Haftanın Eğlencesi: Yeşilcam Artizleri

Bu haftanın eğlencesi, tasarımcı Selahattin Birgül‘den geliyor. Birgül, Türkçeye Çılgın Hırsız olarak çevrilen Despicable Me filminin sarı yaratıklarını almış ve “Yeşilçam artizleri”ne dönüştürmüş. Biz pek şeker bulduk. Birgül’ün diğer çalışmaları burada. Bu sırada henüz görmediyseniz filmin Pharrell Williams imzalı şarkısı, “Happy” için dünyanın ilk 24 saatlik klibi çekildi. Ona da buradan göz atabilirsiniz. 24 saat bana fazla, 4 dakika yeter diyenler için kısa klip Birgül’ün çalışmalarının altında. (Sosyal Me aracılığıyla.)

despicable_me_yesilcam_artizleri-bodi-ekremDevamı »

Burçlar ve yazarlar: Kova

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

İyi Yürekli Kova’lar

Virginia Woolf, kadınların kendine ait bir odası olmasını söylerken de, romanlarında bilinçakımı tekniğini kullanırken de Kova’lık ediyordu aslında. Hem kadın haklarını, yani toplumsal bir tavrı destekliyordu hem de insanın düşüncelerinin akışını kurcalayıp duruyordu. Böylece yepyeni şeyler yapmaktaydı. Kova olmasa bunları yapar mıydı yapmaz mıydı, bilinmez ama böyle şeyleri başarıyla yapan insanlar genellikle Kova’dır. (Bilinçakımını başarıyla takip edenlerden biri de James Joyce’tu ama Ulyssess‘i ve Finnegan’s Wake‘i okuyup bitirmeyi başaranların kaçının Kova olmadığı konusunda bir araştırma yapılmamıştır.) Bu burcun üyelerinin hayal güçleri pek zengindir. Hatta ayaklarının biraz havada olduğunu bile söylemek mümkündür, mesela ayakları yere basan, yani Kova olmayan bir Jules Verne Ay’a Yolculuk falan gibi şeyler yazmayı aklına getirmeyebilir, okul tatillerinin o kadar uzun, dünyanın etrafında fır fır dönmenin bu kadar kolay olmasını istemeyebilirdi. İstedi de ne oldu sanki, gerçekleştiklerini görebildi mi? Hayır; ama zaten Kovalar hayalleri tercih ederler, hem bencil de değildirler. Daha doğrusu onlar görünenlerin aslında başka şeyler olduğuna dair bir inanç taşırlar içlerinde. Francis Bacon, “Denizden başka bir şey görmeyince kara yok sananlar beceriksiz kaşiflerdir,” diye buyurmuştu. Hayır, Amerika’nın keşfinden bahsetmiyordu, Atlantis’ten söz ediyordu. Bir Kova’nın kara anlayışı budur. Harikalar Dünyası anlayışı da Alice’in düşleridir. Lewis Carrol da Kova’dır işin doğası gereği. Devamı »

Haftadan Kalanlar // 27 Ocak-2 Şubat 2014

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

hologram-recep-tayyip-erdogan-grammyde_171203-4370_640x360* Mia Farrow ve oğlu, Altın Küre Ödülleri’nde onur ödülü alan Woody Allen’a Twitter’da hakaret yağdırarak geçtiğimiz ay gündeme oturmuştu. Diane Keaton Allen adına ödülü kabul etmek için sahneye çıktığında Mia Farrow  “Dondurma alıp Girls izleme vakti geldi,” derken, oğlu Ronan Farrow, “Woody Allen anmasını kaçırdım — bir kadının kendisini 7 yaşındayken taciz ettiğini alenen kabullenmesini Annie Hall’dan önceye mi sonrayı mı koydular?” diye sordu. Allen’ın, karısının evlat edindiği kızıyla evlenmesi her ne kadar acayipliğini korusa da, bu taciz iddialarının hiçbir zaman kanıtlanmadığı, hatta çocuğun zorla konuşturulduğunun iddia edildiğini belirtmek gerek. Her halükârda Death and Taxes dergisinden Robyn Pennacchia çok makul bir soru soruyor: Bir çocuğu taciz ettiğine inandığı için Allen’a karşı bunca kin besleyen Farrow, on üç yaşındaki bir kıza tecavüz ettiği yüzde yüz bilinen Roman Polanski’yle “kanka”lığını neden sürdürüyor? Farrow Polanski’ye Twitter üzerinden hakaret yağdırmamakla kalmıyor, kendisinin en yakın arkadaşı ve destekçilerinden. Çifte standartla ilgili ayrıntılar Pennacchia’nın yazısında.Devamı »

Ödüllerde göz ardı edilen eserlerin ödülü

Bernini’nin “Apollo ve Daphne”si

“Geriye dönüp Pulitzer’i ya da National Book Award’u kazanan kitaplara baktığınızda, her zaman yanlış kitap olduğunu görüyorsunuz.”

Bookslut blog’u, “çoğunlukla sıradanlığı” kutladığını söyledikleri kitap ödülleriyle ilgili şikâyet etmeyi bırakıp bir çözüm üretmeye karar vermiş.

“İşte bu yüzden Daphnes adında yeni bir kitap ödülü başlatıyoruz; Daphnes 50 yıl öncenin en iyi kitaplarına verilecek. 1964’ün National Book Awards’unun, John Updike’ın The Centaur‘unun o yılın kesinlikle en iyi kitabı olduğuna karar veren ödülün yanlışlarını düzelteceğiz.” 

Melville House’un söyleşisinde söylenene göre 1963’te yayımlanan adaylar arasında Updike’ın kitabı da olacak. Çünkü mesele, The Centaur‘un kötü olup olmamasından ziyade, aynı yıl içinde yayımlanan kitapların arasında  Julio Cortázar’ın Seksek‘inin, Muriel Spark’ın Girls of Slender Meansinin, Sylvia Plath‘in Sırça Fanus‘unun, Kurt Vonnegut‘un Kedi Beşiği‘nin ve Thomas Pynchon‘ın V‘sinin de bulunması.Devamı »

Tanışınız: Ondokuzseksensekiz

Untitled copy

Uzun bir aradan sonra Tanışınız: bölümümüzle yine karşınızdayız. Bugün paylaşmak istediğimiz siteyi, bir “yaşam blog’u” olarak tanıtabiliriz sanırım.

Ondokuzseksensekiz, Gökçe’nin, 19,88 TL’ye yapılabilecek, sahip olunabilecek, tadılabilecek, gezip görülebilecek, yazarın deyimiyle, “kısacası hayatınıza katıp keyif alabileceğiniz veya başkalarının hayatına katıp keyif verebileceğeniz herhangi bir şeyi ya da başka bir deyişle her şeyi” paylaşabilmek için açtığı bir blog. Satış ya da pazarlama yok, gerçekten de blog yazarının sevdiği ve 19,88 TL’nin altında kalan her şeyi duyurduğu bir yer.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Ayasofya’nın –ve Türkiye’nin– en meşhur kedisi

Ocak ayı, Koltukname’de kedi ayına dönüştü (şikâyetçi olduğumuzu sanmayın). Önce erkek pozlarını taklit eden kediler, sonra pin-up kızlarının pozlarını taklit eden kediler ve şimdi de, Ayasofya’nın, hatta tüm Türkiye’nin en meşhur kedisi: Gli.

Şaşılığıyla tanınan kedi Gli’nin, Obama’ya kendini sevdirmişliği bile var. Işıkların önünde yatmayı, turistlere boy boy poz vermeyi seviyor. Ayrıca tahminimizce Ayasofya’da girilmesi yasak ne kadar delik varsa bulup girmiş durumda. Üstelik tamamen kendisine ait bir Tumblr sitesi var. Kendisini, takipçilerimizden Füsun Aymergen’in ricası üzerine paylaşıyoruz. Herkese kedili günler dileriz.

Rockstar Haghia Sofia CatDevamı »

Çin’de banknotlara sansüre karşı karekod basılıyor

Çin’de, kimliği belirsiz bir sansür karşıtı grup, yuan banknotlarının üstüne karekod basıyor. Karekoda eşlik eden not:  “İnternetteki güvenlik duvarını aşmak için karekodunu tarayıp programı indirin.” Söz konusu program, güvenlik duvarlarını yıkma hizmeti veren Freegate.

Banknotlarda karekod uygulamasında, yasadışı bir dini mezhep olan Falun Gong‘un imzası bulunduğu düşünülüyor. Falun Gong uzun bir süredir Çin’de sansür karşıtı teknolojileri yaygınlaştırmaya çalışıyor. Esas amaçları, kendi sansürlü internet sitelerine erişimi sağlayabilmek ve dinden ziyade sansürü kırmakla ilgilenen Çin internet kullanıcılarına mezheplerini tanıtabilmek.Devamı »

Sand’dan Flaubert’e: “Edebiyatı fazla seviyorsun; o seni öldürecek”

sandflaubert

19. yüzyılın en önemli yazarlarından biri olan George Sand’dan, yüzyılın yine bir başka önemli yazarı, Gustave Flaubert’e bir mektup paylaşıyoruz sizlerle bu sefer de. Sand, müstearıyla, güçlü kişiliğiyle, fırtınalı hayatıyla ve dönemin en önemli sanatçı ve edebiyatçılarıyla kurduğu ilişkileriyle tanınan bir yazar.

Flaubert’e yazdığı aşağıdaki mektup, hayata dair yorumlarıyla insanı heyecanlandırıyor, hüzünlendiriyor, gülümsetiyor. Ayrıca kimi yorumlar, son dönemde hep olduğu gibi, akla ister istemez ülke gündemini getiriyor:

İnsan hayatı değişik ölçülerde hissedebilir, değişik ölçülerde anlayabilir, dolayısıyla çektiği acının derecesi de farklıdır. İnsan yaşadığı çağın ne kadar önündeyse, o kadar çok acı çeker… Edebiyatı fazla seviyorsun; o seni öldürecek ama sen insanların aptallığını yok edemeyeceksin.

Yazarın kitaplarına Oğlak Yayınları ile İş Bankası Yayınları‘ndan ulaşabilirsiniz. Mektubu bizler için bulup çeviren Birsel Uzma‘ya teşekkür ediyoruz. İlgilenenler için: Koltukname’nin mektup dosyasında de Sade, Camus, Bergman, Steinbeck ve daha nice edebiyatçılar var. (Des Lettres aracılığıyla.)Devamı »

Burçlar ve yazarlar: Oğlak

Sırma Köksal’ın 2003’te Radikal Kitap’ta yayımlanan, burçlar üzerinden yazarları inceleyen yazı dizisini, yazarın da izniyle bu yıl Koltukname’de paylaşacağız. Aradan geçen 10 yıldan sonra okurlarca yeniden keşfedilmesi ve sizleri de bizleri ettiği kadar mutlu etmesi ümidiyle.

Oğlak’ın diğer adı Poe

E.M. Forster’ın otobiyografik özellikler taşıyan romanının kahramanı Maurice tam bir Oğlak’tır. Başta yerleşik değer yargılarına sonuna kadar güvenmeye eğilimlidir, sonra Clive Durham’ın aşkıyla yavaş yavaş değişir. Ama değişimi kesin olur. Olsa olsa İkizler ya da Terazi olabilecek Clive’ın tersine küçük duygusal gösterilere, histeri krizlerine yol açan fikir değiştirmeleri yoktur. Zaten Maurice böyle şeyleri iyileştirilmesi gereken birer rahatsızlık gibi görür. Öyle parlak cümleler ve söylevler de yoktur hayatında, açık ve dolambaçsızdır. İlişkisini sonuna dek kurtarmaya çalışır ama bitti mi de biter. Mutsuz olduğu, kendini kimsesiz hissettiği –bir Oğlak için mutsuzluğun tanımı kendini kimsesiz hissetmektir– zamanlarda da yıkılmaz, kendini disiplinle işine gücüne verir, hatta yetmez, yeni alışkanlıklar edinir. Oldukça efendice alışkanlıklar hem de. Forster şöyle der: “İngilizler hissetmedikleri için değil, hissetmekten korktukları için böyledirler.” Burada küçük bir düzeltmeye ya da eklemeye ihtiyaç var, İngilizler değil, Oğlaklar…Devamı »

Yazarların uyku alışkanlıkları ile edebi üretkenlikleri

Brainpickings için hazırlanan aşağıdaki infografikte, yazarların uykudan kalkış saatleri ile (bilgi çeşitli söyleşilerden ve biyografilerden edinilmiş) edebi üretkenlikleri karşılaştırılıyor. Üretkenlikleri, yayımlanan kitap sayısıyla ölçülüyor. Aldıkları büyük ödüller de çalışmaya dahil edilmiş. Yazılan kitap sayısı biraz da yazarların ömürlerine bağlı ve yazarın hangi ödülü alabileceği hangi dönemde yaşadığıyla ilgili olduğundan, yazarların doğum ve ölüm tarihleri de verilmiş.

İnfografiğin anahtarı sağ üst köşede. Şöyle ki: Ad-soyad ile doğum-ölüm tarihlerinin altında yer alan çizginin uzunluğu, ömürlerinin uzunluğuna tekabül ediyor. Orada küçük bir haç varsa, yazar intihar etmiş demek. Yazarın resmini çevreleyen halkanın rengi/renkleri, hangi ödülü/ödülleri aldığına işaret ediyor. Orada bir asteriks varsa, Nobel Ödülü olmadan önce yaşamış demek. Uyanış saatinin altındaki küçük çizgiler, kaç eseri olduğuna işaret ediyor. Yeşil, kurgu dışı; kırmızı, kurgu; mavi, şiir; sarı, diğerleri. Sıralama, yazarların uyanış saatlerine göre.Devamı »

Haftanın Eğlencesi: Seksi erkek fotoğraflarını taklit eden kediler

Haftanın Eğlencesi bölümümüzde daha önce “Sanat eserlerini taklit eden kediler“e yer vermiştik. Sırada, seksi erkek fotoğraflarını taklit eden kediler var. Belki de erkeklerin seksi kedileri taklit ettiğini söylemek daha doğru olur… Her halükârda, yalnızca birbirini taklit eden erkekler ve kedileri bir araya getiren bir Tumblr sitesiyle karşı karşıyayız: Des Hommes et des Chatons (Erkekler ve Kediler). Küçük bir seçkiyi aşağıda bulabilirsiniz, daha fazlasıysa bağlantıda. Herkese kedili günler diliyoruz. (Distractify aracılığıyla.)

man1jpgDevamı »

Guy de Maupassant’tan gizemli sevgilisine: “Evet, ben kır tanrısıyım, hem de tepeden tırnağa!”

“Gisèle d’Estoc”, 19. yüzyıl Fransa’sının gizemlerinden biridir. Bu takma adın, dönemin kadın yazarlarından birine ait olduğu düşünülüyor ama terör eylemlerinde parmağı bulunduğu iddia edilen, kadınlarla düellolar yapan, erkek kılığına giren bu sansasyonel kadının asla var olmadığını savunanlar da yok değil.

Gerçekten yaşadığını varsayacağımız Gisèle d’Estoc, aynı zamanda ünlü yazar Guy de Maupassant’ın sevgilisi olarak biliniyor. Erkek kılığına girip Maupassant’a kadınlar seçtiği söylenen d’Estoc, belli ki tanışmalarının ardından yazara karşı derin bir ilgi duymuş. Nitekim Birsel Uzma’nın bizler için bulup çevirdiği mektupta, d’Estoc’un arzusu üzerine Maupassant kendisini anlatıyor.

Çıkan sonuç, gerçekten de Maupassant’dan bekleneceği gibi etkileyici. Aşk ilişkileriyle ilgili düşüncelerini (daha doğrusu gerçekleri), asosyalliğini ve ne kadar inkâr etse de romantikliğini ortaya koyan bir mektup.

Maupassant’ın şahane Birsel Uzma çevirileri, Oğlak Yayınları‘ndan çıkan Bir Hayat ile Gündüz ve Gece Hikâyeleri. Yazarın eserleri birçok yayınevinden çıkıyor ama öncelikle İş Bankası ve Can‘a da bakabilirsiniz. Bir de Everest’ten çıkan hoş bir çizgi roman mevcut. (Des Lettres aracılığıyla.)Devamı »

Haftadan Kalanlar // 6-12 Ocak 2014

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

The-Time-Regulation-Institu* İhsan Oktay Anar’dan yeni bir roman geliyor! Galîz Kahraman, 17 Ocak’ta kitapçılarda olacak, yazarın sevenlerine duyurulur.

* Ahmet Hamdi Tanpınar’ın büyük romanı, Saatleri Ayarlama Enstitüsü artık Penguin Classics damgasıyla İngilizcede. Çevirmenler Alexander Dawe ile Maureen Freely. Kitabın içini dışını görmek için Penguin Classics’in Instagram hesabına bakabilirsiniz. Kitapla ilgili New York Times eleştirisi ise burada.

* Anar ve Tanpınar’dan Elif Şafak’a geçmek gerekirse… Arkitera sitesi “Mimar Gözüyle Elif Şafak’ın Son Romanı” adlı bir yazı yayınlamış. Mehmet Berksan’ın kaleme aldığı eleştiri yalnızca Şafak’ın romanındaki hataları görmek için değil, dönemle ilgili doğruları öğrenmek için de iyi bir kaynak.

* Haftanın (belki de yılın) bombası: Can Yayınları’nın beyaz kapakları değişiyor. Bunun yanı sıra yayınevinin logosu ve yayın çizgisi de güncelleniyor. Değişiklikleri anlatan etkileyici video burada. Can Öz’ün değişimle ilgili verdiği söyleşi burada. Yeni tasarımların sahibi Lom Tasarım ise burada.

Koltukname 2 yaşında (ve çekiliş)!

2013 Londra Kitap Fuarı'nda.
2013 Londra Kitap Fuarı’nda.

İlgimizi çeken, önemli bulduğumuz, Türkçede eksikliğini hissettiğimiz kültür, sanat ve edebiyat haberlerini paylaşmak için 5 Ocak 2012’de kurduk Koltukname’yi. İlk yılımız düşe kalka, etrafı yoklaya yoklaya kimliğimizi biçimlendirmek ve blog denilen bu mecrayı keşfetmekle geçti. Anladık ki haberleri yalnızca kopyalayıp yapıştırmak, başka dildeki alıntıları yarım yamalak bir internet Türkçesiyle sunmak, kaynaklarımıza karşı saygısızca davranmak, kısacası hazıra konmak istemiyoruz.

İsteğimiz, hedefimiz, başka yerde karşımıza çıkmamış haberleri paylaşmak, başka yerde karşımıza çıkan haberleriyse yeni bir bakış açışıyla sunmak, farklı mecralar arasında bağlantılar kurmak, gitgide daha çok özgün içerik üretmek, sormak soruşturmak ve hem internet hem de sokak bağlamında daha sosyal olmak.

Bu kapsamda geçtiğimiz yıl içinde akademik kitap listeleri çıkardık, T. S. Eliot’tan esinlenen bir tarif yaptık, müzik tarihini hatırladık, Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’nı en etkin şekilde gezme rehberi hazırladık, Türkiye’nin odak ülke olduğu Londra Kitap Fuarı’na katıldık, 2013 yılı içinde öne çıkan jüri ve seçici kurul üyelerini sıraladık, BüyükKeyif’le telefon görüşmesi yaptık.Devamı »

Haftadan Kalanlar // 30 Aralık 2013-5 Ocak 2014

Haftadan Kalanlar adlı bölümümüze hoş geldiniz. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu köşede haftadan kalanları, okuyup da blog yazısına uzamayanları, bir tweet’e sığmayanları, bir arada daha mı güzel dururlar dediklerimizi sizlerle paylaşıyoruz.

MV5BMTg1MTE1NTIxMl5BMl5BanBnXkFtZTcwMDEzMjE5OQ@@._V1_SX214_* Veronica Mars filminin vizyon tarihi belli oldu! Dizinin tüm hayranları gibi biz de, filmin Kickstarter’da toplanan parayla çekileceğini duyunca pek sevinmiştik. Türkiye’de ne zaman gösterime gireceği henüz bilinmese de, Amerika vizyon tarihinin 14 Mart olarak belirlenmesine de bir o kadar heyecanlandık. Fragman burada.

* İnsanın aklını başından alacak bir diorama çalışması: POMA TOMA’ya karşı. Korkut Varol’un ellerine sağlık. (Siren’in Sesi aracılığıyla.)

* Tim Burton ve Doctor Who sevenlerin hoşune gidecek bir sentez.

* Listelerle ilgili şurada kısa bir yorum yapmış, ama esasında Siren’in Sesi ve Metin Celâl‘in konuyla ilgili yazılarına bağlantı vermiştik. Gözümüzden kaçmış, geç de olsa paylaşalım: Elif Batuman’dan yıl sonu listeleri üzerine bir liste.