Bir kalori bir kalori daha: kalorilerin siyaseti

Food Politics sitesinin (ve aynı adlı kitabın yazarı) Marion Nestle şimdi de Malden Nesheim’la birlikte Why Calories Count (Kaloriler Neden Sayılıyor) kitabını yazmış. Hem yemek kültürü hem de sağlık/diyet kültürüyle ilgilenenlerin, muhtemel ki yemek üzerine okumayı seven herkesin ilgisini çekecek bir kitap. Maalesef henüz alamadık, okuyamadık. Bu yazıda okuyanların yalancısı olacağız.

Bunu vesile edip buradan memleket yayıncılarına sesleniyoruz: Yemek kitaplarının iyice paylarının arttığı bu günlerde biraz da gıdanın siyaseti üzerine kitaplar çıksa hoş olmaz mı? Aklımıza gelen Türkçe örnekleri de eklemeden geçmeyelim. Sinek Sekiz Yayınevi, Slow Food Devrimi‘nden Permakültüre Giriş‘e kadar ekolojik tarım ve gıda tüketimi üzerine çok güzel kitaplar yayımladı. Son olarak memleketimizde de denemelerini görebileceğimiz ekoköyler üzerine bir kitap yayımlamışlar.Devamı »

Gençlere ulaşmaya çalışırken ne yapacağını şaşıran Avrupa Birliği

Avrupa Birliği bu senenin birinci yarısında iki büyük tanıtım videosu skandalına imza attı. İkisinde de kadınlar ve birinde beyaz Avrupalı olmayan herkes tuhaf biçimlerde yansıtılıyor, açıkça cinsiyetçilik ve ayrımcılık yapılıyor. Özellikle de göçmenleri ve kadınları destekleyen çok renkli ve uyumlu Avrupa imajını pompalamaları için tasarlanan bu kısa tanıtım videolarının tam tersini yapıyor olmaları ironin sonu. Avrupa’nın, son yaşadığı krizin finansal kısmının yanı sıra ve onunla iç içe olarak siyasi bir kriz yaşadığı açık. Bu videoların arkasındaki mantığın kriz yaşamaması sürpriz olurdu, diyor veDevamı »

Yeni bir çeviriyle Ulysses; Matisse’in gözünden Ulysses

Joyce’un kaleminden Leopold Bloom

James Joyce’un Ulysses‘inden Leopold Bloom adına kutlanan Bloomsday’dan bahsetmiştik, hatta kutlarken yemek isterseniz puding tarifi bile çevirmiştik. Bloomsday’in Türk basınında yeterince yer almadığından dert yanıyorduk ki, Kaya Genç‘in 22 Haziran’da Sabah Kitap‘ta yayımlanan bu yazısıyla az biraz teselli bulduk. Genç, “70’lik telif hakları üzerine” adlı yazımızda sorduğumuz, “Ulysses‘i tekrar çevirtmeye hangi yayınevi cesaret edecek? Ve buna gerek var mı?” sorularına kısmen yanıt veriyor ve Türkçeye yeni bir Ulysses çevirisinin kazandırılacağını bildiriyor: Yazar Armağan Ekici, 2008 yılından bu yana Joyce’un başyapıtının çevirisiyle uğraşmaktaymış. Hangi yayınevinden çıkacağı belirtilmeyen (yazarın yayıncısı ve yakın zamanda Giacomo Joyce‘u basmış olan Sel Yayıncılık söz konusu olabilir mi?) kitabı, yayımlanışının 90. yılı olduğu için 2012 Bloomsday’ine yetiştirmeye çalışmışlar fakat mümkün olmamış — roman yaz sonunda raflardaki yerini alacakmış. Merak edenler için, Devamı »

Bir sorum var Bay Friedman: Sizce sonumuz iyi olacak mı?

New York Times‘ın demirbaş yorumcularından üç Pulitzer ödüllü Thomas Friedman‘ın Ortadoğu’da son olaylar üzerine bazı yazdıkları ve genel olarak çoğu yazısı üzerine kendinden geçen(!) bir grup kişi çok güzel bir site başlatmış. “Mr. Friedman, could I ask you a question?” (Bay Friedman, size bir soru sorabilir miyim?) başlıklı farklı yazılar, çoğu zaman ilginç görsellerle birlikte siteye ekleniyor. Arabist sayesinde keşfettiğimizden beri her gün bakıyoruz. Aşağıda görebileceğiniz bazı örneklerdeki Friedman tavrı Devamı »

The Beatles: albüm, konser, sergi

Haziranın başı The Beatles’ın pop müziği değiştiren albümleri “Sgt Peppers Lonely Hearts Club Band“in çıkışının yıldönümüydü. İlk defa şarkı sözlerinin şimdi çoktan alıştığımız tarzda basılıp albüme eklendiği, yine ilk defa şarkıların arasında duraklama olmayan albümün müzik tarihindeki önemiyle ilgili şu uzun, bol anektodlu, pek detaylı yazıya bakabilirsiniz. Paul McCartney’nin nasıl olup da bu yenilikçi albümü tasarladıklarının açıklamasını oradan kısaltarak çeviriyoruz:

The Beatles olmaktan çok sıkılmıştık. Artık genç oğlanlar değildik, artık adam olmuştuk. Bütün bu gençlik meseleleri, o bağırış çağırışlar çoktan bitmişti. Üstelik artık kendimizi çıkıp şarkı söyleyen performansçılar olarak değil, sanatçı olarak görüyorduk. John ve ben yazıyordum, George yazıyordu, filmler yapmıştık, John kitaplar yazmıştı. Artık sanatçı Devamı »

Yazarlardan kokteyller

Yakınlarda Bukowski’nin bir içip bir şiir okuduğu kayıtlarından bahsetmiştik. Yazarlar ve yemekleri kadar yazarlar ve içkileri de sıkça rastlanılan bir konu. Ama buralardan tarif çıkarmak The Kitchn‘in hediyesi olmuş. Pratik, ev tipi tariflerin sitesi The Kitchn, daha ziyade Amerikalılardan oluşan bir listede yazarları sevdikleri kokteyllerle eşleştirmiş. Ortaya bol alkollü ve renkli bir liste çıkmış.

Bu yaz günlerinde çoğumuzun favorisi kitap okumak ve soğuk bir şeyler içmek olduğundan, hepimize ilham vereceğine inanıyoruz. Kim bilir, belki de yakında dinlenilen müziğe içki eşleştiren Drinkfy‘ın edebi versiyonu çıkar. Ya da belki edebi müzik listeleri gibi edebi içki listeleri de hazırlanır kitapların yanına. Belki sizin zaten vardır?Devamı »

Bukowski’yi Bukowski’den dinlemek

Koltukname olarak yazarların seslerini dinlemeyi ve paylaşmayı seviyoruz. Daha önce Freud‘dan ve F. Scott Fitzgerald‘dan kayıtlar paylaştık. Bugün de Charles Bukowski‘nin türlü tonlarda şiir okuyuşlarıyla karşınızdayız.

Charles Bukowski, şairdir ve sarhoştur. Avantgart sanatın her türünü arşivleyen ve paylaşan inanılmaz dost canlısı ve internetin eski sakinlerinden UbuWeb‘in son şahaneliklerinden biri, Bukowski’nin şiirini ve sarhoşluğunu bize aynı anda sunması oldu. Bukowski şiirini okurken bir yandan komşularına girişiyor, sonraları yanındakilere laf atıyor; kayıtların içinde ilerledikçe ne kadar içtiğini kestirmeye başlıyor insan. İçmekten değil de kan kanserinden ölmüş olması elbette dikkate değer. Ama daha dikkate değer olan kendi şiirlerini nasıl yorumladığı. Bukowski’nin ilk kayıtlarından “At Terror Street and Agony Way”de (1968) ilk şiirle en son şiir arasında Bukowski’nin sesinde Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Dalí New York’ta

Salvador Dalí’den ve türlü yeteneklerinden daha önce bahsetmiş, biraz bilgi verip biraz da Amerika’da katıldığı yarışmadan söz etmiştik. Yine Dalí’nin bir macerasıyla karşı karşıyayız. Pek beğendiğimiz UbuWeb’de Dalí in New York (Dalí New York’ta) filmini görünce paylaşmamak olmazdı. UbuWeb filmin altında “oldukça eğlenceli,” diye yazmış, katılmamak elde değil.

Feminist yazar Jane Arden’le filmin nispeten başlarındaki görüşmelerinde Jane Arden, “Bu dâhi tanımlamasını depresif buluyorum,” diyor. Dalí’nin cevabı “Mütevazılık uzmanlık alanım değildir,” oluyor. Ama insanın 30 yıl öncesine kadar kendini ve bilinçaltını daha çok tanımadığında Devamı »

Tanışınız: Drinkify

Tanışınız: köşesinde sevdiğimiz farklı siteleri tanıtıyoruz. Şu ana kadar filmlerin renklerini sergileyenlerden, natürmortlardan ilhamını alan yemek tariflerine kadar kesişen alanlardan örnekler sunduk. Bu Tanışınız: köşesinde yine bu tür bir melez işle karşınızdayız.

Söylediklerine göre alkol dolu 24 saat içinde @leyink@han ve @flaneur tarafından Music Hack Day Boston 2011‘de kurulan Drinkify‘a (serbest çevirmek gerekirse İçecekleştir, denilebilir), “Ben bu müziği dinliyorum, bunun yanında ne içsem, hatta ne kadar Devamı »

Şehir, cinsellik ve kadınlık halleri: Girls

Dizi tarihinin en popülerlerinden sayılabilecek Sex and the City dizisinin (1998-2004) sadece Amerika’da değil tüm dünyada kadınlar için hem yeni hem de hep az söylenen bir sözü olduğu iddia edilir. Genelde dizinin ana karakterlerinden yazar olarak resmedilen Carry’nin her dizinin sonunda bilgisiyarının başına oturup listediği sorularla özetlemek gerekirse: Kadınlar da erkeklerin her yaptığını yapamaz mı? Kadınlar da istedikleri ilişkilere istedikleri zaman girip istedikleri zaman çıkamazlar mı? Kadınlar da hem kariyer hem eğlence hem çocuk hem güzel elbiseler isteyemezler mi?

Cinsiyet ilişkilerine özel olarak eğilen feminizm dalga dalga gelmiştir ve bu sorular bizce feminist dalgaların ilkinin bile ancak ufak bir parçası olabilir. Aslında en temel yasal ve ahlaki haklar üzerinde yarım yamalak duran bu bakış açısının cinsiyet ilişkilerine çok ilkel ve muhafazakâr bir Devamı »

Hobbit kimin?

Yüzüklerin Efendisi film üçlemesi sinema tarihinin kült filmleri arasındaki yerini neredeyse daha gösterime girmeden almıştı. Kitapların tutkunları için çok anlaşılır bir ilgi düzeyiydi bu. Tolkien’in külliyatı ve genel olarak fantastik edebiyatın klasikleri üzerine, üstelik Türkçe fantastik edebiyatın yegâne kalemlerinden (diğerleri için buraya bakabilirsiniz) ve Türkçenin ilk fantastik kurgu serisinin yazarı olan Barış Müstecaplıoğlu elinden çıkmış bir yazı için buraya bakabilirsiniz.  Müstecaplıoğlu şöyle diyor:Devamı »

Nancy Reagan, Miles Davis ve etli kuru fasulye

Güzel adamlardandır Miles Davis. Müziği bir yana, kendisi de güzel giyinir, kayıtlardan gördüğümüz kadarıyla güzel bakar. Hem bir trompetçi hem de besteci. Caz dinleyip Miles Davis dinlemeyen yoktur herhalde. Bu The Guardian yazısında sadece kıyafetlerini anlatan uzun bir paragraf bulabilirsiniz. Blues Brothers tarzından, Avrupalı terzilerin elinden çıkma takımlara, funk kıyafetlere Miles Davis bir dönemi tüm renkleriyle yaşamış. Ayrıca John Lennon’la basketbol oynamışlığı bile var. Yok canım, demeyin, videoya bir bakın:Devamı »

Tanışınız: Feasting on Art

Tanışınız: bölümümüzde bugüne dek –tesadüfen– sinemayla ilgili sitelerden örneklerle ilerlemiştik. Öte yandan Koltukname’de edebiyat ve yemek ilişkisine değindiğimiz, hatta tarifler verdiğimiz oldu. Şimdi de güçlerimizi birleştirip bu ilişkiyi resim üzerinden kuran Feasting on Art‘tan (Sanattan Ziyafet Çekmek) bahsetmek istiyoruz. Ünlü yemek magazini Saveur‘ün “Sites We Love” (Sevdiğimiz Siteler) arasında gösterdiği, üçüncü yılına giren Feasting on Art, hız kaybetmeyen, aksine kendini geliştirip güzelleştiren sitelerden. (Söylemeden geçmeyelim: Saveur 2012 Ödülleri açıklandı. En iyi seyahat blog‘larında Istanbul Eats, Yılın En İyi Yemek Yazısı ise Café Fernando‘nun Chez Panisse yazısı birinci  oldular).Devamı »

Ülkemizi bombalamayacağınız için sağ olun!

Geçtiğimiz aylarda internette başlayan yeni bir kampanyadan söz etmiştik. “İranlılar, sizi seviyoruz!” adlı kampanyada İsrailliler ve Amerikalılar başta olmak üzere insanlar İranlılarını sevdiklerini ve ülkelerini asla bombalamayacaklarını söyleyerek fotoğraflarını Facebook gibi sosyal medya sitelerinde yayımlıyorlardı.

Kampanya konu üzerine daha detaylı konuşulmasına sebep oldu. Sajjad Savage  “Love Bomb” (Aşk bombası) başlıklı yazısında “We will never bomb your country” (Ülkenizi asla bombalamayacağız) ifadesinin aşk, sevgi dolu bir mesajda garip durduğunun üstünü çiziyor. Ayrıca bu kampanyanın İsrail’in Apartheid rejimini (Apartheid’da aşk üzerine buraya Devamı »

Yumuşak G

Ankara hareketleniyor. Daha önce, internetin en genç e-dergilerinden Ankaralı Zezine‘in ilk sayısını müjdelemiştik. (Burada Fatih Al’la yapılmış bol bol Ankara konuşulan bir söyleşi bulabilirsiniz.) Gittikçe grileşen Ankara’nın renkli e-dergisi oldu diye sevinirken geçen haftalarda Ğ‘yle tanıştık ve altbaşlıklarını pek beğendik: “Payitahtımızın merasiminden sıkılan bebelerin baloncuğu.”

Biraz daha alıntı alalım:Devamı »

Ortadoğu’da nefret

Arap ayaklanmaları, yabancı müdahaleler, Arap ülkelerinin birbirlerine müdahaleleri ve bütün bunlar arasında İran’a karşı bir kuşatmanın olduğu bu günlerde, nefret ve sevgi de daha fazla tartışılır oldu. Bir altüst oluş ve bu altüst oluşun yeniden düzenlenmesi çabası özellikle de Amerika ve AB’nin ısrarlı bakışları altında devam etmekte.  Bu yeniden düzenlenmeyi fırsat bilen Mona el Tahawy Foreign Policy‘nin “The Sex Issue“, yani seks konulu sayısında Arap kadınlarının halini tartışmaya açıyor.  El Tahawy geçen sene protestolar sırasında tutuklanan gazetecilerden biriydi. Özellikle askeri yönetime karşı tekrar alevlenen Kasım 2011 protestolarında içişleri bakanlığında tutuklu olduğunu,  işkence gördüğünü ve cinsel tacize maruz kaldığını serbest bırakıldıktan sonra anlatmıştı. (Kendisinin çeşitli yazılarına buradan ulaşabilirsiniz).Devamı »

Yemesek de tweet mi etsek?

Sosyal medyanın nelere kadir olduğunu Koltukname’de ara ara tartışıyoruz.  Bir sosyal medya rehberi bile sunmuştuk. Yayıncıların okurla yeni ilişkiler kurmasından, ülke bazında sansüre kadar sosyal medyanın hem yeni olanaklar sağlayan bir yüzü hem de aslında var olan ilişkilere eklemlenen bir yüzü var. Bir de yarattığı kendi kültürü var. Özellikle yemek kültürü sosyal medyadan çok etkilenmişe benziyor. Organik gıdadan gurme lezzetlere, bütçelere uygun, hem de zengin bir mutfak kültüründen, farklı memleketlerin yemeklerini pişirmeye, yemek pişirme ve tatma konusunda internette bir patlama yaşandığı kesin. Bu Türkiye’ye de yansıdı elbette. Ben kaçırmışım ama aslında şu tarifi arar dururdum diyenlere Café Fernando‘nun Yemekosfer arama motorunu öneriyoruz. Buradaki yemek blog‘ları bazı kriterleri tamamladıktan sonra dahil Devamı »

Sylvia Plath ve limonlu pudingli kek

Daha önce kadın şairler ve yemek konusuna değinmiş, Emily Dickinson ve hindistancevizli kekten bahsetmiştik. Tarifini de vermiştik. Bugün de sevdiğimiz yeni bir blog‘da, Paper and Salt‘ta gördüğümüz Sylvia Plath’in limonlu pudingli kekinin tarifini çevirmek ve biraz da Plath’ten bahsetmek istiyoruz. Plath konusunda Türkçede şanlısıyız aslında. Günceleri Oğlak Yayınları‘ndan yayımlanmıştı. Gerçekten Plath’in tartışmalı hayatını kendisinden okumak büyük bir şans. (Gerçi tükenmiş gözüküyor yayınevinin Devamı »

23 Nisan üzerinden kendimizi okumak

23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı mı? Tekerleme gibi ezbere bildiğimiz bir bayramı ve onun yine tekerleme tadındaki şarkılarını sorgulayacağımız aklımıza gelmezdi. Sonra Toplum ve Tarih‘in 208. sayısında Mehmet Ö. Alkan‘ın yazısını okuduk ve bir kez daha tarihsizleşmemizin boyutlarını ve 1980 darbesinin memleketi ne kadar yeniden kurguladığını gördük. Bir de elbette iyi ve eleştirel bir […]

Müzik kliplerindeki Hollywood yıldızları

Paul McCartney, Londra’da verdiği son konserde, yeni albümü Kisses on the Bottom‘dan yalnızca bir tane parça çaldı (evet, genellikle Beatles çalıyor ama belli ki özellikle kendi yazdığı, kendine atfedilen parçaları tercih ediyor): “My Valentine”. Parçaya giriş mahiyetinde ise şunları söyledi: “İzleyiciler arasında ailem de var. Bu şarkı da eşime.”

Bir şarkı önce Linda McCartney için yazdığı bir parçayı çalmış olduğundan bu ithafta biraz “ayıp olmasın” havası da vardı açıkçası. Yine de eşine yazdığı parçanın belli ki “akılda kalıcı” olması için her şeyi yapmış, hiçbir masrafı esirgememiş ve Natalie Portman ile Johnny Depp’i getirtip yönetmenliğini kendi yaptığı bir klip hazırlamış.

Devamı »