Edebiyat camiası kedileri, sigaraları ve çeşitli alkol dolu kadehleriyle tanınır, diyebiliriz. Nitekim çoğu yazar fotoğraflarında bir elde sigara, bir elde kadeh, sağda solda muhtemelen birden fazla kedi görmüşlüğümüz vardır. Flavorwire’ın derlediği bu fotoğraf albümüyse ünlü yazarları tabiri caizse “dağıtırken” gösteriyor. Kimileri diğerlerinden daha sulu, kimileri daha ciddi, ama hepsi birbirinden eğlenceli!Devamı »
Nobel Ödülleri’nin arşivi, ancak ödül tarihinden 50 yıl sonra açılıyor. Nobel Edebiyat Ödülü yaklaştıkça kimin kazanacağına dair iddiaların artmasının en büyük sebebi de bu belki: Adayların kim olduğunu bile bilmememiz.
50 yıl gerçekten de uzun bir süre. Adaylar, aday olduklarını hiçbir zaman öğrenemeyebiliyorlar. Nitekim geçtiğimiz yıl 1961 yılının edebiyat ödülleriyle ilgili arşiv açıklandığında, J. R. R. Tolkien, C. S. Lewis tarafından aday gösterildiği Nobel’i “ikincil derecedeki yazı kalitesi” nedeniyle alamadığını 120. doğum gününde öğrenmiş bulunmuştu.
En sevdiği oyuncağıydı. Neydi? Kırmızıya boyanmış, ufak, tahta bir kuş. Kırmızıydı, gerçekten öyleydi; tam da gün ışığında, gölgede, mumlarla, şöminenin başında ona bakan bir oğlan çocuğunu hayallere daldıracak, parlak, tatlı bir kırmızı. Ama muhabbetkuşu ya da öyle değersiz bir tür olduğunu sanmayın. Hayır, onun kuşu bir baykuştu. –Jesse Ball, Sağırlık
İtiraf ediyoruz: Baykuşlara bayılıyoruz. Bu yüzden Yeni Zelandalı sanatçı ve fotoğrafçı John Pusateri‘nin bu gerçekçi baykuş resimlerine hayran kaldık. Pusateri, kurşunkalem, füzel ve pastel boyalarla tüm tüyleri teker teker ortaya çıkartıyor. Portfolyosundan görebileceğiniz üzere, genelde siyah-beyaz-gri tonlarında ve ölü kuş resimleriyle çalışmayı seven sanatçı için sıra dışı bir biçimde canlı kalıyor bu çizimler. İyi ki değişikliğe gitmiş dedirtiyor…Devamı »
Bu, bizim için bir ısınma yılıydı aslında. Bölümlerimizi oturtmaya çalıştık, ne gibi yazı dizileri hazırlayabileceğimizi tartıştık, en önemlisi de özgün içerik üretmeye başladık. Defterimiz, ikinci yıl için birbirinden heyecanlı fikirler ve projelerle dolu!
Bu bir yılda yanımızda duran konuk yazarlarımıza, okurlarımıza, takipçilerimize, yorumcularımıza ve desteğini esirgemeyen tüm dostlarımıza teşekkür ediyor ve doğum günü şerefinde sizlerle ekibimizin favori Koltukname yazılarını paylaşıyoruz:Devamı »
Daha önce “Meril Streep matrisi“ne yer verdiğimiz Vulture, şimdi de aynı çalışmayı, yakında (Türkiye’de vizyon tarihi 15 Şubat) Hyde Park on Hudson‘la seyircilerle buluşacak olan Bill Murray için yapmış. Murray’in en tanındık rolleri X ekseninde adimsiden cana yakına, Y ekseninde mutludan üzgüne gidecek şekilde değerlendirilmiş. Hayalet Avcıları‘nkinden Broken Flowers‘ınkine, oyuncunun birçok rolünü içeren Bill Murray matrisi, yazının devamında. Resmi, üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.Devamı »
Kıyametin kopmadığı yılı geride bırakırken, Koltukname yazarları olarak –Sevillaportakalı, Optimusminimus ve Koltukname– siz sevgili okurlarımıza bu yıl haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. Naçizane listemize kitapla sonlandırıyoruz. İşte 2012′de bizi heyecanlandıran kitaplar.
Pedro Páramo
Kendisi küçük, etkisi büyük kitap: Pedro Páramo / Juan Rulfo / Çev. Süleyman Doğru / Doğan Kitap
Süleyman Doğru, yalnızca iyi çevirileri değil, çevirdiği kitapların da yüksek kalitesiyle tanınan ve çalışmalarını severek takip ettiğimiz bir çevirmen. Yıllar önce Tomris Uyar’ın İngilizceden yaptığı çeviriden sonra, Pedro Páramo‘yu özgün dilinden Türkçeye ilk defa aktaran kişinin Doğru olması bizi çok sevindirdi. Juan Rulfo’nun bu kısa romanını sindirmesi açıkçası çok kolay değil. Ölüm döşeğindeki annesinin arzusu üzerine hayalet bir kasabaya babası Pedro Páramo’yu aramaya gelen Juan Preciado’nun hikâyesini anlatıyor kitap. Kısa bir sürede kasabanın ve Pedro Páramo’nun hayaletleriyle Juan Preciado’nun kendi geçmişinin hayaletleri birbirine karışıyor. İspanyolcanın Don Quijote‘den sonra en büyük başyapıtı sayılan bu kendisi küçük, etkisi büyük kitaba mutlaka göz atmanızı öneriyoruz.Devamı »
Kıyametin kopmadığı yılı geride bırakırken, Koltukname yazarları olarak –Sevillaportakalı, Optimusminimus ve Koltukname– siz sevgili okurlarımıza bu yıl haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. Naçizane listemize filmle devam ediyoruz. İşte 2012′de bizi heyecanlandıran filmler.
Roma’ya Sevgilerle
Oyuncu Woody Allen’a kavuşmamızı sağlayan film: Roma’ya Sevgilerle / Woody Allen
Woody Allen, altı yıllık bir aradan sonra kendi filminde yer aldı. Roma’ya Sevgilerle, klasik bir Allen komedisinin tüm özelliklerini barındırıyor: Bol bol kekelemeler, sahneye duşla çıkan bir opera sanatçısı gibi absürdlükler ve harika bir şehir… Paris’te Gece Yarısı‘ndan hayal kırıklığına uğrayanlar bu filmi kaçırmasın.
Bu yıl DVD’den izlenen geçmiş yıl filmi: Bir Ayrılık / Asghar Farhadi
İran’ın son otuz yılda geçirdiği dönüşümden biraz haberdar olanların, seyredince ayrı bir büyüleneceği bir film bu. Yönetmenin sınıf meselelerini aile meselelerine içine yedirme biçimi bize İran Devrimi’nin ta kendisini hatırlattı, orada da aynı bu tür bir iç içe geçmişlik bulunabilir. Toplumsal boyutu, boşanma ve kadın erkek ilişkileri üzerinden okumak da mümkün Bir Ayrılık’ı (biz ilkini tercih ettik).Klişeleşmiş bir tabirle “çok katmanlı” bir film, aç aç, oku oku bitmiyor gerçekten. Ayrıca filmin Oscar kazanmış olması meselesiyle ilgilenenlere bir haber: İran 2013 Oscar Ödülleri’ni, Innocence of Muslims filmini protesto etmek amacıyla boykot etmekte.Devamı »
Kıyametin kopmadığı yılı geride bırakırken, Koltukname yazarları olarak —Sevillaportakalı, Optimusminimus ve Koltukname— siz sevgili okurlarımıza bu yıl haşır neşir olduğumuz albümler, filmler ve kitaplardan bir demet sunmak istedik. Naçizane listemize müzikle başlıyoruz. İşte 2012’de bizi heyecanlandıran albümler.
Çok yönlü bir müzisyen olan Ben Chasny‘nin önderliğindeki Six Organs of Admittance, deneysel ve avantgart denebilecek bir çizgide, ruhani bir rüyalar alemini çağrıştırıyor her parçasıyla. 70’lerin psychedelia’sı, folk’la, zamane rock’ıyla harmanlanırsa ortaya ne çıkacağını Ascent‘le görmek mümkün. Siz de modern rock müziğinin birbirine benzer ürünlerinden sıkıldıysanız, Ascent, karanlıkta yolunuzu aydınlatan bir meşale olabilir.
Yıllardır büyük bir sevgi ve heyecanla takip ettiğimiz Animal Collective’in yeni albümüne nihayet kavuşabildik. Bir önceki albümü Merriweather Post Pavilion‘da Afrika kökenli seslerle dikkat çeken Animal Collective, Centipede Hz‘te deneysel kökenlerine geri dönerek dinleyicilere bir şölen çekiyor.
Bill Evans’a saygı duruşu: Further Explorations / Chick Corea
Bill Evans, kendisinden sonra gelen tüm piyanistleri etkilemiş bir isim. Dehası tartışılmayacak Chick Corea bile Evans’ın ayak izlerini takip ettiğini gizlemiyor. 2012, Corea’nın bu saygısını, Evans’ın eski yol arkadaşları Eddie Gomez ve Paul Motian‘la birlikte kaydettiği bir albümle gösterdiği yıl oldu. Ekip, daha çok Evans’ın kaydedilmemiş ya da az bilinen bestelerini temel olarak alıp, onun ruhunu yaşattıkları yeni ürünler çıkartmaya odaklanmış. Canlı olarak efsanevi Blue Note‘da kaydedilen albüm, Evans’ın kırılgan zarafetini günümüze taşıyor.Devamı »
Downton Abbey sevgimizden daha önce “Dizi karakterlerinin kâğıt bebekleri” adlı yazımızda biraz bahsetmiştik. Görünüşe göre, Amerikan başkanının eşi Michelle Obama da yer yer Yeşilçam filmlerini andıran bu İngiliz dizisinin hayranlarındanmış. Geri kalanlarımız gibi, yeni sezonun başlamasını sabırsızlıkla bekleyen Bayan Obama, geri kalanlarımızdan farklı olarak, yapımcılardan rica ederek yeni sezona göz atmış!
Televizyon dünyasının favori “yalancı haber sunucusu” Stephen Colbert, bu haksızlığa dayanamayarak, seyircilerine Breaking Bad‘in yeni sezonundan bir tadımlık yayınlamış. Üstelik sahneleyenler, Downton Abbey‘nin beyefendileri. Sonuç: Breaking Abbey.Devamı »
Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.
Bugün, Haftadan Kalanlar’ı sizinle video formatında paylaşıyoruz. Çünkü soğuk ve yağışlı hafta sonlarında, sıcacık evinizde rasgele videolara göz atmak gibisi yoktur!
Florida, Key West’teki Hemingway Evi ve Müzesi, ünlü yazarın evini, eşyalarını, genel olarak her şeyini, ziyaretçiler için olduğu gibi koruyor. Her şey derken, gerçekten her şeyi kast ediyoruz. Nitekim Hemingway Evi’nde, yaklaşık elli tane kedi ortalıkla volta atıyor.
Kedilerin hepsi de, Ernest Hemingway‘e bir geminin kaptanı tarafından hediye olarak verilen Snowball adlı kedinin torunları. Çoğu polidaktil, yani altı parmaklı. Müzenin sitesinde özel bir sayfaları bile var.
Yaklaşık on yıl önce müzeyi gezen bir ziyaretçi, kedilere iyi davranılmadığı şüphesine kapılıp federal hükümete şikâyette bulunmuş. Şikâyet üzerine bir dava açılmış. Evet, Hemingway’in kedileri federal düzeyde incelenmeye layık görülüyorlar. Devamı »
Ermeni fotoğrafçı Suren Manvelyan‘ın bu yakın çekim göz çalışmasını görünce gözlerimize inanamadık… Your Beautiful Eyes (Senin Güzel Gözlerin) başlıklı bu çalışmada sanatçı öyle yakın plan ki, bir kelimeyi onlarca kez tekrar edince anlamını yitirmesi misali, gözler de işlevlerinden bağımsız nesnelere dönüşüyorlar.
İronik bir şekilde, gözün, çıplak gözle göremeyeceğimiz dokusu, Manvelyan’ın fotoğraflarında ortaya çıkmış. Mavi, yeşil gözlerin lifimsi dokuları okyanusu andırırken, kahverengi gibi daha koyu renk gözlerin kraterlere, işlenmemiş toprağa benzemesi gerçekten inanılmaz. Tabii hepsinin ortasında, kara bir delik…
CollegeHumor, bir parodi, komedi ve genel olarak “popüler kültür geyiği” sitesi. Türkiye’deki benzer sitelerle kıyaslamak gerekirse Zaytung‘dan ziyade Bobiler‘e benzediğini söyleyebiliriz. Elbette çok daha büyük bir ölçekte –gerçek oyuncuların yer aldığı videolar yahut animasyonlarla– işliyor.
Haftanın başında, Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ın, romanının tefrikası devam ederken gazeteye yazdığı, “Hâlâ mı Yobazlar?” adlı sert eleştirisine yer vermiş, Hüseyin Rahmi eserlerinin bugüne dek hep sadeleştirilmiş baskılarla yayımlanmasından şikâyet etmiştik. Hüseyin Rahmi, ellinin üzerinde eseriyle Türk edebiyatının en önemli ve üretken isimlerinden biri. Ne yazık ki ölümünden sonra, eski yazıyla basılmış eserleri sadeleştirilerek çevrilmiş, yeni yazıyla tefrika edilmiş romanlarıyla öyküleri sadeleştirilerek kitaplaştırılmıştır. Hüseyin Rahmi’nin dilinin zorluğu yadsınamaz. Yine de bu kadar önemli bir yazarın kitaplarının aslına hiç ulaşamamak acı bir durumdu.
Hüseyin Rahmi kitaplığını, gerektiği yerde yeni yazıya çeviren, “Hâlâ mı Yobazlar?” gibi ek metinlerle zenginleştiren ve genel olarak yayına hazırlayanlar, Emre Taylan ve Mustafa Çevikdoğan. Taylan, külliyatın dördüncü eseri olan Şıpsevdi‘nin girişine şu notu düşmüş:Devamı »
Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.
Bugün, Haftadan Kalanlar’ı sizinle video formatında paylaşıyoruz. Çünkü soğuk ve yağışlı hafta sonlarında, sıcacık evinizde rasgele videolara göz atmak gibisi yoktur!
* Koltukname olarak Doctor Who‘nun yeni bölümlerini heyecanla beklemekteyiz. Sırada, bu ay yayınlanacak Noel özel bölümü var. Bu sırada merakınızın kamçılanmasını istiyorsanız, aşağıdaki kısa videoyu mutlaka izlemenizi öneriyoruz. (Türkçe Bilimkurgu ve Fantastik aracılığıyla.)
Tarihe damgasını vuran bıyıkları sizlerle paylaşırken belirttiğimiz üzere, geçtiğimiz ay Movember‘dı. Erkekler prostat ve testis kanserine dikkat çekmek için bıyık bırakılan kasım ayını geride bıraktık, yine de Wes Montgomery imzalı bu Superstaches (Süper bıyıklar) dizisiyle Movember hareketine son bir kere şapka çıkartmak istedik. Kendi deyimiyle, “Biraz daha zarifleşen meşhur karakterler”den oluşan bu diziye biz bayıldık (özellikle de Süpermen’in kirli sakallarına); sizin düşüncelerinizi de yorumlara bekliyoruz.
Montgomery’nin diğer çalışmaları için internet sitesine buyurabilirsiniz. Çalışmalarının poster, kartpostal, iPhone kılıf, vb. basılı halleri burada. Süper kahraman demişken, hangi süper kahramana daha yakın olduğunuzu öğrenmek için sizi buraya alalım. (Flavorwire aracılığıyla.)
Tanışınız: bölümümüze hoş geldiniz. Burada sizlerle, her zaman aklınızın bir köşesinde bulunması, düzenli olarak takip edilmesi yahut her gün ziyaret edilmesi gereken, her halükârda internet tarayıcınızın kitap ayracını arasına koymanızı şiddetle tavsiye ettiğimiz internet sitelerini tanıtacağız.
Daha önce 40. Haftadan Kalanlar’da kısaca bahsettiğimiz, kitap severliği delilik noktasına ulaşmış olanların asla atlamaması gereken bir site KitapMetre. Basit bir arayüze, kolay bir kullanıma sahip. Kısacası, ilgilendiğiniz kitabın adını ana sayfadaki arama motoruna giriyorsunuz ve KitapMetre, o kitabı farklı internet kitapçılarında hangi fiyata bulabileceğinizi, aşağıdaki gibi gözler önüne seriyor.
—
—
Böylece, en uygun fiyatı bulmak için site site dolaşıp ayrı aramalar yapmanız gerekmiyor. Ama dahası da var!Devamı »
Cumhuriyet gazetesinde, kitabın tefrikası devam ederken yayımlanan haber.
Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri. Ellinin üzerinde eseriyle de aynı zamanda en üretken yazarlarımızdandır. Ne yazık ki ölümünden sonra eserleri sadeleştirilerek yayımlandığı için uzun bir süre yazarın kaleminden çıkan özgün metinlere ulaşamamıştık. Bu noktada gerçekten bir kahraman olarak atılan Everest Yayınları, son birkaç yıldır Hüseyin Rahmi külliyatını, orijinal metinleriyle yayımlamakta (üstelik Şıpsevdi, Mürebbiye gibi daha popüler eserlerin sadeleştirilmiş baskılarını da dileyene alternatif olarak sunmakta).
Everest baskılarında kimi zaman yazarın mektupları, makaleleri vb. de yer veriliyor. İşte aşağıdaki, Hüseyin Rahmi’nin, İnsan Önce Maymun muydu?‘ya gelen bir okur tepkisine verdiği yanıt. İnternette yabancı yazarların, sanatçıların mektupları bolca bulunuyor (örnek); biz de bunları zaman zaman Türkçeleştiriyoruz. “Hâlâ mı Yobazlar?”la başlayarak, Türkçe yazarlarının da kayda değer notlarını sizlerle paylaşmayı planlıyoruz.
Türk edebiyatında ve Türkçe yayıncılıkta sadeleştirmeler, sadeleştirilmeyen metinlerin yayına hazırlanış biçimi, tartışmalı meselelerdir. Biz de bu haftaki Pazar Yorumu köşemizde Hüseyin Rahmi örneğinden yola çıkarak konuya biraz değineceğiz. Şimdilik, siz sevgili okurlarımızı, insanlık tarihinin hiç değişmeyen sorunsallarından biriyle baş başa bırakıyoruz.Devamı »
Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.
* 18. Gezici Festival dün başladı! Festival, 30 Kasım-6 Aralık arasında Ankara’da, 7-10 Aralık’taysa Sinop’ta sinemaseverlerle buluşacak. Otuz altısı kısa metraj olmak üzere toplam altmış beş film gösterilecek festivalde. Filmler ve gösterimler hakkında daha fazla bilgi için festival ana sayfasına uğrayabilirsiniz.
* Bu yıl yeni bir ödül töreniyle karşı karşıyayız: 1. Ölüdeniz Öykü Ödülleri. Yarışma, Türkiye genelinde on sekiz yaşından büyükler ve Fethiye ilköğretim-lise öğrencileri arasında olmak üzere iki farklı kategoride yapılacakmış. Kazanan öykü dosyası kitap olarak basılacakmış. Kendilerine hoş geldin diyoruz.
* Ödül demişken, bir süredir duyuramadık ama National Book Ödülü’nün sahibi açıklandı (adaylar buradan). Louise Erdrich, The Round House. Yazarın kitapları daha önce Telos ve Literatür’den çıktı; bakalım bu son romanı kim yayımlayacak…
* Son olarak, bir bilim haberi. DNA ilk kez bir elektron mikroskopta görüntülenmiş. Bundan önce gördüğümüz tüm DNA görselleri, X-ray kristalografisinin bir ürünüymüş — kristalleştirilmiş DNA’ya X-ray ışınları gönderip, geri yansıyan ışınlardan bir görsel oluşturuluyormuş. Neticede DNA’nın bir mikroskopla görüntülenmesi çok daha güvenli bir yöntem olduğu söyleniyor. Merak edenler sonuçlara buradan göz atabilirler.