Ghetto Brothers tozlu tavan arasından tekrar gün ışığına çıkıyor

New York’ta 1971 yılının yaz aylarında üç kardeş ve birkaç arkadaşlarından oluşan bir grup müzisyen, Manhattan Fine Tone Stüdyosu’nda kayıt yapmaktalardı. Tek bir öğleden sonrada sekiz şarkı kaydetmişlerdi. Power-Fuerza adını alacak Latin rock tarzındaki albümleri, ilk ve tek ürünleri olacaktı. Power-Fuerza, bir Latin rock albümü de olsa, hip hop’a da hiç uzak değildi.

Grubun adı Ghetto Brothers‘dı ve yalın bir gerçeklik içermekteydi. Ghetto Brothers, yaşadıkları Bronx mahallesinde gerçekten bir varoş çetesiydi. Manhattan, gökdelenleriyle kapitalist dünyanın en önemli sembollerinden biriyken, Bronx adeta başka bir gezegendi. Yıkıntılar, boş arsalar, terk edilmiş dükkânlar, evsizlerin ısınmak için sokaklarda yaktığı ateşler, polisin uğramadığı sokaklar, %30’un üzerindeki işsizlik oranı, nüfusun yarısının sosyal yardımla geçinmesi, uyuşturucu, şiddet bu diğer gezegenin panoramasıydı. Özellikle güney Bronx, 11 binden fazla gencin oluşturduğu 100’den fazla çetenin savaş sahnesiydi.Devamı »

Geçmiş zaman olur ki: Ocak

Geçmiş zaman olur ki”ye hoş geldiniz.Müzik tarihinin unutulmazlarını, dönüm noktalarını her ay sizlerle paylaşmayı planladığımız bu bölümün, geçtiğimiz yüzyıllarla ilgili ilginizi çekecek bilgiler içereceğini ve yakın geçmişten belki unutmuş olduğunuz grupları, parçaları hatırlatarak –güzel– anılarınızı depreştireceğini umuyoruz.

 1943 — 7’den 77’ye herkesin sevgilisi bir dünya vatandaşı doğdu

Uzun saçları, sarkık bıyıkları, alametifarikası aksesuvarları, hızlı konuşması, güler yüzü ama belki de hepsinden çok herkesin gönlüne girmiş şarkılarıyla bilinen Barış Manço 2 Ocak 1943 yılında dünyaya geldi. II. Dünya Savaşı yıllarında doğan bu çocuğun Türkiye’nin müzik dünyasının en ağır taşlarından ve ülkenin en sevilen simalarından biri olacağını kimse tahmin etmemiş olsa gerek.Devamı »

Kuzey Kore’de klasik müzik sanatçısı olmak

Alman Zeit gazetesinin haberine göre, Münih Oda Orkestrası’nın müzisyenleri, beş gün boyunca Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’ı ziyaret ettiler. Ziyeretlerinin sebebi, Pyongyang Konservatuvarı öğrencileriyle müzikal işbirliği yapmaktı. Dünyaya kapılarını kapatmış Kuzey Kore’nin nasıl bir müzikal iklime sahip olduğu başlangıçta herkes için muamma olsa da, Münih Oda Orkestrası’na bu ziyarette eşlik eden Nils Clauss’a göre, müziğin dili evrensel.

Clauss’un bu buluşmaya ait izlenimlerinden ilki, Kuzey Koreli müzisyenlerin enstrumanlarının çok kötü durumda olması. Çoğu bakımsız ve üzerlerinde çatlak ya da kırıklar bulunuyor. Kuzey Koreli müzisyenlerin müzik aletlerine gerekli bakımı yapacak bilgi ve tecrübeleri de bulunmaması durumu daha da kötüye götürmüş. Bundan büyük üzüntü duyan Münih Orkestrası’nın çellisti, meslektaşına kendi çellosunu hediye etmiş.Devamı »

Ölüm bizi ayırmadan hemen önce

Tüm hayatı başarılarla dolu olsa da, çok saygıdeğer bir hayat sürmüş olsa da, bir kişinin ölmeden önceki son sözleri her zaman anlamlı olmayabiliyor. İngiltere eski başbakanı Winston Churchill‘in “Her şeyden sıkıldım” ya da Oscar Wilde‘ın “Ya bu duvarkağıdını sökersiniz ya da ben artık giderim” cümleleri gibi bazıları ise, ironik bir mana taşıyabiliyor.

Pek çoğu sıra dışı kişilikler olan rock yıldızlarının son sözlerinin de, tıpkı kişilikleri gibi farklı ve etkileyici olması yönünde bir beklenti var. Ancak, Jeremy Simmonds tarafından hazırlanan Encyclopedia of Dead Rock Stars: Heroin, Handguns and Ham Sandwiches (Ölü rock yıldızları ansiklopedisi: eroin, tabancalar ve jambonlu sandviçler) adlı kitapta belirtildiği gibi, bu her zaman mümkün olmuyor.

Klinik psikolog Linda Blair, insanların son anlarında, hayatlarının son bulmak üzere olduğunun farkında olmaları durumunda, son sözlerinin daha anlamlı ve dinginlik içerir olacağını söylüyor. Eğer bunun farkında değillerse, o an olup bitenlerle ilgili sıradan cümleler sarf etmeleri büyük ihtimal.Devamı »

Kundakta Bach, beşikte Mozart, kucakta Beethoven

On dokuz müzisyen çellolarının, kemanlarının, nefeslilerinin başına geçtiğinde, konser salonunun zemininde emekleyen, yatan, yuvarlanan 150 kadar bebek de bulunmaktaydı. Müzik başladığında, minik başlar bir anda dikkatlerini orkestraya verdiler ve yaklaşık 45 dakika ilgilerini yitirmeden Johann Melchior Molters’in “24. Senfoni”sini dinlediler. Böylece Heilbronn Oda Orkestrası’nın üçüncü bebek konseri de büyük bir başarıyla tamamlandı.

Focus dergisinin haberine göre, bebek konserleri düzenleme fikrinin sahibi Christoph Becher, çıkış noktasının konsere gelmek isteyip bakıcı bulamayan ya da bu ek masrafı göze alamayan ebeveynler olduğunu belirtiyor. Ancak bebeklerin müziğe duyarlı olduklarını ve çok iyi algılayabildiklerini de söyleyen Becher, artık ailelerin kendileri değil çocukları için konsere geldiklerini söylüyor.Devamı »

Hayran olunan bir ölünün imzası kaç para eder?

John Winston Lennon, 1980 yılının 8 Aralık günü, ünlü olma hayaliyle yanıp tutuşan bir çılgın tarafından evinin önünde öldürüldü. Bedenine 38’lik bir revolverden çıkan dört kurşun isabet etmişti. Mark David Chapman, kurbanı Lennon’ı Manhattan’daki Dakota binasının önünde katletmeden beş saat önce, son albümü Double Fantasy‘yi imzalatmıştı. Müzik tarihinin en trajik olaylarından biri olan bu cinayetin buraya kadarki tüm detayları bilinmekte.

Lennon’ın öldüğü gün kapağını hayatının son imzasıyla damgaladığı plağın hikâyesi ise pek o kadar bilinmiyor. Kesin olan tek şey, Philip Michael’ın, cinayetten bir kaç saat sonra, plağı Dakota Binası’nın girişindeki bir çiçeklikten aldığı. Plağı kendine mi sakladığı, yoksa polise iade mi ettiği bir muamma.Devamı »

Geçmiş zaman olur ki: Aralık

Müzik tarihinin unutulmazlarını, dönüm noktalarını her ay sizlerle paylaşmayı planladığımız bu bölümün, geçtiğimiz yüzyıllarla ilgili ilginizi çekecek bilgiler içereceğini ve yakın geçmişten belki unutmuş olduğunuz grupları, parçaları hatırlatarak –güzel– anılarınızı depreştireceğini umuyoruz.

1808 – Beethoven’in 5 ve 6. senfonileri ilk kez icra edildi

Tüm klasik müzik eserleri içinde en çok bilinenlerden biri olan Beethoven‘in “5. Senfoni“si, 1808 yılının 22 Aralık gününde, Viyana’da ilk kez izleyiciyle buluşmuştu. Oldukça soğuk bir günde, ısıtma tertibatı olmayan konser salonundaki performans, dönemin kaynaklarına göre pek de tatmin edici olmamış, izleyici bu sıra dışı müziğe hak ettiği takdiri göstermemişti. Oysa Beethoven, dönemin en önemli eserlerinden ikisine imza atmış, bu iki eser için dört yıldan uzun bir çalışmaya ihtiyaç duymuştu. Neyse ki tarih, bu büyük ustaya ve müziğine gerekli payeyi biçti ve o ilk performansın etkileri uzun sürmedi.

Devamı »

Dave Brubeck’in ardından

1920 yılında başlayan hayatı boyunca enerjisi, açık yürekliliği ve tutkusuyla insanları kendine hayran bırakan, milyonlarca albüm satışına ulaşan Dave Brubeck, 92. yaş gününden bir gün önce, 5 Aralık 2012’de kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti.

İlk müzik derslerini 4 yaşındayken annesinden almıştı. Daha ilk gençlik yıllarında bir orkestrada piyano çalacak kadar yetenkliydi. Ama hayatını bir müzisyen olarak sürdürmek istediğinden emin değildi. Bu yüzden veterinerlik eğitimi almaya başladı. Ama müziğin çağrısına uzun süre kayıtsız kalamayıp bir müzik kolejine geçti. Klasik müzik eğitimi almış olsa da, gönlü cazdaydı. O zamanlar caz eğitimi almanın tek yoluysa sahneye çıkmaktı.Devamı »

Danstan yatak odasına giden yolda dinlenen müzikler

Sosyal müzik dinleme platformu Spotify üzerinden, yaşları 18-91 arası değişen iki bin İngiliz kullanıcının katılımıyla yapılan ankette kullanıcılara yatak odasında en çok dinlemekten hoşlandıkları müzik sorulmuş.

Anket sonucunda Dirty Dancing filminin müzikleri açık arayla birincilik koltuğuna oturmuş. Özellikle kadın katılımcılar tarafından bu parçanın seçilmesi, romantik anıları hatırlatmasına bağlanmış. Ancak sonuçlar, oldukça farklı müzik türlerini bir araya getirmekte. Zira iş yataktaki hareketliliğe geldiğinde herkes Dirty Dancing‘deki gibi ritmik dansları tercih etmiyor. Örneğin listenin üçüncü sırasında Maurice Ravel‘in “Boléro“su bulunuyor. Dingin ve yavaş başlayan eser, aynı motif üzerinde, ama sürekli hızlanarak devam ediyor.Devamı »

Zeki Müren sever erkekle Slayer sever kızın ilişkisi yürür mü?

Müzik türleri üzerinde tartışmak kolay ve mümkündür. Beatles abartılmış bir grup mudur, death metal gürültü müdür, tekno müzik insanı aptallaştırır mı gibi, dipsiz kuyu denebilecek tartışmalar çoktur. Bunlara, farklı boyutta bir yenisini Amerikalı bir grup araştırmacı ekledi. Tamamen farklı müzik zevklerine sahip heteroseksüel bir çift mutlu bir ilişki yaşayabilir mi ?

“Bir ilişkinin taraflarından biri, niteliksiz olduğu düşünülen bir müziği severek dinliyorsa, ilişki bundan zarar görür mü?” sorusunu yanıtlamak üzere yola çıkan bilimsel araştırma, müzik zevkleri ve cinsel çekim arasında bir ilişki olduğunu söylüyor. Birbirinden hoşlandığını fark eden iki kişi, er ya da geç, birbirlerinin müzik ve edebiyat zevklerini de tecrübe etmeye yöneliyorlar.Devamı »

Geçmiş zaman olur ki: Ekim

Yeni çıkan akademik kitaplar“la başlayan özgün listelerimiz, “Geçmiş zaman olur ki”yle devam ediyor. Müzik tarihinin unutulmazlarını, dönüm noktalarını her ay sizlerle paylaşmayı planladığımız bu bölümün, geçtiğimiz yüzyıllarla ilgili ilginizi çekecek bilgiler içereceğini ve yakın geçmişten belki unutmuş olduğunuz grupları, parçaları hatırlatarak –güzel– anılarınızı depreştireceğini umuyoruz.

1787 – Bir dehanın yeni eseri ilk kez sahneleniyor

Bir “dramma giocoso“, yani komedi ve dram unsurlarını bir arada barındıran opera eseri olarak nitelenen Don Giovanni, dünya üzerinde en çok sahnelenen operalardan biri olmak üzere yola çıktığında takvimler 29 Ekim 1787’yi gösteriyordu.

1787 yılını Prag’da, başta Le nozze di Figaro (Figaro’nun düğünü) adlı operası olmak üzere pek çok eserini sahnelemekle geçiren Mozart, yeni bir opera siparişi almıştı. Yeni operası, İtalya’da Don Giovanni adıyla tanınan Don Juan adlı çapkının hikâyesini anlatmaktaydı.

Anlatılanlara göre Mozart eseri üzerinde sahneleneceği güne ya da bir gün öncesine kadar çalışmıştı.Devamı »

Hayvanlar aleminde müzisyen isimleri

Dünya eşsiz ve muhteşem doğasıyla, yaşamaları birbirine bağlı pek çok canlı türüne ev sahipliği yapmaya inatla devam ediyor. İnsanlık bu büyük ekosisteme karşı elinden geleni yapsa da, henüz yok etmeyi başarabilmiş değil.

Bu ekosistem o kadar zengin ki, biliminsanları halen yeni canlı türleri keşfetmeyi ve onları kayıt altına almayı başarıyor. Kayıt altına alırken de bir yeni canlı türüne isim babalığı da yapıyor. Bu konuda canlıyı bir yönüyle benzettikleri ya da hayranı oldukları bir müzisyenin isminden faydalananların sayısı da hiç az değil. Kulağa onur verici gibi gelse de, bir kurbağaya, bir yabanarısına, bir sineğe ya da bir kan parazitine (?) adının verilmesi herkes için iyi gelmeyebilir. Aşağıda adları müzisyenlerden alınmış 10 farklı canlı türünün listesi var, karar sizin.

1. Elvis yabanarısı

Preseucoila imallshookupis, adını, Elvis Presley‘nin 1957 yılındaki büyük hiti “All Shook Up“tan alan bir tür. Ama neden ve ne yönden kralın adının kendisine verildiği belli değil.Devamı »

Lennon-Ono Ödülü Pussy Riot’a

Grup üyelerinden Nadia Tolokonnikova’nın eşi Pyotr Verzilov ve küçük kızı Yoko Ono’dan ödülü alıyor.

Rus punk rock grubu Pussy Riot’ın başına geleneleri ve kendilerine verilen destekleri önceki haberlerimizden takip etmiş olabilirsiniz. Geçtiğimiz günlerde Pussy Riot’a verilen desteklere bir yenisi eklendi. The Telegraph‘daki habere göre, Uluslararası Af Örgütü, eski Beatles üyesi John Lennon ve dul eşi Yoko Ono adına her yıl dağıtılan barış ödülünün Pussy Riot grubuna verileceğini ilan etti. Ödülün bu yıl, aralarında 2003 yılında Refah’taki Filistin yanlısı bir direnişte bir İsrail buldozerinin altında hayatını kaybeden Amerikalı aktivist Rachel Corrie’nin de olduğu beş isim arasında paylaşılacağı da açıklandı.Devamı »

Madonna dönerse, ıslık çalmasın

Bu aralar Madonna’nın politikacılarla arası pek iyi değil. Daha önce, bir konserinde Fransız aşırı sağcılarının lideri Marie Le Pen’i alnında gamalı haçla gösteren bir video yayınlamıştı. Bu kez de Rus kadın müzik grubu Pussy Riot ve eşcinseller için söyledikleri, bazı Rus politikacıların tepkisini çekti.

Daha önce Pussy Riot’un başına gelenleri aktarmıştık. Ancak Rusya’da baskılar bununla sınırlı değil. Petersburg’da mart ayında çıkan eşcinseller hakkındaki bir yasa uyarınca, eşcinsellik taraftarı olmak, duruma göre pedofiliyle denk olabilecek bir suç sayılmıştı. Madonna bu yasadan habersizDevamı »

Google ve müzik endüstrisinin dansında yeni figürler

Google, pek çok kullanıcı için internete giriş kapısı. Bir arama motoru olarak yola çıkan Google, bünyesine eklediği işlevlerle bir imparatorluğa dönüştü. Şimdi müzik dünyasında da aktif bir rol oynamaya soyunuyor. The Guardian‘ın haberine göre, geçtiğimiz günlerde Google, arama sonuçlarından yasadışı dosya paylaşımına katkı sağlayan siteleri çıkaracağını açıklamıştı.Devamı »

Mitt Romney’ye İrlanda’dan protesto

ABD başkanlık seçimleri yaklaşmakta ve ABD kamuoyunu etkilemek üzere cumuriyetçiler ile demokratlar kıyasıya kapışmaktalar. Bilindiği üzere cumhuriyetçiler, Obama’nın karşısına, George W. Bush benzeri politikaları savunmakta olan Mitt Romney’yi çıkartmış durumda. Daha önce Megadeth’in lideri Dave Mustaine’in Obama ve Romney konusundaki görüşlerine yer vermiştik.

Mitt Romney’nin sert ve sağcı politikaları, kendisini başkan yapacak kadar oyu toplar mı kestirilmez, ama kendisine İrlanda’dan bile muhalefet gelmiş durumda.

Mitt Romney, cumhuriyetçilerin adayı olarak açıklandığı toplantıda, Thin Lizzy grubunun “The Boys Are Back In Town” adlı parçasınınDevamı »

Gün olur, alır başımı giderim

Efsanevi post-punk grubu Killing Joke, eylül ayında The Cult‘la birlikte beş konserlik bir İngiltere turnesine çıkacağını belirtmişti. Ancak işler beklendiği gibi gitmedi ve konser mekânları oldukça küçük kulüpler olarak belirlenince Killing Joke lideri, nevi şahsına münhasır karakter Jaz Coleman, grubunun turneden çekildiğini ilan etti. Bu sırada, The Cult’a da verip veriştirmeyi ihmal etmedi.

Ancak mevzu Coleman için kapanmamış olsa gerek, temmuz sonunda kendisi sırra kadem bastı. O günden beri kendisinden haber alınamıyor ve ulaşılamıyordu. Aslında endişelenmek için acele etmeye gerek olmayabilirdi, zira bu Coleman’ın ilk ortadan kayboluşu değil. 1982 yılında, Devamı »

Dave Mustaine Obama’dan neden tiksiniyor?

Megadeth, heavy metal dünyasının önemli gruplarından biri. Grubun kurucusu ve lideri Dave Mustaine de saygıdeğer bir müzisyen olarak tanınmakta. Ancak Mustaine’in yakın geçmişe kadar bilinmeyen yönü ise, oldukça koyu bir cumhuriyetçi olması ve şu andaki ABD başkanı Obama’dan hiç hazzetmemesi. Blabbermouth sitesine göre, Mustaine, geçtiğimiz günlerde Kanada’da yayınlanan bir televizyon programında, Obama’nın doğum sertifikasının sahte olduğunu ve ABD başkanının Amerika dışında bir yerlerde doğduğundan emin olduğunu da ifade etmiş.

Cumhuriyetçilere olan sevgisini geçtiğimiz şubat ayında bir müzik dergisine verdiği mülakatta da sergileyen ünlü müzisyen, cumhuriyetçilerin başkan adayı seçimine katılan Rick Santorum’u yere göğe konduramamış; diğer cumhuriyetçi aday adaylarına ise mesafeli durmuştu. Yine de herhangi bir cumhuriyetçiyi her şartta Obama’ya tercih edeceğini söylemekten de geriDevamı »

Mars’ta uyanmak için müzik listesi

NASA, Spirit ve Opportunity adlı araçlardan sonra, Curiosity adlı yeni robotunu geçtiğimiz ay Mars’a indirmeyi başardı. Curiosity, inişini kendi Twitter hesabından duyurdu ve o günden bu yana göreviyle ilgili bilgi ve izlenimlerini paylaşmaya devam ediyor. NASA, böylece pek sevdiği şekilde, yeni robotuna da bir kişilik vermiş oluyor.

Eric Blood adlı NASA çalışanının Reddit adlı tartışma platformunda verdiği bilgiye göre, Curosity’nin kendine ait bir müzik listesi bile var. Uzaktan kumandayla idare edilen Curosity’nin uyanmak içinDevamı »

Çölün sesine kulak verin

ABD’nin en ünlü TV komdeyenlerinden Stephen Colbert, geçtiğimiz kasım ayında Tinariwen adlı bir grubu programında konuk etti. Colbert, konuklarına, Mali’nin çölünde zengin bir müzik ortamı olup olmadığını sorduğunda, stüdyodaki izleyiciler kahkahalarına engel olamadılar. Anlaşılan çölde müzik icra edilmesi fikri onlara komik gelmişti. Grubun sözcüsü ve lideri Colbert’ın sorusuna “var” şeklinde, tek kelimeyle cevap verdi. Bunun üzerine Colbert, bir başka kahkaha tufanına yol açacak yeni bir soru sordu. TV on the Radio adlı Amerikalı grup, sık sık Tinariwen’le beraber çalıyordu. Colbert, onlara TV on the Radio adlı grubu, Amerika’ya gelmeden önce duyup duymadıklarını sordu.Devamı »