sizin düşüncelerinizi de yorumlara bekliyoruz.

Montgomery’nin diğer çalışmaları için internet sitesine buyurabilirsiniz. Çalışmalarının poster, kartpostal, iPhone kılıf, vb. basılı halleri burada. Süper kahraman demişken, hangi süper kahramana daha yakın olduğunuzu öğrenmek için sizi buraya alalım. (Flavorwire aracılığıyla.)

superstache1

Devamı »

Danstan yatak odasına giden yolda dinlenen müzikler

Sosyal müzik dinleme platformu Spotify üzerinden, yaşları 18-91 arası değişen iki bin İngiliz kullanıcının katılımıyla yapılan ankette kullanıcılara yatak odasında en çok dinlemekten hoşlandıkları müzik sorulmuş.

Anket sonucunda Dirty Dancing filminin müzikleri açık arayla birincilik koltuğuna oturmuş. Özellikle kadın katılımcılar tarafından bu parçanın seçilmesi, romantik anıları hatırlatmasına bağlanmış. Ancak sonuçlar, oldukça farklı müzik türlerini bir araya getirmekte. Zira iş yataktaki hareketliliğe geldiğinde herkes Dirty Dancing‘deki gibi ritmik dansları tercih etmiyor. Örneğin listenin üçüncü sırasında Maurice Ravel‘in “Boléro“su bulunuyor. Dingin ve yavaş başlayan eser, aynı motif üzerinde, ama sürekli hızlanarak devam ediyor.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Orta Dünya vatandaşları, lütfen kemerlerinizi bağlayınız

Peter Jackson‘ın, J. R. R. Tolkien‘in kitabından uyarladığı Hobbit filmi, sonlarına yaklaştığımız 2012’nin merakla beklenen yapımlarından. Daha önce Yüzüklerin Efendisi üçlemesiyle Yeni Zelanda’da ekonomi ve turizme epey bir katkıda bulunan Jackson’ın kıymeti nihayet anlaşılmış olsa gerek ki, Air New Zealand Boeing 777-300ER uçaklarından birini Hobbit için devasa bir reklam panosuna dönüştürmüş. Devamı »

Zeki Müren sever erkekle Slayer sever kızın ilişkisi yürür mü?

Müzik türleri üzerinde tartışmak kolay ve mümkündür. Beatles abartılmış bir grup mudur, death metal gürültü müdür, tekno müzik insanı aptallaştırır mı gibi, dipsiz kuyu denebilecek tartışmalar çoktur. Bunlara, farklı boyutta bir yenisini Amerikalı bir grup araştırmacı ekledi. Tamamen farklı müzik zevklerine sahip heteroseksüel bir çift mutlu bir ilişki yaşayabilir mi ?

“Bir ilişkinin taraflarından biri, niteliksiz olduğu düşünülen bir müziği severek dinliyorsa, ilişki bundan zarar görür mü?” sorusunu yanıtlamak üzere yola çıkan bilimsel araştırma, müzik zevkleri ve cinsel çekim arasında bir ilişki olduğunu söylüyor. Birbirinden hoşlandığını fark eden iki kişi, er ya da geç, birbirlerinin müzik ve edebiyat zevklerini de tecrübe etmeye yöneliyorlar.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Ölmenin en salakça yolları

Son zamanlarda gördüğümüz en şirin karakterler, ölmenin en salakça yollarını anlatan bu müzik klibinin minik kahramanları. Avustralya’da Melbourne metro sistemi için bir kamu spotu olan Dumb Ways to Die’ın bir de Tumblr sitesi bulunuyor.

En bariz ölümlerden kaçınabilmek için mutlaka videoya göz atmanızı tavsiye ediyoruz. Şarkısı da bütün gün dilinizden düşmeyecek… Türkçe sözleri yazının devamında. (Vulture aracılığıyla.)Devamı »

The Casual Vacancy — şimdi sosyal medya çevirisiyle İspanyolcada

Evet, yanlış duymadınız. J. K. Rowling‘in, yetişkinler için yazdığı son kitabı The Casual Vacancy, hayranları tarafından kolektif bir çalışmayla İspanyolcaya çevrilmekte. Eğlence olsun diye değil, kitabın yayıncısı Salamandra, romanın çevirisini aceleye getirmek istemediğinden.

Aslında bu tür yüksek profil kitaplarda, telif haklarını alan diğer yayıncılara kitabın son hali, kitap yayımlanmadan dijital olarak gönderilir, böylece çeviri orijinal metinle aynı anda ya da orijinal metinden kısa bir süre sonra piyasaya sürülebilir. Ama The Casual Vacancy‘nin temsilcisi, korsan riskinin yüksek olduğunu iddia ettiği yerlere metni göndermeyi reddetmiş.

Sonuç olarak bazı ülkelerde çeviri süreci aceleyle “geçiştirilmeye” çalışılırken (Fince çevirmeni kitabı üç haftada bitirme sözü vermiş!), diğer ülkelerdeki yayıncılar, çeviri kitap yayımlarken izlenen normal yoldan şaşmıyorlar. İspanyolca yayıncılık yapan Salamandra da bunlardan biri.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Tarihe damgasını vuran bıyıklar

Kasım ayı, başta Amerika olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde Movember hareketine ev sahipliği yapıyor. Moustache, yani bıyık ile November, yani kasım kelimelerinin birleşiminden oluşan Movember dahilinde, erkekler prostat ve testis kanserine dikkat çekmek için bıyık bırakıyorlar. Hareketle ilgili daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Çok sevdiğimiz Flavorwire, Movember‘ın şerefine tarihe damgasını vuran on bıyığa yer vermiş. Biz bir numarayı tahmin etmekte oldukça zorlandık. Liste daha da uzatılabilir tabii — sizin önerilerinizi de yorumlara bekliyoruz.

Teddy Roosevelt

Devamı »

Televizyondan kitaba – The Big Bang Theory

TV dizileri edebiyat göndermeleriyle, içinde geçtikleri dönemle, karakterlerin oynadıkları oyunlar, hatta yedikleri yemeklerle meraklı izleyiciyi okumaya sevk edebiliyorlar. Biz de meraklarımıza yenildik ve dizilerden yola çıkan okuma listeleri hazırlamaya karar verdik. Listeler dizilerle şahsi ilgilerimizin çekiştirdikleri yerlere gidiyorlar ve her zamanki gibi katkılarınıza açıklar.

Şu sıralar, yeni sezonuna bayıldığımız The Bing Bang Theory‘nin eski bölümlerine de göz atmaktayız. Dizinin sayısız bilim kurgu ve fantastik edebiyat göndermeleri yine ilgi alanlarımızın arasındaki bilim felsefesiyle de birleşince insanı okumaya sevk eden bir Amerikan TV dizisiyle karşı karşıya olduğumuzu kabul etmek durumunda kaldık.

Diziye yabancı olanlar için kısa bir özet geçelim: Biri kuramsal, diğeri deneysel fizikçi olan iki ev arkadaşı, Sheldon ve Leonard, aktris olmak için çabalayan, ekmeğiniyse garsonlukla kazanan genç bir komşunun hayatlarına girmesiyle Yıldız Savaşları, atomaltı parçacıklar ve bilgisayar oyunları arasında geçen yaşamlarının dışına çıkmak zorunda kalırlar. Onlara mühendis dostları Howard ve Hintli astrofizikçi Rajesh eşlik eder.

Dizi iki eksende ilerliyor. İlki, asosyal ama zeki bu dört erkeğin, sosyal ama bilim insanı olmayanlarla dünya karşısında çektikleri zorluklar (kendilerine sevgili bulamamaları, hatta birinin kadınların yanında fiziksel olarak konuşamaması, vb.) İkinci ve bizce daha orijinal olan eksense, “inek”liğin ötesinde, tamamen kendine özgü bir yer işgal eden Sheldon’ın tüm dünyaya karşı mücadelesi. Mühendisliği tamirat, biyolojiyi evcilik gibi gören bu adam, sosyal bilimlere neden bilim dendiğini kesinlikle anlamıyor. Kendisi için kuramsal fizik ilk, tek ve son nokta.Devamı »

Bir can daha eksik

“Une Vie de Moins” (Bir Can Daha Eksik), Gazze’de hayatı farklı bir dille anlatan rap parçasının adı. Müziği politik parçalarıyla tanınan Fransız rap grubu Zebda‘ya ait. 1985’te kurulan, 2003’de dağılan, 2011’de ise tekrar bir araya gelen grubun kendi bölgelerinde yerel seçimlere girip %12 oy almışlığı bile var. Hakikaten politikayla iç içeler.

Parçanın sözlerini, sıra dışı bir akademisyen olan Jean-Pierre Filiu kaleme almış. Diplomatlık yapmış, hatta savunma bakanlığına danışmanlık yapmış Filiu, aynı zamanda Sciences Po Üniversitesi‘nin Ortadoğu Çalışmaları Bölümü’nde profesör, Columbia Üniversitesi‘nde misafir hoca. Diplomasiyle akademi belki zaten birbirine uzak alanlar değiller –özellikle bazı ülkelerde– fakat Filiu durmamış, David B’yle beraber 2012 baharında bir de çizgi roman yayımlamış. Bir incelemesini Guardian‘dan okuyabileceğiniz bu çizgi romanın adı Best of Enemies (En İyi Düşmanlar).* Ortadoğu tarihini veDevamı »

Haftanın Eğlencesi: 2 1/2 dakikada en iyi 250 film

YouTube kullanıcısı Jonathan Keogh, IMDB’nin Top 250 listesinde yer alan tüm filmlerden (ayrıca, liste sürekli değiştiği için projeye başladıktan sonra çıkan elli üç filmden) sahneleri bir araya getirerek iki buçuk dakikalık bir kolaj hazırlamış. Flavorwire’da ilk gördüğümüzde hızlıca akan, anlamsız film sahnelerinden ibaret olacağını sandığımız video bizi gerçekten şaşırttı. Müziğiyle, temposuyla, çok hoş bir çalışma çıkmış ortaya. Önemli uyarı: Videoya göz attıktan sonra işi gücü bırakıp bir sürü film izleme arzusuna kapılabilirsiniz.Devamı »

Geçmiş zaman olur ki: Ekim

Yeni çıkan akademik kitaplar“la başlayan özgün listelerimiz, “Geçmiş zaman olur ki”yle devam ediyor. Müzik tarihinin unutulmazlarını, dönüm noktalarını her ay sizlerle paylaşmayı planladığımız bu bölümün, geçtiğimiz yüzyıllarla ilgili ilginizi çekecek bilgiler içereceğini ve yakın geçmişten belki unutmuş olduğunuz grupları, parçaları hatırlatarak –güzel– anılarınızı depreştireceğini umuyoruz.

1787 – Bir dehanın yeni eseri ilk kez sahneleniyor

Bir “dramma giocoso“, yani komedi ve dram unsurlarını bir arada barındıran opera eseri olarak nitelenen Don Giovanni, dünya üzerinde en çok sahnelenen operalardan biri olmak üzere yola çıktığında takvimler 29 Ekim 1787’yi gösteriyordu.

1787 yılını Prag’da, başta Le nozze di Figaro (Figaro’nun düğünü) adlı operası olmak üzere pek çok eserini sahnelemekle geçiren Mozart, yeni bir opera siparişi almıştı. Yeni operası, İtalya’da Don Giovanni adıyla tanınan Don Juan adlı çapkının hikâyesini anlatmaktaydı.

Anlatılanlara göre Mozart eseri üzerinde sahneleneceği güne ya da bir gün öncesine kadar çalışmıştı.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Wes Anderson’la Kanye West buluşursa

Bağımsız filmlerin kralı Wes Anderson‘ın rap yıldızı Kanye West‘le ne gibi bir ortak noktası olabilir? Kanye Wes adlı bu Tumblr sitesini görene dek ikilinin herhangi bir alakası olabileceği aklımızın ucuna gelmezdi. Ama Anderson’ın karelerinin üstüne yerleştirilen Kanye şarkı sözlerinin (ya da Kanye fotoğraflarının üstüne yerleştirilen Anderson diyaloglarını) belli bir cazibesi olduğu inkâr edilemez. Dürüst olmak gerekirse, çiftin uygunluğuna henüz tam ikna olmuş değiliz — yine de ikna olana dek Kanye Wes’i takip edeceğe benziyoruz. (Flavorwire aracılığıyla.)

The Royal Tenenbaums / “Love Lockdown” [Seni seviyorum / Ama aramızdaki elektrik sorunlu]

Devamı »

“Sanat ve Yemek” üzerine

Feasting on Art’ı sizlere daha önce tanıtmıştık. Sanat ve yemek arasındaki ilişkiyi tarifler de vererek kurcalayan bu blog sadece natürmort değil, çok farklı mecralardan besleniyor. Arada haberler de veriyor ve biz de böylece muhtemelen hiç gidemeyeceğiz sergileri uzaktan sevme şansına kavuşuyoruz. İşte Art + Food: Beyond the Still Life (Sanat ve Yemek: Natürmortun Ötesi) sergisini de bu blog‘dan öğrendik.

Crave Sidney Uluslararası Yemek Festivali kapsamında görülebilecek sergi, natürmortun ötesine geçecek şekilde görsel sanatlar ve yemek ilişkisini ele alıyor. Son derece gündelik tüketilen gıdalar söz konusu çoğunlukla. Devamı »

Hayvanlar aleminde müzisyen isimleri

Dünya eşsiz ve muhteşem doğasıyla, yaşamaları birbirine bağlı pek çok canlı türüne ev sahipliği yapmaya inatla devam ediyor. İnsanlık bu büyük ekosisteme karşı elinden geleni yapsa da, henüz yok etmeyi başarabilmiş değil.

Bu ekosistem o kadar zengin ki, biliminsanları halen yeni canlı türleri keşfetmeyi ve onları kayıt altına almayı başarıyor. Kayıt altına alırken de bir yeni canlı türüne isim babalığı da yapıyor. Bu konuda canlıyı bir yönüyle benzettikleri ya da hayranı oldukları bir müzisyenin isminden faydalananların sayısı da hiç az değil. Kulağa onur verici gibi gelse de, bir kurbağaya, bir yabanarısına, bir sineğe ya da bir kan parazitine (?) adının verilmesi herkes için iyi gelmeyebilir. Aşağıda adları müzisyenlerden alınmış 10 farklı canlı türünün listesi var, karar sizin.

1. Elvis yabanarısı

Preseucoila imallshookupis, adını, Elvis Presley‘nin 1957 yılındaki büyük hiti “All Shook Up“tan alan bir tür. Ama neden ve ne yönden kralın adının kendisine verildiği belli değil.Devamı »

Agatha Christie ve incirli portakallı çörek

Polisiye seviyoruz. Polisiye okumayı da polisiye yazarları hakkında okumayı da çok seviyoruz. Agatha Christie ilk okuduğumuz polisiye yazarıdır ve tahminimizce memleketteki çoğu okur için aynı şey söylenebilir. Son okuduğumuz olmadı ama. Patricia Highsmith’in yeri ayrıdır mesela. Ripley serisi olsun, diğer romanları olsun, büyük klasiklere benzetilmesi boş yere değil… İyi bir polisiye yazarıyla ilgili çok şey anlatır. Yazarın insanlara bakışı, yazarın sınıfı, yazarın kente, sokaklara, suça ve masumiyete bakışı. Yine iyi bir polisiye serisi tutarlıdır, aynı detektif ya da Ripley’de olduğu gibi aynı “suçlu” bütün seride karşımıza çıkar, tanıdık, bilindik bir karakter olur, hikâyeye bir devamlılık hâkimdir.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Pop kapsülleri

Süper kahraman sevdasıyla tanınan Fransız sanatçı Grégoire Guillemin, son çalışmasında yalnızca çizgi roman kahramanlarına değil, çeşit çeşit popüler kültür figürüne de –rock yıldızı, aktör, çizgi film kahramanları, edebi kahramanlar– yer vermiş. Bakınız aracılığıyla keşfettiğimiz sanatçının bu son serisinin çeşit çeşit posterleri, tişörtleri ve daha fazlası için buraya buyurabilirsiniz. Aşağıdaki resimden kimleri tanıdınız? (Resmi, sağ tıklaDevamı »

Madonna dönerse, ıslık çalmasın

Bu aralar Madonna’nın politikacılarla arası pek iyi değil. Daha önce, bir konserinde Fransız aşırı sağcılarının lideri Marie Le Pen’i alnında gamalı haçla gösteren bir video yayınlamıştı. Bu kez de Rus kadın müzik grubu Pussy Riot ve eşcinseller için söyledikleri, bazı Rus politikacıların tepkisini çekti.

Daha önce Pussy Riot’un başına gelenleri aktarmıştık. Ancak Rusya’da baskılar bununla sınırlı değil. Petersburg’da mart ayında çıkan eşcinseller hakkındaki bir yasa uyarınca, eşcinsellik taraftarı olmak, duruma göre pedofiliyle denk olabilecek bir suç sayılmıştı. Madonna bu yasadan habersizDevamı »

Müzik kopyalamak neden domates ekmeye benzer

Daha önce GDO konusuna Yemek Kültürü başlığı altında değinmiş ve şöyle demiştik:

Gıda, sadece GDO konusuyla değil, tüm üretim ve tüketim ilişkileriyle birlikte siyasetin esas konularındandır.

Daha önce müzik paylaşmakla ilgili engeller üzerine de yazmıştık. Hem GDO konusuna olan bu merak ve Monsanto adlı GDO devi şirketin yaptıklarını bilmemiz, Boing Boing’de gördüğümüz yazıyı okumamızı kaçınmaz kıldı. Başlık şöyle: “Musicians on file-sharing, record industry as Monsanto” (Müzisyenler dosya paylaşımı ve müzik endüstrisinin Monsanto’ya benzemesi üzerine konuşuyor). Müzik endüstrisi neden Monsanto’ya benzetilsin?Devamı »

Yazarların atıştırmalıkları

Yazarlar ve yemekler üzerine gitmeye devam ediyoruz. Atıştırmalıklar, ayakta yazmayı ve asla disiplinsizliğe kapılmamayı tercih eden Goethe dışında herhalde her masa başında, sehpa üstünde, koltukta, kafelerde, parklarda, yazanın el alışkanlığından sayılabilirler. Bazen alışkanlıklardan takıntılara dönüşürler. Kahve, bizim memlekette çay en tanıdıklarından da olsa, bazıları (Walt Whitman gibi) istridye ya da (Lord Byron gibi) sirke de alabiliyormuşDevamı »

Yüzüklerin Efendisi’ni J. R. R. Tolkien yazmasaydı

J. R. R. Tolkien Nobel’i alamamış olabilir, ama Yüzüklerin Efendisi üçlemesiyle okurların gönüllerinde taht kurduğu ve bir efsaneye dönüştüğü yadsınamaz. Peki, Tolkien‘in edebiyat anlayışı Yüzüklerin Efendisi‘ni nasıl biçimlendirmiş? Aynı hikâye farklı yazarlar tarafından yazılsaymış neyi andırırmış? Görünüşe göre Alison Brooks bu soruyu sormakla kalmamış, üstüne bir de farklı yazarları taklit ederek yanıtını bulmaya çalışmış.

Bu çalışma bize, Joyce Carol Oates’un, Emily Dickinson ve Mark Twain gibi beş büyük Amerikalı yazarın hayatını, kendi üsluplarında yazılmış öykülerle anlattığı Vahşi Geceler! kitabını hatırlattı. Bakalım Brooks’un hangi yazarın üslubunu taklit ettiğini bulabilecek misiniz. Tahminlerinizi yorumlarda bekliyoruz; daha fazla örnek görmek isterseniz de buraya buyurabilirsiniz. Yanıtlar için her bir bölümün altındaki beyazla yazılı metni seçmeniz yeterli. (Flavorwire aracılığıyla.)

Devamı »